YAŞAMAK ZAMANI

Eli Öpülesi Bir Müdür

Bu haftaki söyleşimi yazmak için, elime kalemi alır almaz cep telefonum bir ileti geldiğini haber verdi. Baktım, Prof. Dr. Bülent Okay'dan… Önce bu değerli bilim insanımızı tanıtayım kısaca:

Bu haftaki söyleşimi yazmak için, elime kalemi alır almaz cep telefonum bir ileti geldiğini haber verdi. Baktım, Prof. Dr. Bülent Okay'dan… Önce bu değerli bilim insanımızı tanıtayım kısaca:

Sevgili Bülent Okay, benim Aksu İlköğretmen Okulundan öğretmenim Musa Okay ile öğretmen eşi Mürvet hanımın oğlu. Bülent, sevgili Okay öğretmenlerimin üç oğlunun en küçüğü... Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sinoloji Bölümünde öğretim üyesi…  (Musa Okay öğretmenimle Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen Okulunda iki yıl birlikte çalışma şansım da oldu.)

Profesör kardeşimin gönderdiği ileti, yazar Peyami Safa'nın bir özdeyişiydi:

"Dünyada en tehlikeli insan, bir yüksekokul bitirmiş ama karakteri cüce kalmış insandır."

Ve altında şu yorum:

"Diploma duvara asılır; karakter insanın yüzüne... Çünkü bir insanın gerçek seviyesi, kendisine hiçbir gücü yetmeyene nasıl davrandığı ile ölçülür. Asıl mesele, sana karşı koyamayacak olana nasıl davrandığındır.”

İnanmayacaksınız belki ama ben bu konuda bir söyleşi yazmak için oturmuştum masaya. Hem de kimi örnek verecektim, bilir misiniz?

Sizin de “Ne değerli bir öğretmen ve müdürmüş!” dediğiniz “Kasabanın Işığı Sait Esircan”ı… Önce bu değerli eğitimcimizin çalışma arkadaşlarından öğretmen Ahmet Özer’in kitapta yer alan bir yazısını özetleyeyim:

Bursalı Özer öğretmen, 1967’nin ağustos sonunda Hayrabolu Ortaokulunda göreve başlar. Gittiği Öğretmenler Derneği Lokalinde kimi öğretmenlerin Müdür Esircan hakkında yaptıkları olumsuz dedikoduları duyunca morali bozulur. İki gün sonra bütünleme sınavında görevliyken sınav sırasında müdür öğrencileri azarlayınca:

“Müdür Bey, öğrencilerin moralini bozuyorsunuz!” diye çıkışır.

Bu uyarıyı yapan, henüz üç günlük stajyer bir öğretmendir. Uyardığı kişi ise yılların öğretmeni ve okul müdürü… Üstelik öğrencilerin karşısında… Böyle bir durumda siz müdür olsanız ne yapardınız? Bu kendini bilmez çaylağa okkalı bir ders verirdiniz; değil mi?

Müdür Esircan ne yapmış, bakalım:

“Sesini alçalttı ve bana, “Haklısınız hocam!” dedi. Bir daha da sınavlarda öğrencileri azarlamayarak büyüklük gösterdi.”

İnsanlar genellikle kendinden zayıf ve alt rütbede olan birinin uyarısı karşısında ona “Haklısınız” deyince küçüleceğini sanır. Oysa öğretmen Ahmet Özer bakınız; “Müdür böyle davranmakla büyüklük gösterdi.” diyor.

Şimdi aynı öğretmenden bir alıntı daha yapalım:

“Bir cumartesi günü Bursa'daki köyüme habersiz gittim. Köyde bir arkadaşımın evlenme düğünü vardı. Hayrabolu'ya pazartesi günü döndüm. Müdür beye durumu anlattım. Bana, “Arkadaşım gençsin, tecrübesizsin; mesleğine zarar gelmemesi için bir daha giderken bir dilekçe bırak. Benim haberim olsun. Sen ders defterini imzala. Bu açığını boş derslerde kapatırsın.” diyerek beni şaşırttı ve çok mahcup oldum.”

