YAŞAMAK ZAMANI

Merakla Bekliyorum

Köy Enstitülü bir babanın oğlu olan Orhan Şenoğlu’nun, telefonda anlattığı güzel anısına önceki söyleşimizde yer vermiştim. Bu kez sözlü bir ileti gönderdi.

Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum;
Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boynum!
Mehmet Âkif ERSOY

Köy Enstitülü bir babanın oğlu olan Orhan Şenoğlu’nun, telefonda anlattığı güzel anısına önceki söyleşimizde yer vermiştim. Bu kez sözlü bir ileti gönderdi. Diyor ki değerli kardeşim:

“Ali Uyar öğretmenimizin anlattığı bu anısının ikinci bir bölümü var ki, o beni daha çok etkiledi. Hani, köyden birkaç kişi bir gece okulu ateşe verirler de “Öğretmen okulu yaktı!” diye şikâyetçi olurlar ya… Yargılanan öğretmenimiz, suçsuzluğu kanıtlanıp aklanarak mahkemeden çıkarken, Cumhuriyet Savcısı 18 yaşındaki çiçeği burnunda o delikanlıya:

“Öğretmen Bey!

Şuna buna aldırmadan ne gerekirse yap ve okulu en kısa zamanda yeniden öğretime aç.” der.

Bu konuda kimseden yardım istemeyi düşünmez; Ali Öğretmen. Ne İlköğretim Müdürüne baş vurur, ne Kaymakama… Doğruca köyü Gödene’ye gidip bolca nohut kavurtur annesine. Ve bir torba nohut kavurgasıyla döner, öğretmen olarak görevli olduğu Şahap köyüne. Burada ormanda çalışan ve halkın “Tahtacılar” dediği orman ve ağaç işçileriyle dostluk kurar. Neden mi?

Okulun yanan çatısının yeniden yapılabilmesi için ağaç direklere, hatıl ve tahtalara ihtiyaç vardır çünkü. Günlerce “Tahtacılar”la birlikte çalışıp onlara yardım eder. Acıktıkça cebinden bir avuç nohut kavurgası atıp ağzına bolca su içerek açlığını giderir. Ama sonunda çatı için gerekli olan tüm malzemeyi hazırlayıp köyden birkaç kişinin de yardımı ile yakılan okul binasının önüne taşır.

Şahaplılar genellikle iyi birer yapı ustası ve marangozdurlar. Köylerinin okulu ve çocuklarının eğitimi için gece gündüz demeden çalışan öğretmenlerini yalnız bırakmazlar. Ve okulu yeni ders yılının başlayacağı güne bir hafta kala hazır ederler.

Henüz 18 yaşında olan bir gencin zorluklar karşısında yılmayıp pes etmeyen iradesi ve çalışkanlığı beni çok etkilemişti. O, babam Kemal Şenoğlu gibi Aksu Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olmasa bunu başarabilir miydi?

Yıllarca yeri geldikçe anlatıp durdum; sevgili öğretmenimizin ders almamız gereken bu güzel anısını. Böylesine güçlü, inançlı, halkını ve ulusunu canından çok seven öğretmenler yetiştiren Köy Enstitülerini kapatmak, ülkemize yapılan en büyük kötülüklerden biridir bence.”

İşte böyle söylüyor, Köy Enstitülü bir öğretmenin oğlu olan Orhan Şenoğlu. Haksız mı? Anıyı yarım bırakmaya gönlü razı olmadığı için gerekeni yaptığından dolayı bir kez daha yürekten teşekkür ederim; değerli kardeşime.

Şimdi de Akseki’nin Menerge köyünden Kerim Koca dayımın bankacı kızı Nâile Koca Güvenç ne yazmış; ona bakalım:

“Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, yurtsever öğretmenlerimizin azmi azalacağına artmış olacağı için ülkemiz bambaşka bir seviyeye gelmiş olurdu bugün. Ben 80 yaşındayım. İlkokul öğretmenlerimi ve bana katkılarını hâlâ unutamıyorum. Onlar gibi, onları yetiştiren Köy Enstitülerinin açılmasında emeği geçenlerin de ışıklar içinde uyumalarını diliyorum.”

Uzun zamandır görüşemediğim sevgili kardeşim Nâile 80 yaşında olduğunu yazmasa ben onu 55-60 gibi yaşatıyordum belleğimde. Telefonda söyledim de bunu kendisine, “Kızlarım yaklaştı o yaşlara abi.” demesin mi?

Çok başarılı iki kızı var: Dr. Ceyda ve Mimar Şeyda’nın sevgili anneleri, torunlarının da canciğer anneanneleridir o!

Bu kez de Adana’dan Nurten Bozdemir öğretmenimizi dinleyelim:

“Bu haftaki söyleşinizi de severek okudum. Biz öğretmenlerin, Öğretmeniniz Ali Uyar’ınkine benzer öyle çok anılarımız var ki!.. O güzel anı dışında arkadaşların yorum ve anıları da çok güzel!..

Ben de öğretmen okulunu bitirir bitirmez 18 yaşında atanmıştım bir köye. O köyün ilk ve tek öğretmeni, aynı zamanda okul müdürü… Söyleşinizi okurken o günlerde tek başıma verdiğim mücadeleleri bir kez daha yeniden anımsayıp yaşadım. Teşekkürler öğretmenim!

NOT: Yaza elveda deyip Adana’ya gelerek evime yerleştim. Bundan sonra daha fazla okuma fırsatım olacak.”

Yeniden hoş geldiniz; Adana’ya ve evinize sevgili öğretmenimiz. Bundan böyle de güzel haberlerinizi almak dileğiyle…

Ve soyadı adaşım Aziz Mustafa Erkan’ın iletisiyle bitirelim; bu söyleşiyi:

“Sevgili Öğretmenim;

Bu haftaki söyleşinizi okurken 1972-1974 yıllarında Küçükköy Vefa Poyraz Lisesinde buldum kendimi. Ve Türkçe öğretmenimiz Hüseyin Erkan canlandı hayalimde. Aslında yazacak çok şey var. İyi ki tanımışım sizi! İyi ki öğretmenim olmuşsunuz!

Ellerinizden öper; Erkan ailesine sağlıklı, huzurlu, mutlu ve uzun ömürler dilerim.”

Sevgili adaşım, bu iletisinin altına değerli yazarımız Fakir Baykurt’tan çok güzel bir anı eklemiş. Uzun olduğu için onu veremiyorum. Keşke tüm öğretmenlerle, tüm anne ve babalar da okuyabilseler; o güzel anıyı!

Uygun bir zamanda bir söyleşimde mutlaka paylaşmak isterim; sevgili adaşımın bu güzel iletisini.

Bu hafta kendimden bir şey veremedim ama sizin iletilerinizdeki yorumlar ve eleştiriler daha önemli bence. Güzel anılarınızı, düşünce ve eleştirilerinizi esirgemeyin lütfen!

Esirgemeyin ki, herkes yararlansın; deneyimlerinizden.

Merakla bekleyeceğim.

Yayın Tarihi
10.10.2026
Bu makale 214 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Arama Yap!