Dünyayı anlamaya çalışırken çoğu zaman ayrıntıların içinde kayboluyoruz. Oysa devletler, bütün karmaşıklıklarına rağmen, belirli baskın özelliklerle hareket eder. Bu yazıdaki yaklaşımımız indirgemecilik riski taşısa bile; dikkatli kullanıldığında hepimiz için güçlü bir zihinsel harita sunar. Çünkü hükümetler değişir, ideolojiler dönüşür, liderler gelir geçer; fakat devletlerin güç ve hegemonya üretme biçimleri ve temel karakterleri kolay kolay değişmez.
Bugünün dünyasında ABD denildiğinde inovasyon ve kibirli hegemonya akla gelir. Teknoloji üretir, finansmanı sağlar, güvenlik mimarisini kurar. Üniversiteler, teknoloji şirketleri ve askeri kapasite aynı stratejik ve hegemonik ekosistemin parçalarıdır. Yeni fikri üretir, küresel standarda dönüştürür ve ardından ekonomik değere çevirir. Bu yüzden ABD yalnızca güçlü bir ülke değil, şimdilik küresel hegemonyanın oyunun alanını belirleyen başat aktördür.
AVRUPA ise farklı bir karakter taşır. Son iki yüzyılda Rönesans ve Aydınlanma'nın ürettiği geniş meşruiyet alanından yararlanarak rekabetsiz ve haksız bir ortamda dünyanın geri kalanından elde ettiği birikimleri bugünün sosyal devleti, regülasyonlar ve standart üretimi üzerinden yönetir.
Avrupa için hukuk, çevre, veri, rekabet gibi değerler elverişli ve yumuşak güç unsurlarıdır.
Avrupa’nın gücü çoğu zaman askeri değil kurumsaldır. Kuralları koyar, piyasaların nasıl işleyeceğini belirler, refahın dağıtımını düzenler.
Şimdiye kadar tanktan çok yönetmelik üreten bir güçtü. Sürdürülebilir mi; göreceğiz...
ÇİN bambaşka bir modeldir. Ölçeğe dayalı üretim, gelir artışı, inovasyon ve kurumsal kapasitenin birleşimi. Önce ucuz üretimle küresel pazara girdi, ardından teknoloji basamaklarını hızla tırmandı.
Devlet koordinasyonu ile piyasa dinamizmini bir araya getirdi. Çin’in en büyük avantajı ideolojisi değil, büyüklüğüdür. Büyük nüfus, büyük pazar, büyük üretim. Bu büyüklük zamanla teknoloji ve siyasi etkiye dönüşür.
RUSYA’nın karakteri daha çok doğal kaynaklar etrafında şekillenir. Enerji, maden ve askeri güç. Ekonomik çeşitlilik sınırlıdır ama stratejik sertlik yüksektir. Bu yapı otoriter siyaset ve oligarşik ekonomi düzeniyle iç içe geçmiştir. Rusya üretim gücünden çok kaynak kontrolü ve jeopolitik baskı kapasitesiyle etkili olur.
ARAP dünyasının önemli bir bölümü petrole dayalı rant düzeniyle tanımlanır. Gelir üretimden değil, doğal kaynağa çökülmesi paylaşımından gelir. Bu durum güçlü refah dağıtımı ile sınırlı siyasal katılımın birlikte yürüdüğü otoriter modeller üretmiştir. Son yıllarda ekonomik çeşitlendirme arayışları görülse de yapısal karakter henüz köklü biçimde değişmiş değildir.
Hala ekonomik alt yapı kartondan kaledir...
Türkiye ise "yenilik-gelenek" parantezinde yarım kalmış modernleşmenin çelişkilerini taşır. Hukuk devleti iddiası ile uygulamadaki eksiklikler, demokrasi hedefi ile kurumsal zafiyetler yan yana ilerler. Ekonomik büyüme uzun süre imar, inşaat ve rant üretimi üzerinden sürdürülmüştür. Üretim, teknoloji ve verimlilik ekseni ile kısa vadeli büyüme tercihleri arasındaki gerilim devam etmektedir.
Türkiye bu nedenle sürekli üç kıta ve üç medeniyetin kesişim noktasındaki potansiyeli ile gerçeklik arasında salınan bir ülke görünümü verir.
İran ve İsrail ise farklı yönlerde hareket etseler de güçlü ideolojik çerçevelerle tanımlanır. Kimlik, güvenlik ve inanç unsurları siyasal karar alma süreçlerinde belirleyicidir. Bu durum her iki ülkeye de yüksek mobilizasyon ve direnç kazandırırken, aynı zamanda esnekliklerini sınırlar. Sert güvenlik refleksleri ve ideolojik motivasyon bu iki aktörün davranış kalıplarını belirler.
Elbette bu tanımlar mutlak değildir. Her ülkenin içinde farklı eğilimler, dönüşümler ve çelişkiler bulunur. Ancak yine de bu baskın karakterler küresel siyaseti okumak için pratik bir çerçeve sunar. Çünkü devletler çoğu zaman ideallerine göre değil, yapısal özelliklerine göre hareket eder.
Kısaca; ABD inovasyon ve hegemonya, Avrupa regülasyon ve standart, Çin ölçek ve üretim, Rusya kaynak ve sert güç, Arap dünyası rant ve otoriterlik, Türkiye yarım modernleşme ve inşaat odaklı büyüme, İran ve İsrail ise ideolojik motivasyon demektir.
Sevgili dostlar bu sözlük muhakkak ki kusursuz değildir ama bugünün güç haritasını anlamak için işe yarayan bir başlangıçtır.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü