Bu ne biçim iştir, Tanrı aşkına! Ben Dicle İlköğretmen Okulunda üç yıl çalıştıktan sonra 1964’ün aralık ortalarında ayrıldım. Ayrıldım ama bu okulun özellikle 1961-1964 yıllarındaki öğrencileri -ki, yıllarca öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldukları halde- beni bir türlü bırakmıyorlar.
Sanmayın ki, ‘laf olsun, torba dolsun’ diye böyle bir giriş yaptım. Hayır, hiç de değil… İnanmadıysanız, bir örnek vereyim size. Eğitimci yazarlarımızda İzzettin Çelik’i tanır mısınız?
Durun, kısaca ben tanıtayım onu size:
İzzettin Çelik, 1944’te Ergani ilçesinin iki kilometre yakınındaki bir köyde doğar. Ağa ve şeyhlerin egemenliğindeki köyde Kürtçe konuşulur. Ağa ve şeyler her yıl köylünün harmandaki ürününe çeşitli bahanelerle ortak olurlar.
Babası Malatya/Akçadağ Köy Enstitüsü çıkışlı bir eğitmendir. Okul çağına gelince ilk üç sınıfı köyünde görevli bir eğitmende okur. Dördüncü ve beşinci sınıfı üç arkadaşıyla birlikte 2 km uzaklıktaki Ergani’ye yaya gidip gelerek tamamlar. Türkçeyi iyi konuşamadıkları için Erganili çocuklarca hor görülüp alay edilerek dövülürler.
Özellikle kış günleri yağmurlu ve karlı havalarda okula gitmek, okuldan eve dönmek çok zor olur onlar için. Dicle Köy Enstitüsü mezunu anlayışlı öğretmenleri ve bir iki arkadaşlarının onlara acıyarak arka çıkması sayesinde ilkokulu bitirir. Ortaokulu da Ergani’de okur.
İki yıl ara verdikten sonra aynı köyden iki arkadaşıyla birlikte Ergani yakınındaki Dicle İlköğretmen Okuluna gündüzlü olarak kaydolur. Köyleri ile okul arası 3 kilometredir. Belirli bir yol olmadığı için çamurlara bata çıka gidip gelirler. Okul idaresi gündüzlü öğrencilerin hiçbir sorunu ile ilgilenmez.
Dedeleri yaşındaki Tarım Öğretmeni Tahsin Çetin gibi, Şanlıurfalı Din Dersi Öğretmeni Yümni Sezen ile Antalyalı Edebiyat ve Kompozisyon Öğretmenleri Hüseyin Erkan bile görmezden gelir; gündüzlü öğrencilerin sorunlarını. Öğle paydosu zili çalınca yatılı öğrenciler yemekhaneye koşarlar. En az üç çeşit sıcak yemeklerini yerler. Toplam sayısı 30’u geçmeyen “Gündüzlü öğrenciler ne yer ne içer?” sorusu kimsenin aklına gelmez.
Tüm bu zorluklar, İzzettin Çelik’i yıldırmaz. Okulu başarıyla bitirip öğretmenlik diplomasına kavuşur sonunda. İnsanın çok isteyip çok emek harcayarak elde edemediği ne vardır ki? Zor elde edilenlerin de değeri de bir başka olur.
Nitekim sıradan bir öğretmen olmaz sevgili Çelik. Okuldaki görevi bitince kahveye koşup saatlerce tavla ve kâğıt oyunlarıyla öldürmez vaktini. Öğrencileri ve çevre halkının sorunlarıyla yakında ilgilenip çareler arar sürekli. Düşünce, görüş ve önerilerini öykü, makale, fıkra olarak yazıp yayınlar.
Sık sık haberleştiğim bu meslektaşım bir yıl kadar önce, “Büyük Karar diye bir kitap okudunuz mu?” diye sordu. Okumadığım gibi adını bile duymamıştım. “Ben okudum, çok beğendim. Ne olur siz de bulup okuyun. Seveceksiniz.” diye anlatıp durdu. Birkaç ay sonra, o kitabı bulup bulmadığımı, okuyup okumadığımı sordu bu kez.
