YAŞAMAK ZAMANI

İki Dürüst Gencin Büyük Başarısı

Alorko Holding’in kurucusu İshak ALATON’u duymayan yoktur sanırım. Ünlü iş adamımızı ben de duymuştum da bu başarıyı nasıl kazandığını bilmezdim.

Alorko Holding’in kurucusu İshak ALATON’u duymayan yoktur sanırım. Ünlü iş adamımızı ben de duymuştum da bu başarıyı nasıl kazandığını bilmezdim.

Geçen hafta kitaplığıma şöyle bir göz attığımda, ona buna vermeye kıyamadığım kitaplardan birini aldım elime. Gazeteci ve Yazar Ünal Bolat’ın 25 yıl önce basılmış bir kitabı… Romanlaşan Hayatlar(*) Çok önceleri okuyup beğendiğim bir eser… Kimler var, kimler!.. Sayfalara bakınca beğendiğim pek çok cümle ve paragrafları işaretlediğimi gördüm.

İlk sayfadan başlayınca sonuna dek okuttu yine kendini bana. Hayatları romanlaşan şairler de var, yazarlar da… Bilim insanları da var, Çetin Altan gibi gazeteciler, Halit Kıvanç gibi sunucular da…

Perihan Savaş, Selda Alkor gibi sanatçılar da var, Korkut Özal gibi siyasiler, İshak Alaton gibi ünlü iş adamları da… Kendi alanlarında başarılı olmuş 28 ünlü… Hepsi de kendileri anlatmış; başarılarının sırrını.

Ben, İshak Alaton’dan seçtiğim birkaç alıntı vermek istedim size. Söz onun şimdi:

“1954 yılındaydı. İkimiz de parasızdık. Karaköy’de, Bankalar Caddesinde, Vefayi Handa ufacık bir odada iki masa, iki iskemle vardı. Bu odadan böyle bir müessese nasıl doğdu? Bunu felsefi olarak ortaya koymak lâzım.

Sıfırdan başlayan bir insanın kullanabileceği üç kredi imkânı var.  Birincisi kendi parasal imkânı… Bu bizde yoktu. İkincisi bankaların açacağı kredi… O da bizde sıfırdı.  Çünkü karşılığında teminatımız yoktu. Ve üçüncüsü kendi şahsiyetiyle ortaya koyduğu bir dürüstlük mesajı ki, işte biz bunu kullandık.”

İlginç değil mi?

Kim olduğunu bilmediğimiz arkadaşıyla birlikte nasıl kullanmışlar bakalım; bu krediyi:

“Daha işin başında her ikimiz de dürüst insanlar olduğumuzu, sözünün eri insanlar olduğumuzu ispat ettik. O zamanlar Perşembe Pazarı, Karaköy, Eminönü Tekstil ve diğer piyasalar hep bize maddi ve manevi krediler açtılar. “Evet, siz dürüst insanlara benziyorsunuz; alın bu malı kullanın, sonra gelin, parasını ödeyin” dediler. Biz de öyle yaptık.”

Gereksiz ayrıntılara girmeden ne güzel anlatıyor!

Bundan sonra ne olmuş, nasıl olmuş; dinleyip öğrenelim:

“Hayatta dürüst olmak, sözünü tutmak yalnız bir inanç olayı değil, ondan da öte insanın kendi çıkarına uygun bir tutum, bir davranıştır. Neden? Çünkü bunu paraya çevirebiliyorsunuz. Türkiye iç piyasası size güvendiği takdirde, size açtığı kredi paraya dönüşüyor; para kazanıyorsunuz. Kazandığınız parayla da borcunuzu ödüyor, böylece büyüyorsunuz. Demek ki, eğer başarılı olmak istiyorsanız, dürüst olmak zorundasınız. (…) Başarı için dürüst olmak zorunlu ve yeterlidir.”

İyi bir öğretmen olmak için ders kitaplarını ezberletmek yetmez. Kısa sürede unutulur o ezber bilgiler. Alaton’un yukarıda anlattığı gibi çok güzel örnekler vermek gerekir gençlere. Yarınların hekimi, hâkimi, savcısı, mimarı, mühendisi, kaymakamı, valisi, millet vekili, bakanı, dahası cumhurbaşkanı olacak gençlere…

Bakınız, çok önemli bir konuya daha değinmiş; ünlü iş adamımız:

“Ortak olduğumuz zaman ikimiz de bekârdık. Ama taa o günlerden ilkeli kararlarımız olmuştu. Bunlardan biri ve en önemlisi de aile dostluklarımızın mesafeli olması ve işe karıştırılmamasıydı. (…)

Özellikle hanımlarımızın çok yakın bir dostluk kurmalarını istemedik. Bilinçli olarak hanımlarımız birbirlerinden uzak kaldılar. Böylece onları, “Sen ne giyiyorsun, sen ne kullanıyorsun?” gibi bir yarışa sokmadık. (,,,) Özellikle birbirlerinden uzak tuttuk. (…)

Aynı şekilde akraba veya yakınlara, yeğenlere şirket içinde yer vermeme prensibini güdüyoruz. Akraba ile iş yapmamanın, akrabayı işe bulaştırmamanın çok daha saygın ve sağlıklı olduğunu düşünüyoruz.”

İş hayatında gerçekten çok önemli bir kural… Bu kurala uymayanların işlerini berbat ettikleri gibi, hısım ve akrabalıklarını da kanlı bıçaklı bitirdiklerine, en hafifi bir daha birbirlerinin yüzüne bakmayıp adlarını bile anmadıklarına ya da nefretle andıklarına tanık oldum. Alaton’un ortağı yine ünlü bir iş adamı olan Üzeyir GARİH… Nasıl tanıştıklarını Alaton’dan dinleyelim:

“1954 yılı… Ben o zaman 27 yaşındayım. Garih de 25 yaşında… Birbirimizi hiç tanımıyoruz. O İstanbul’un ayrı bir köşesinde, ben ayrı bir köşesinde… Üstelik 1951’den sonra üç yıl Türkiye’de yoktum. !951’de İsveç’e gittim. Kaynak işçisi olarak işe başladım. Sonra teknik büroda vantilatör çizmekle uğraştım.”

Bu kadar yeter deyip üç yıl sonra İstanbul’a döner. Diploması falan yok. Müteahhit olarak çalışmak ister. Kimse, “Diploman var mı?” diye sormaz, bu işi yapanlara, değil mi ya! Öyledir de o yine de diplomalı birine ihtiyaç duyar. Sağa sola sormaya başlar.

Birbirinden habersiz ama ikisini de tanıyan ortak bir dostları varmış. Der ki, “Carier’de çalışan genç bir mühendis var. Onunla tanış, konuş.”

Genç Mühendis Üzeyir Garih, o sırada Carier’in temsilcisi Tokar şirketinde çalışıyormuş. Tanışırlar; oturup konuşarak birbirlerini tanımaya çalışırlar. Birkaç gün düşünüp taşındıktan sonra yine buluşup konuşurlar. Ve birlikte bir maceraya atılmaya karar verirler.

Sözü Alaton’a bırakalım yine:

“Tabii, onun aldığı risk, benimkinden fazla. Çünkü o saygın bir şirkette saygın bir yeri ve iyi bir maaşı olan bir mühendis… Bense işsiz güçsüz biri…”

Buna karşın Üzeyir Garih:

“Biz ikimiz bir şeyler yapacağız; buna inanıyorum.” deyip işinden istifa eder. El ele, omuz omuza verip öyle güzel çalışıp başarılı olurlar ki, kırk yıl sonra Carier firmasının ortağı olurlar. Bu kitapta Üzeyir Garih yok… Sizi bilmem de ben onu da merak etmiş ve yine Ünal Bolat’ın, “Romanlaşan Hayatlar-1” adlı eserinin 188. sayfasında olduğunu not etmişim.

O kitabı da bulurum umuduyla aradım ama bulamadım raflarımda. Onu bulamadım ama başka bir şey bularak sevindim. “Nedir bulduğun?” derseniz:

 Köy Öğretmenleri ile Haberleşme ve Yardımlaşma Derneğinin, İstanbul’da 1972’ de yayınladığı, “Türk Köyünün Kalkınmasında Kitabın Rolü” adlı eseri.

Bu kitabı saklayamadığımı sanmıştım ama yanılmışım. Raflarımdaymış meğer. Önümüzdeki hafta da ondan söz edeyim. Merak ediyorum; 54 yıl önce neler yazmışım da beğenmiş jüri üyesi Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, Rauf Mutluay, Oktay Akbal, Türker Acaroğlu ve Arslan Kaynardağ?

Tören yemeğinde bulundukları için İlhan Selçuk, Melih Cevdet Anday ve Sami Karaören’in de jüri üyesi olduklarını yazmıştım; birkaç hafta önce ama kitabı görünce anladım ki, bu üç yazar bulunmamışlar jüride.




(*) Romanlaşan Hayatlar, Ünal Bolat: Arı Sanat yayınları, Hatırat Dizisi 2, İstanbul 1920

Yayın Tarihi
25.07.2026
Bu makale 118 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!