Üç güzel özdeyişle başlayalım, bu haftaki söyleşimize:
* “Her insanı kötü bilip kötülemeyin; herkesi de iyi bilip övmeyin.” Mevlâna
* ”Elde edilecek bir çıkarı olduğu halde adaleti düşünen, tehlike karşısında hayatını hiçe sayan, verdiği sözü unutmayan tam insandır. Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyendir.” Konfüçyüs
* İnsanlar ne tam olarak iyi, ne tam olarak kötüdür.” Mark Twain
Neden mi bu özdeyişlerle başladım bu söyleşiye?
Ben de aynen böyle düşünüyorum da onun için. Bence de insanlar ne tam iyi ne tam kötüdür. Kötü bilinen insanların bile iyi huyları olabildiği gibi, iyi bilip övgüler yağdırdığımız kişilerin de kötü huyları, eksikleri, yanlışları olabilir.
Kolay mıdır, dört dörtlük bir insan olmak? Nice nice eksilerimiz var her birimizin. Bırakın dört dörtlüğü; dörtte üçün, dörtte ikinin bile başımın üstündedir; yeri her zaman.
Söz gelişi önceki birkaç söyleşimizde “Kasabanın Işığı Sait Esircan”ı anlatıp durdum. Niçin? Dayım değil, amcam değil… Çok uzaklardan bile olsa hiçbir yakınlığım yok. Adını bile duymamıştım; öğrencilerinin yazdığı kitabı okuyuncaya dek. Neden mi sevdim, bu eğitimciyi ben?
Mesleğini seviyor, öğrencilerini seviyor; halkını, ülkesini seviyor da onun için… Sözde bir sevgi değil onunki. Gecesini gündüzüne katarak elinden gelen her şeyi yapıp bu sevginin bedelini ödüyor. Ayrıca çağdaş bir aydın… Üstelik milliyetçi ve Atatürkçü… Mazeret üreteceğine iş üretiyor durmadan. Daha ne yapsın?
Diyeceksiniz ki şimdi, “Dört dörtlük mü bu öğretmen? Eksiği, yanlışı yok mu hiç?”
Olmaz olur mu, olmaz olur mu? Onun da var yanlışları, onun da var eksileri… Onları da söyleyeceğiz elbet. Söyleyeceğiz de bu onun yine de değerli bir öğretmen, seçkin bir yönetici ve iyi bir insan olduğu gerçeğini gölgelemeyecektir.
“Kasabanın Işığı” kitabını hazırlayanlardan Abdullah Damar’ın öğretmeni Sait Esircan hakkında yazdıklarından önceki söyleşimizde örnekler vermiştim. Bu kez de kitabı birlikte hazırladığı arkadaşı Aytekin Erdem’in sözlerinden alıntılar yapalım. Tekirdağ Nâmık Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Yard. Doç. Dr. Aytekin Erdem, ne diyor bakalım:
“Hayrabolu’nun köylerinden gelen arkadaşları okuldaki yatılı pansiyonda barındırarak onların okumalarına büyük katkıda bulundu. Çalışkan ve istekli öğrencilere eğitim süresi dışında matematik dersleri vererek (hiçbir karşılık olmaksızın) onların yatılı okulların sınavlarını kazanmasını sağladı.
Beni etkileyen bir uygulaması da önceki yıllarda okulumuzdan mezun olmuş üniversite ve yüksek okullarda okuyan ağabey ya da ablalarla bizleri buluşturup yüksek öğrenim yapma isteğimizi kabartmasıydı.”
Ve işte bu değerli öğretmenin bir yanlışı, bir eksiği:
“Bu kitabın hazırlanışı sırasında görüştüğüm bazı arkadaşlar, Sait Beyin aşırı disiplininden rahatsızlık duyduklarını söylediler. Özellikle de futbol oynamayı yasakladığından şikâyet ettiler.”
Evet, Sait Bey sporu seviyor; öğrencilerin voleybol, basketbol ve masa tenisi oynamalarını teşvik ediyor ama nedense futbolu sevmiyor. Sevmezse sevmesin de öğrencilerin tatil günlerinde mahalle aralarında bile futbol oynamalarını yasaklıyor. Dahası sık sık denetleyip oynayanları yakalayıp tokatlayarak cezalandırıyor. Öylesine özverili bir eğitimciden böyle bir davranış beklemiyordunuz değil mi? Doğrusu ya ben de beklemezdim hiç.