Yine aynı öğretmen diyor ki:

“Pansiyondaki odada Cevat Turan ile kalıyorduk. Cevat Bey Muğla'dan sürgün edilmiş, hanımı da Edirne'ye tayin edilmişti. Muğla'daki müdürün verdiği rapor yüzünden tayini çıkmıyor ve terfi edemiyordu.

Sait Ercan'ın verdiği rapor üzerine bir bakanlık müfettişi görevlendirilir. Gece saat 11:00'i geçmişti. Sait Bey okula geldi. Cevat Beye “Seni teftiş etmek üzere bir müfettiş geldi. Niyeti de iyi değil. Onun için müfettişe yarın ters davranma. Ben senin hakkında kendisine iyi şeyler söyledim. Plan ve programında noksanlıkları tamamlayalım.” dedi.

Bizimle birlikte çalışarak arkadaşımızın eksiklerini tamamladı. Saat 01:00 sularında evine gitti. Ertesi gün müfettiş geldi. Cevat Beyin altı dersine de girdi. O teftişten sonra Cevat Bey terfi etti ve yıl sonunda da Edirne'ye tayini çıktı.

Cevat Turan asabi bir arkadaştı. Bir öğrencisini biraz fazla hırpalamış. Ertesi gün o öğrencinin velisi okula geldi. Sait Bey'e öğretmen hakkında şikâyetçi olduğunu, üst makamlara şikâyet edeceğini söyleyince Said Bey veliye Cevat Beyin durumunu anlattı ve “Şikâyetin bu öğretmenin sonu olur.” diyerek veliyi ikna etti.”

Öğretmenliğim boyunca, Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi Müdürü, “Övünmek Gibi Olmasın Kayseriliyim” kitabının yazarı Kâzım Yedekçioğlu dışında böyle bir müdüre rastlamadım ben.

Ya şu olgunluğuna ne dersiniz? Ahmet Özer anlatıyor yine:

“Türkçe öğretmeni Cahit Özdamar da benim gibi dolduruşa gelen bir arkadaşımızdı. Sait Beyle sürtüşmek için sebepler arardı. Sait Bey ise hiçbir zaman hislerine kapılmamıştır. Çünkü öğretmenleri seven, koruyan, babacan bir müdürdü o.

Öğretim yılının sonunda öğretmenler kurulunda stajyer öğretmenlerin durumu görüşülüp karara bağlanıyordu. Beni, Cahit Beyi, Melahat Hanımı dışarı çıkardılar. Cahit Bey bize:

“Sizlerin stajyerliği kalkar, benimki kalkmaz!” diyordu.

Sonunda bizi içeri çağırdılar. Müdür Bey bizleri onore eden bir konuşma yaptıktan sonra, stajyerliklerimizin kaldırıldığını bildirdi. Cahit Bey ağlayarak Sait Beyin elini öptü ve özür diledi.”

Ve müdürünün daha da önemli bir hizmetini anlatmadan geçmemiş:

“Her yıl yüz civarında köy çocuğunu pansiyonda barındırmıştır. İlçedeki askeri piyade alayından yemek çıkartılmasını sağlamıştır. (…) Yine bir gece saat 21:00 gibi okula gelerek sınav giriş kartını kaybeden bir öğrenciye sınav giriş kartı düzenlediğine bizzat şahit oldum.”(*)

Siz söyleyin şimdi:

Böyle bir müdürün eli öpülmez mi?

---------------------------------------------------------------

(*) Kasabanın Işığı Öğretmen Sait ESİRCAN, Hazırlayanlar: Abdullah Damar, Aytekin Erdem

     Tekirdağ 2016, Hedef Grafik

Yayın Tarihi
18.10.2026
Bu makale 194 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!