DOGMATİK ZİHİNLERDE HUKUK BİLİNCİ BULUNMAZ!
“Düşünmeyi Öğrenmek” yazı dizimizde zihnimizin nasıl yanılabildiğini anlatmaya çalıştık.
Dogmatizmi konuştuk.
Önyargıyı konuştuk.
Duygusal körlüğü, entelektüel kibri ve propagandayı konuştuk.
Şimdi bütün bunların hukuk karşısında nasıl bir sonuç doğurduğuna bakalım.
Çünkü hukuk bilinci, aslında muhakeme ahlakının en zor sınavıdır.
Türkiye kamuoyu iki gündür, “Süleymancılar” olarak bilinen dini cemaate yönelik suç örgütü iddiasıyla yapılan operasyonu tartışıyor.
Fakat benim dikkatimi operasyonun kendisinden çok, toplumun, farklı mahallelerin verdiği tepkiler çekiyor.
Çünkü ortaya yine aynı zihinsel tablo çıkıyor.
İnsanlar çoğu zaman hukuku, kendilerinden olanı korumak için savunuyor.
Karşı mahalleye geldiğinde ise aynı hukuk birdenbire anlamını kaybediyor.
Oysa hukuk tam da burada başlar.
Bir insanı sevmediğimiz halde onun hakkını savunabiliyorsak hukuk bilincimiz vardır.
Bir düşünceyi yanlış bulduğumuz halde onun ifade edilme hakkını kabul edebiliyorsak hukuk bilincimiz vardır.
Bir cemaatten, partiden, ideolojiden veya siyasi liderden hoşlanmadığımız halde, “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” diyebiliyorsak hukuk bilincimiz vardır.
Aksi halde yaptığımız şey hukuk savunuculuğu değil, taraftarlıktır.
Rahmetli Dr. Mustafa Çalık'ın cemaat ve tarikatlar için Osmanlı Devlet Geleneğinden çıkardığı çok önemli bir önermesi vardı:
“Marifete talip olanlar, servet ve devlete talip olamazlar.”
Bu, siyasal ve ahlâkî bakımdan tartışılabilir, savunulabilir bir ölçüdür.
Dini cemaatlerin veya tarikatların devlet ve siyasetle ilişkisi de elbette sorgulanmalıdır.
Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:
Tarihi veya siyasal olarak yanlış bulduğumuz bir şey, kendiliğinden hukuken suç haline gelmez.
Devletin hoşlanmadığı bir yapı suç örgütü değildir.
Toplumun bir kesiminin tehlikeli bulduğu bir düşünce suç değildir.
Bir grubun devletle kurduğu ilişkinin sakıncalı olduğunu düşünmek, eleştirmek başka şeydir.
O grubun suç işlediğini hukuken kanıtlamak başka şey.
İşte muhakeme ahlâkı tam bu ayrımda ortaya çıkar.
Dogmatik zihin ise ayrım yapmaz.
Önce hükmünü verir. Sonra delil arar.
Hatta çoğu zaman delile bile ihtiyaç duymaz.
Çünkü zihnindeki kanaat zaten “hakikat” haline gelmiştir.
Bu yüzden sevmediği insanlar hakkında ortaya atılan iddiaları kolayca gerçek kabul eder.
Aynı iddia kendi ideolojik mahallesine yöneldiğinde ise birdenbire “komplo”, “siyasi operasyon”, “algı yönetimi” ve “hukuksuzluk” görmeye başlar.
Aynı insan…
Dün masumiyet karinesini savunuyordu.
Bugün karşısındakinin suçlu olduğuna hükmediyor.
Dün “delil olmadan kimse suçlanamaz” diyordu.
Bugün soruşturmanın varlığını bizatihi suçun kanıtı sayıyor.
Dün “hukuk herkese eşit uygulanmalı” diyordu.
Bugün “ama onlar da…” diye başlayan ilkesiz cümleler kuruyor.
İşte dogmatizmin hukuk karşısındaki en tehlikeli sonucu budur: İlkeyi değil, tarafı savunmak.
Oysa hukuk, insanın en sevmediği kişiye karşı gösterdiği sabırdır.
Hukuk, öfkeliyken bile hüküm vermemektir.
Hukuk, devletin gücünden korkmadan hakkı savunabilmektir.
Ama aynı zamanda devletin gücünü kullanarak başkasını ezmeye kalkışmamaktır.
Çünkü hukuk yalnızca mahkeme salonlarında yaşatılmaz.
Hukuk önce zihnimizde yaşatılır.
Bir insanı suçlu ilan etmeden önce delil arıyorsak, hukuk bilincimiz vardır.
Masumiyet ihtimalini koruyabiliyorsak, hukuk bilincimiz vardır.
Kendi tarafımız haksız olduğunda da bunu söyleyebiliyorsak, hukuk bilincimiz vardır.
Belki de en önemlisi:
Sevmediğimiz insanın hakkını da kendi hakkımız kadar değerli görebiliyorsak hukuk bilincimiz vardır.
“Düşünmeyi Öğrenmek” serisinin belki de en önemli derslerinden biri burada ortaya çıkıyor:
Doğru düşünmek yalnızca doğru sonuca ulaşmak değildir.
Doğru düşünmek, sonuca giderken adalet duygusunu kaybetmemektir.
Bunun adı da muhakeme ahlâkıdır, aydın namusudur.
Çünkü hukuk bilinci olmayan bir akıl, en güzel hukuk cümlelerini bile kendi dogmasının hizmetine sokabilir.
Bugün başkasının kapısına gelen hukuksuzluğu alkışlayanlar, yarın aynı hukuksuzluğun kendi kapılarına gelmesine şaşırmamalıdır.
Hukukun gerçek sınavı budur:
Haklı olduğumuzu düşündüğümüz zaman değil, sevmediğimiz insan haksızlığa uğradığında hukuku savunabilmek.
Çünkü hukuk, bizden olanı koruma sanatı değil; bizden olmayanın hakkını da koruyabilme ahlâkıdır.
Unutmayalım ki:
Dogmatik zihin hakikati değil, kendi hükmünü arar.
Hukuk bilinci ise önce hükmünü değil, delili arar.
Adaletin başlangıç noktası da tam burasıdır.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü