YAŞAMAK ZAMANI

Dev Memesinden Cüceler Emziren Memleketim

1972 Ekim ayı sonlarında, Köy Öğretmenleriyle Haberleşme ve Yardımlaşma Derneğinin daveti üzerine gittiğim İstanbul/Çemberlitaş dolaylarındaki bir lokantada Cumhuriyet gazetesinin sevdiğim yazarları ile tanışmıştım. Onlardan biri İlhan Selçuk’tu. Değerli yazarımızdan geçen hafta söz etmiştim.

1972 Ekim ayı sonlarında, Köy Öğretmenleriyle Haberleşme ve Yardımlaşma Derneğinin daveti üzerine gittiğim İstanbul/Çemberlitaş dolaylarındaki bir lokantada Cumhuriyet gazetesinin sevdiğim yazarları ile tanışmıştım. Onlardan biri İlhan Selçuk’tu. Değerli yazarımızdan geçen hafta söz etmiştim.

Bu söyleşimde Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’i anlatmaya çalışacağım. Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın, “Cumhuriyet ve Köy Enstitüleri İmecesinin Aydınlık Yüzleri” (*) adlı kitabı ile Doç. Dr. Mahmut Tezcan’ın internette bulup okuduğum, “Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in Eğitimci Kişiliği” adlı yazılarından yararlanarak…

Yazarımız 1921’de Tarsus’un Sebil köyünde doğar. Ortaokulu Tarsus’ta bitirdikten sonra Haydarpaşa Lisesinin parasız yatılı sınavını kazanıp İstanbul’a gelir. Lise sonrası girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavını birinci olarak kazanır. Ama o öğretmen olmayı kaymakam, vali, diplomat ya da siyasetçi olmaya tercih edip parasız yatılı sınavını kazandığı İstanbul/Çapa Yüksek Öğretmen Okuluna kaydolur. İstanbul Ün. Ed. Fakültesi Felsefe Bölümünden 1944’te mezun olup bir yıl Antalya Lisesinde öğretmenlikten sonra askere gider.

Askerlik dönüşü Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesi yakınlarındaki Kepirtepe Köy Enstitüsüne atanır. Sonra Antalya/Aksu Köy Enstitüsü… 1950’de Fransa’ya gidip birçok Avrupa ülkesini dolaşır. Yurda dönüşünde yine Aksu’da görev alır. 1952’de aynı okula atanan öğretmen Şükriye hanımla evlenir. Ancak o sırada Köy Enstitülerine karşı olan Demokrat Parti iktidardadır. Köy Enstitülerinin niçin kurulduğunu bilen ve bunu açıkça söyleyip yazan Tütengil gibi bir öğretmenin bu okullarda görev yapmasını sakıncalı bulan bakanlık onu Diyarbakır Lisesine sürgün eder.

Dolayısıyla 1953 – 1954 ders yılında Aksu Köy Enstitüsüne kaydolan 40 sınıf arkadaşımla birlikte ben de bu öğretmenin zararlı fikirlerinden korunmuş oldum! O günkü MEB Tevfik İleri ne ileri görüşlü adammış; değil mi! Zaten Kız-erkek karma eğitime de son verip Köy Enstitülerindeki tüm kızları birkaç enstitüde toplayıp köy çocuğu erkeklerin ve kızların ahlaklarını koruyan(!) da oydu, 1954’te “Köy Enstitüleri” sözcüklerini silip atan da…

Kendi çocukları karma ortaokul, lise ve kolejlerde okumak bahtsızlığını(!) yaşarken, biz köy çocukları için yaptıkları bu büyük iyiliği nasıl unutabilirim! Böyle bir değerbilmezlik yakışır mı bana?

Haksızlık yapmayayım, onu bu göreve getirip verdiği her kararı destekleyip onaylayan Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile Başbakan Adnan Menderes’in de hakkını yemeyeyim!

1966’daki ME Bakanı Orhan Dengiz de aynen Tevfik İleri gibi düşünen biriydi. Nerden mi biliyorum? Öyle olmasa Ankara/Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen Okulunda görevli bir Türkçe öğretmenini aynen Tütengil gibi Köy Enstitüleriyle ilgili zararlı düşüncelerini açıkça söyleyip yaydığı, yetmiyormuş gibi Türkiye’de Köy Enstitüleri adlı bir kitap yazan Fay Kirby adlı Amerikalı bir akademisyeni dersine davet edip götürdüğü için ona iyi bir ders vermek gerekmez miydi?

Nitekim hemen bakanlık müfettişlerine gerekli rapor hazırlatılıp ödül olarak Kars’ın Sovyetler Birliği sınırındaki Arpaçay Ortaokuluna terfi ettirilir. Kim miydi o öğretmen? Benim de yakından tanıdığım adaşım Hüseyin Erkan… Onunla birlikte, onun kafasına bu tohumları eken Aksu’dan öğretmeni Musa Okay da Malatya’ya…

Neyse ne!.. Biz konumuza dönelim yine: Tütengil bakar ki, zararlı fikirlerini ortaöğretimde yaymak çok zor, en iyisi ben yükseköğretimde görev alayım; diye düşünür. İsteği üzerine 1953’te İktisat Fakültesine asistan olarak atanır. !956’da doktora tezini verir. Bu çalışması ile Türk Dil Kurumu Bilim Ödülünü alır. Aynı hızla devam edip 1960’ta doçent, 1970’te profesör olur. Bu arada İktisat Fakültesini de bitirir.

Köy Enstitüsünde okumamıştır ama o bir köy çocuğudur. Ayrıca Kepirtepe ve Aksu Köy Enstitülerinde öğretmenlik yaptığı için bu okulların niçin ve nasıl kurulduğunu çok iyi bildiğinden:

“Enstitüler, burada görevli müdür ve öğretmenlerle öğrencilerin ortak eseridir. Taşlarını kendileri taşıdılar; kireçlerini kendileri yaktılar, tuğlalarını kendileri kestiler, kumlarını kendileri elediler, temelini kendileri kazdılar.”

“Dünkü boş arazilerde bugün beyaz sıvalı iri binalar yükseliyor; elektrik karanlığı boğmuştur. Büyük zahmetlerle getirilen su kiri ve susuzluğu gidermiştir.” der ki bir gerçeğin ifadesidir.

Ayrıca, “Cumhuriyetin köye ilk gönderebildiği insan öğretmen olmuştur.” diyen yazarımız, öğretmenin de köyün sorunlarını bilen, bu sorunlara derman olacak bilgi ve becerileri kazanmış olarak Köy Enstitülerinde yetiştirildiğini, bunun için kızlara biçki-dikiş ve dokumacılık, erkeklere demircilik, marangozluk ve yapıcılık becerileri kazandırıldığını özellikle belirtir.

Bunlar dışında ayrıca sağlıkçı ve tarım elemanları da yetiştiren Köy Enstitüleri her öğretmenin okuma alışkanlığı kazanmasını, çalışacakları köylerin koşullarına göre arıcık, tavukçuluk, ipek böcekçiliği, balıkçılık ile sebze ve meyve yetiştirme konularında da temel bilgileri yaparak ve yaşatarak öğretmiştir. O bütün bu saydıklarımızı:

“Cumhuriyeti köye götüren devrimci adım Köy Enstitüleri oldu.” der ki, doğrudur.

‘Niçin Köy Enstitüsü? Bu bir ayrımcılık değil mi?’ diye soranlar için şunu belirteyim:

1930’lu ve 1940’lı yıllarda nüfusumuzun %80’i Köylerde yaşamakta. Dolayısıyla köyleri aydınlatıp kalkındırmadan ülkeyi kalkındırmak mümkün değildir. O yüzden Atatürk’ün son ME Bakanı Saffet Arıkan bu önemli soruna kısa sürede bir çözüm bulmak için Gazi’nin de öneriyle “Eğitmen Kursları” açar. 28 Aralık 1938’de ME Bakanı olan Hasan Ali Yücel, Arıkan’ın girişimini hızlandırarak devam ettirir. Öte yandan İsmail Hakkı Tonguç’la el ele, baş başa verip Cumhurbaşkanı İnönü’yü de ikna ederek Köy Enstitülerini kurar.

Tütengil bu okullarda okumamıştır ama öğretmen olarak çalıştığından Köy Enstitülerinin ülkemiz için çok gerekli olduğunu görerek yaşayarak öğrenir. Bunu da yazılarında, kitaplarında, özel söyleşileri ve ders verdiği kürsülerde dile getirmekten çekinmez. Ancak bu çok önemli kurumları kısa bir sürede içini boşaltarak nasıl bozmuşsak, kurucularını da yalan ve iftiralarla rahatsız edip durmuşuz.

Bununla yetinmemiş, bu kurumları savunanlara ve yakınlarına da büyük acılar yaşatmışız. Prof. Tütengil’i ve ailesini de unutmamışız! Nasıl mı?

7 Aralık 1979 sabahı…  Saat 07:45… Profesörümüz, İstanbul Levent’teki evinden çıkıp görevli olduğu üniversiteye gitmek için otobüs durağına doğru yürürken, dört kişilik silahlı bir çete tarafında vurularak yaşamına son verilir. Niçin mi?

Niçinini bilen yok. Cinayeti işleyenler yakalanıp yargılanmamıştır çünkü. Ailesi ve yakın çevresi, “Özellikle Cumhuriyet gazetesindeki yazılarından dolayı ve ülkemizi askeri bir darbeye sürüklemek isteyen güçler tarafından yapıldığı” kanısındadır.

Ne yazık ki, cinayete kurban giden birçok aydınımız gibi Tütengil’i öldürenler ve onları maşa olarak kullananların kim ya da kimler olduğu ortaya çıkarılmamıştır. Resmi kayıtlara da güya, “Kimliği belirsiz kişiler tarafından…” diye not düşülüp dosya kapatılıvermiştir.

Bu ve arka arkaya gelen benzer cinayetlerden kısa bir süre sonra da 12 Eylül 1980 darbesi oldu. Birçok kişinin, “Tam zamanı… İyi ki oldu!” demesine fırsat kalmadan bu kez de Tütengil gibi düşünüp yazanlar toplanıp hapse tıkıldılar. 

Böyle durumlarda, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu dizesi dökülür dudaklarımdan:

“Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acaip Memleketim!” (**)

--------------------------------------------------------

(*) Cumhuriyet ve Köy Enstitüleri İmecesinin Aydınlık Yüzleri, Prof. Dr. Kemal KocabaşBüyük boy 336 sayfa, Bassaray Yayınları, Bornova/İzmir Tel: (0232) 457 71 48

(**) Şairimizin, Ülkü Tamer’in hazırladığı Varlık Şiirleri Antolojisi adlı kitaptaki İstanbul Destanı adlı 9 sayfalık uzun şiirinin son dizesi aynen yukardaki gibi… Ama ben bu dizeyi küçük bir ek yaparak: “Eyy benim dev memesinden cüceler emziren acayip memleketim!” diye okurum hep.

Yayın Tarihi
27.06.2026
Bu makale 252 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!