Oysa yasak arzu doğurur hep. Nitekim bu öğretmenin oğlu futbolcu olmasın mı sonunda! Hem de futbol kulüplerinde oynayan profesyonel bir futbolcu…
Abdullah Damar’dan da verelim, eleştirel bir alıntı:
“Sait Bey, artıları ve eksileri hep en uçta olan bir kişiydi. Başarılarını zaten arkadaşlarımız anlattılar. Fakat sert, katı, şiddet eğilimli ve duygusuz görünümlü bir yanı da vardı.”
Abdullah Damar ortaokul bitirme sınavında kimyadan bütünlemeye kalır. Ekim ayı başında tek ders sınavına girer. Edirne Öğretmen Okulu sınavını kazandığı bilindiği halde, 4,5 alsa mezun olacakken 4,4’le sınıfta kalır. Bunu anlattıktan sonra der ki:
“Bu sınavda % 1 puanlık bir hoşgörüyü yapamayan öğretmenlerim bir yılıma mal oldular. Sait Bey de bu konuda kesin otoritesine rağmen inisiyatif kullanmadı ve sınıfta kaldım.”
Abdullah Damar’ın yerinde biz olsak, biz de çok üzülürdük; değil mi? Okuldan mezun olan arkadaşı Aytekin Erdem, Edirne Öğretmen Okuluna giderken arkasından hüzünle baka kalır o! Bu uygulama öğrenciye ne kazandırdı; derseniz; biraz daha dinleyelim Damar’ı:
“Benim için en önemlisi ise Sait Beyin hep yasakladığı kahvehane kültürünü öğrendim. Yıl sonunda bütün kâğıt oyunlarının ustası olmuştum. En büyük zararım ise sigaraya başlamam olmuştu. Yani beni sınıfta bırakan hocalarım kişiliğimde büyük hasarlar oluşturmuştu. (…)
Yaşadığım bu derin travmaya rağmen niye Sait Esircan kitabı yazıyorum diye çok düşündüm. Ama artılar daha ağır bastı. (…) Öğretmen olduktan sonra ve daha sonrasında okul müdürü olarak devam ettiğim dönemde Sait Beyi model olarak aldığımı hissettim. Şiddet ve olumsuz davranışları dışında öğrenciyi takip, velilerle iş birliği, başarıyı ödüllendirme, yönlendirme gibi pek çok konuda benziyorduk. 39 yıllık meslek hayatımda ondan esintiler hep oldu.”
Şunu da yazmadan geçememiş; değerli meslektaşım:
“Kitap için hazırlık ve araştırma çalışmamız sırasında karşılaştığım bir başka komik durum da Sait Hocanın yasaklar koyarak bir nesli futbolcu yapmış olmasıdır. Ortaokulu kurarken kayıt yaptığı ilk öğrencilerden biri olan merhum Ergül Yeltekin’den başlayarak birçok genç yetenekli öğrenci çok başarılı futbolcu olmuşlar; Hayrabolu ve bölge takımlarında futbol oynamışlar.” (…)
“Artısı ve eksiği ile, doğrusu ve yanlışı ile Sait Hoca da bir insan. Hayrabolu’da görev yaptığı 23 yılda bir neslin hayatını değiştirdi. Şehrin eğitim ve okul hayatına çok büyük katkı ve emek verdi.”
Bu söyleşimizi Aytekin Erdem’in sözleriyle bitirelim:
“Sait Beye bizlere öncelikle iyi insan olmayı; çalışkan, ciddi, disiplinli, ilkeli ve kararlı 0lmayı, topluma özverili hizmet etmeyi, mantıklı düşünmeyi öğrettiği için minnettarım. Eğitimciliğimde farkında olarak veya olmayarak kendisinden çok etkilendiğimi ve ayrıca yüksek öğretimdeki uzun yöneticiliklerimde kendisini rol model olarak aldığımı düşünüyorum.
Kasabamızın ışığı değerli öğretmenim!
Ekonomik sıkıntılar içindeki aile çocuklarının meslek sahibi olmalarına katkıda bulundunuz; bizim ufkumuzu açtınız. Her şeyden önce de zor koşullarda yılmadan eğitimde nasıl başarılı olunacağını bize öğrettiniz. Size ne kadar teşekkür etsek azdır.” (*)
Evet ya!.. Kusuru var diye güzelin güzelliği solmaz.
Siz siz olun, bir yanlışı oldu diye hemen silip atmayın insanları.
------------------------------------------------------------------
(*) Kasabanın İşığı Sait Esircan, Hazırlayanlar: Abdullah Damar, Aytekin Erdem, Tekirdağ 2016
Hedef Grafik… E-Posta: abdullah.damar@hotmail.com Tel: 0542 611 61 45