YAŞAMAK ZAMANI

Dağların Mucizesi Doğal Antibiyotik

Başlıkta okuduğunuz gibi, “Dağların mucizesi doğal antibiyotik” denen kekik bitkisinden söz eden söyleşilere ilgi oldukça fazla… Sözü hiç uzatmadan gelen iletilerden örnekler vereceğim.

* * * Bir yerin otu kekik,
kuşu da keklikse durma yerleş.

Başlıkta okuduğunuz gibi, “Dağların mucizesi doğal antibiyotik” denen kekik bitkisinden söz eden söyleşilere ilgi oldukça fazla… Sözü hiç uzatmadan gelen iletilerden örnekler vereceğim.

İlk yanıt yaklaşık 50 yıldır Almanya’da yaşayan Necmettin Çivilibal öğretmenden:

“1980’lerde tatil için geldiğim ülkemizden Berlin’e dönerken Prag’da bir otelde kaldık. Otel ücretine dahil sabah kahvaltısında bize kekik çayı getirdiler. Çok beğendik. O gün bugündür kahvaltılarımızda bildiğimiz çay yerine özellikle kekik ve diğer bitki çaylarını tercih ediyoruz.”

Prag, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti, değil mi? Bak hele!.. Bizim ülkemizde doğal olarak kekik yetiştiren yöreler dahil herhangi bir otel, lokanta, kahve, lokal ve gazinoda kekik çayı verildiğini görüp duydunuz mu? Her yerde ve her evde ille de kara çay!.. O da iyi, o da yaralıdır da her şeyin fazlası zararlı değil mi? Her gün içtiğimiz beş on bardak çayın hiç değilse yarısının kekik, nane, ıhlamur çayı olması daha yararlı olmaz mı?


İkinci ileti Prof. Dr. Ali Yılmaz’dan:

“Önceki hafta, ‘Kekik Deyip Geçmeyin’ adlı yazınızı okumuştum; bu hafta da ‘Kekik Giren Eve Doktor Girmez’i zevkle okudum. Çok haklısınız! Dozu aşıp çay, kahve tiryakileri gibi abartmamak şartıyla ben de aynen katılırım görüşünüze.”

Evet, çok önemli bir uyarı bu!


Eğitimci Yazar Fazilet Özkan Por’da sıra:

“Doğayı tanımıyoruz yeterince. Özellikle kentte doğup büyüyenler… Bulgaristan göçmeni sınıf öğretmeni bir arkadaşım anlatmıştı; çocukluğunun geçtiği oradaki eğitimi. Daha ilkokuldayken     alıştırıyorlarmış; çocukları doğa ile dost olmaya. Dört duvar arasında değil, doğanın bağrında işlenirmiş dersler.

Otları, sebzeleri, bitkileri, ağaçları görüp dokunarak, koklayarak, mümkün olanların sebze ve meyvelerini koparıp yiyerek öğrenirmiş öğrenciler.  Her birinin özelliklerini ezberleyerek değil yaşayarak!.. Bizim Köy Enstitüleri gibi aynen. (…)

Çok akıllı insanlarmış sizin köylüler. Ağrılara, yaralara kurşun döktürmek, hocaya okutmak  varken nerden, nasıl bilmişler de kullanmışlar kekiği ilaç olarak? Doğrusu ya şanslıymışsınız. Doğal beslenip doğal ilaçlarla sağlıklı kalmışsınız siz.”


Dr. Tahir Dönmez kısaca anlatmış:

“Kekik harika bir ilaç bence de. Kekikle birlikte bir de yavşan bitkisinden söz eder Aksekililer.”


Eğitimci şair ve yazar Muhsin Durucan’da sıra:

“Araştırma ürünü kaleme aldığınız kekiğin yararlarını okuyarak bilgi edindim. Var olasınız!”


Erzincanlı Köy Enstitülü bir öğretmenin oğlu olan araştırmacı yazar Sercan Ünsal neler yazmış bakalım:

“Bizim, aileden gelen bir arıcılık damarımız var. Ayaş’ta 15 arı kovanım var benim. Bilirsiniz, kekik balı çok beğenilir. Memlekette biz kekik balının fiyatını yüksek tutardık. Özel alıcıları vardı. Ben arı zararlılarına karşı kekik yağı ve kekik suyu kullanıyorum. Bahar şerbetine mutlaka kekik suyu eklerim. Sonbahar hariç, başka ilaç kullanmam. Çocukluğumdan beri arı zararlılarıyla böyle savaşırız biz. Bu gerçeği bilmeyenler sentetik ilaçlar kullanarak doğal balı bozuyorlar. Piyasadaki balın hali ortada… Vatandaş saf balı unuttu.”

Haklı değil mi yazar? Unuttuğumuz pek çok güzel şey gibi saf balı da göremez olduk artık.


Ve Aksekili Turgut Süner de diyor ki::

“Doğru söylersin dost! Kekik evimize girmez olduğu günlerden beri biz doktora gidiyoruz. Hastanelere kekik koysalar daha sağlıklı olurduk.

Şaka bir yana kekikle büyüdük bizler. Çocukluğumda Akeki’deki her evde kekik yağı, kekik suyu ve kurutulmuş kekik olurdu mutlaka. Kekikti her derdimize deva!..” 

Evet sevgili dost, biz birbirimizi unutmadık ama İstanbul unutturdu; o eski dostu bize.

Konuya ilgi duyanlardan biri de gazeteci ve yazar Ünal Bolat oldu. Okuyalım bakalım:

“Kekik giren eve doktor girmez; öyle mi? Gerçekten de çok önemli bir konuyu işlemişsiniz bu söyleşinizde. Kahroluyorum, bu bilgilere yeteri kadar değer verilmemesine. Destek çıkılmayıp ilgi gösterilmemesine…

‘Bir adım bir adımdır’ deyip ben bu pazar (30 Ağustos 2026) Türkiye gazetesindeki ‘Hayatım Roman’ köşesinde yer vereceğim; bu güzel söyleşiye. Bizim okuyuculardan bir ses seda çıkacak mı bakalım. Merakla bekleyeceğim.”


Emine Dönüş Özatar
kardeşimiz ne yazmış acaba?

“Kekik bitkisinin mitolojide olduğu gibi tarihte de köklü bir yeri var. Eski Mısırlılar kekiği mumyalama işleminde antiseptik olarak kullanırken, Antik Yunan’da cesareti temsil etmesi için banyo sularına kekik eklerlerdi. Roma döneminde ise kokusuyla ferahlık saçtığı için ev temizliğinde de kekik kullanılırdı; yemeklere lezzet katması için de…”

Dolar vererek aldığımız televizyonlarımızda gümbür gümbür reklamı yapılan yabancı temizlik ürünleri dururken, ilkel insanlar gibi ne diye kekikle uğraşalım ki biz; değil mi ya!


Bu söyleşimize son noktayı Doğu Türkdoğan koyuyor:

“Yazında verdiğin adrese girip Prof. Dr. Oktay Yeğen hocamızın sayfalarını da okudum. Hâlâ aradığımı bulamadım. Gastritim var. Kekiğin yağını mı, suyunu mu kullanacağım? Yemekten önce mi sonra mı? Ne zaman, ne kadar? İçtiğim ilaçlarla -örneğin tansiyon, kolesterol, ağrı kesici ve benzerleriyle- etkileşimi ne?

Sayın Profesörümüzü kutluyorum. Önemli bir kapı açmış. Üstelik keşfinin patentini de almış. Ne güzel!.. İnsan hastalıklarıyla ilgili araştırma yapıp patent alan da var mı?

Yoksa neden yok?..”

Çok güzel sorular bunlar.

Yanıtlayan olacak mı dersiniz?

Bekleyip görelim.

Görüş, düşünce ve eleştirilerini yazmak lütfunda bulunan tüm dostlara yürekten teşekkürler!..

Yayın Tarihi
29.08.2026
Bu makale 140 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!