Yanıtım olumsuzdu. Yoktu kitapçılarda çünkü. “Uzun yıllar önce basılmış bir kitap. Bulamamanız normal… Ben göndereyim size.” deyip adresimi aldı. Ve bir ay kadar önce ulaştı bana o kitap. Şöyle bir inceledim de yayınevi adı da yok, basım yılı da… İnternetten araştırınca şu bilgilere ulaştım:
“Bu kitap İhsan Bengü’nün anı/hatırat ve roman türünde 403 sayfalık bir eseri… Kendi yayını… Cağaloğlu/İstanbul Güray Matbaasında 1962’de basılmış. Osmanlının son dönemi… Kurtuluş Savaşı ve genç Cumhuriyet dönemi… 1910-1930’lu yılları bir öğretmenin gözünden anlatan dramatik bir roman… Kitap İrfan Öğretmen karakterinin yaşadığı haksızlıkları ve dönemin toplumsal atmosferini anı defteri formatında aktarır.”
Romanın baş kahramanı bayan İrfan Öğretmen, Osmanlı döneminde Çanakkale savaşlarına katılmak üzere arkadaşlarıyla birlikte okulu bırakıp asker olan ve uzun yıllar subay olarak görev yapan bir babanın kızıdır. Oğlu da binbaşılığa kadar yükselip Konya ve Samsun’da merkez komutanlığı yapar.
Büyük bir merakla okuduğum bu kitabı ilk alan kişi Mustafa Duman olsa gerek ki ilk sayfaya mürekkepli kalemle adıyla birlikte “Adana 19/6/1978” diye yazmış. Ünlü yazarımız Orhan Kemal’in bir sözü var son sayfada. Şöyle demiş, değerli yazarımız:
“Bu eser ne Çalıkuşu’dur; ne de Vurun Kahpeye… Onların çok ötesinde bir değerdir.”
Faruk Gürtunca da şöyle demiş:
“Okul sıralarında İstiklal Savaşına giderek orada birçok hayati güçlüklerle karşılaşan bir asker kızının dramıdır. Zevkle okunacak bir eser.”
Yazarlarımızın görüşüne aynen ben de katılırım.
Roman kahramanı İrfan hanım aslen Elazığlı ama iki yaşında babasının görevi nedeniyle İstanbul’a gelmiş, mesleğini aşkla sevmiş bir öğretmen… Bire bir yaşadıkları anlatılmış. Sevinç de var, acı da üzüntü de… Büyük bir aşk da var, ihanet de… İyilikler de var, kötülükler de… Başladınız mı bırakamıyorsunuz elinizden.
Daha önce bulup okuyamadığım bu kitaptan söz edip kapak fotoğrafını paylaşmıştım kimi dostlarla. Mersin’den Nurten Bozdemir öğretmenimiz bir sahafta bulup benden önce okudu ve çok beğendiğini yazdı bana.
Güçlü bir yayınevi bassa ve iyi bir tanıtım yapsa kısa zamanda “en çok satan, en çok okunan” bir kitap olur bu roman.
Ya filmi çevrilse, ya dizi olarak çekilse!..
Hıçkırık’ı da geçer, Yaprak Dökümü’nü de…
Çalıkuşu’nu da geçer, Vurun Kahpeye’yi de…
Söylemesi benden, uygulaması kimlere nasip olacak bakalım!
Altmış iki (62) yıl önce Dicle’de ders dışı kitaplar, dergiler okutmak için çaba gösterdiğim, “Hatıra Defteri” tutturarak her gün duygu ve düşüncelerini yazmaya özendirdiğim öğrencilerimden biri olan eğitimci yazarımız İzzettin Çelik, onca yıl sonra 403 sayfalık Büyük Karar adlı kitabı zorla okutarak intikamını(!) işte böyle aldı benden.
Bu güzel kitabı okumama neden olduğu için gönülden teşekkür ediyorum; sevgili yazarımıza. Yeni yayınlanan Dicle Aydınlığı(1) adlı kitaptaki, gerçekleri olduğu gibi dile getiren çocukluk ve öğrencilik anılarıyla süslediği güzel yazısını da severek okudum.
İzzettin Çelik(2) gibi daha nicelerinin merakla okunan anıları var bu kitapta.
--------------------------------------------------
(1) DİCLE AYDINLIĞI (Tanıklıklarla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna)
Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Nisan 2026, Bassaray Yayınları, Bornova/İzmir, (0232) 457 71 48
(2) İZZETTİN ÇELİK, Menderes/İzmir, Telefon: (0535) 051 50 85