2000 yılında 150-200 TL (şimdiki TL ile) ekmek arası köfte yerdik. Aynı yerde 2026 yılında da 150 ile 200 TL arası ekmek arası köfte yiyebiliyorsunuz.
2000 yılında kuyum dükkanlarında kuyum almak isteyenlerin oluşturduğu kalabalıkların olduğunu hatırlıyorum. 2026 yılında da aynı kalabalığı gördüm.
Aylar sonra şehrin en kalabalık yollarından birinde telefon bayisine doğru gidiyordum.
Yol boyunca, dışardan bakınca en fazla 10-15 m2 gözüken dükkanların şöyle bir kapısından içeri “bu kalabalıkta nedir böyle“ diye baktığımda arka tarafa doğru uzun uzadıya sıralı bankolar, banko arkasında tüm gülme hünerini sergiyelen çalışanlar ve çalışanların önünde kahvesini, çayını yudumlayarak alacağı madenin ayar seçimini yapanlar, çeyrek madene parası yetmediği için karttan çekip gelecekler ve bunlara bakmaktan sokaktaki diğer dükkanları bile göremeyen ben.
Kuyum dükkanlarında ekmek arası köfte satılmıyordu. Ancak, güvensiz ortam vatandaşın yegane güvenli liman olarak gördüğü altına yatırım yapmaya yöneltmişti.
Ne yapsınlar, arsa alacak, ev alacak kadar da paraları yoktu insanların. Televizyonda bazı ekonomistlerde her ay bir çeyrek alarak da birikim yapıp ev alabilirsiniz diyorlardı. O zaman doğru dükkanda idiler.
Dışarıdan 10-15 metrekare görünen ama içeriye doğru devasa bir dünyaya açılan o kuyumcu dükkanları.
Kuyumcularda köfte satılmıyor belki ama halkın gözünde "geleceğin güvencesi" satılıyor. Esnafın sergilediği o "tüm gülme hünerleri" de tam olarak o güveni pekiştirmek için vardı.
Kısacası; aradan çeyrek asır geçmiş, teknoloji değişmiş, telefon bayileri sokağı sarmış olsa da toplumun kriz anlarındaki refleksleri ve "altın" aşkı hiç değişmemişdi.
Türk insanı, finansal okuryazarlığını modern enstrümanlardan ziyade geleneksel ve dokunabildiği varlıklar üzerinden geliştirmeye devam ediyordu.
Ekonomi ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, vatandaş güvensiz ortamda yüzünü yine o parıldayan sarı madene dönüyordu.
Neyse, ben telefoncudaki işimi halledemedim ama olsun yıllar sonra yoğun şehir sokağında ekmek arası köfte yeme ziyafeti çekmiştim.
Ben ekmek arası köfte yerken, birilerinin fonlandığını, birilerinin sonlandığını, birilerinin fon mağdur olduğunu, birilerinin mağdur neydiyi sorguladığını, birilerinin mağdur işçi-emekli-yoksul dediğini, birilerinin de kendi mağduriyetini göremediğini, birilerinin ah ahh gene aldatıldığını, birilerinin yok yok bu sefer adam hepsini temizleyecek derken ki herşeye rağmen duyduğu adama bağlılığın yüzündeki ifadesini tebessüm ederek izledim.
Ben nasıl bir yerde köfte ekmek yemek için oturdum burası tüm tv kanallarını bertaraf edecek bir yermiş demekten de kendimi alıkoyamadım.
Sonra acaba, öğlen yemesem kaç yılda 10 gr altın alabilirim diye bir hesaba başladım.
Gr altın 6594 lira idi 10 gr altın 65.940-lira ise, 200 lira köfte parası ile 329gün köfte yemezsem 10 gramcık altın alabilirdim.
Takıldım, sonra 63milyonu nasıl biriktirirdim diye ama köftecideki tabureye oturmuş, ahşap sehbanın üzerine kullarımı dayamış, köfte yerken yapmam gereken acil işlerim aklıma geldi ve altın hesabıyla çok da canım sıkılsın istemedim ve hesaptan vazgeçtim.
Ama, “abla bir çay ikram edelim” diyen elinde çay tepsisi üstünde kırmızı çizgili çay tabaklarında sıcacık çay bardaklarını burnumun içine içine sokarcasına koklatan garson bana acil işler öğlen arası bekleyebilir dedirtti ve hesap için zaman açmıştı sanki.
Bir taraftan etrafı izliyordum, bir taraftan hesap yapıyordum.
Bu günkü köfte ekmek parasını, yani öğlen yemeği kessem kaç yılda köşeyi dönerim sonucu 863 yıl çıktı. Çok can sıkıcı değil mi?
Eğer bu köfte paralarıyla her ay düzenli altın alsam, o altınlar da geleneksel sepetin yanında (altın fonları veya altın hesabı gibi) uzun vadede enflasyon üzerinde reel getiri sağlayan bir enstrümanda değerlendirebilsem, o "863 yıl", bileşik faiz ve altının reel değer kazancıyla 15-20 yıl içinde elimde anlamlı bir peşinata dönüşür müydü, dolayısıyla televizyondaki ekonomistlerin dediği o "ev" hayaline dönüşebilir miydi. Dönüştü diyelim peşinat sonrası kısmı nasıl öderdim.
Baktım köftecinin taburesi üzerinde varoluşsal bir krize doğru sürükleniyorum, canım sıkılmasın diye hesabı orada kestim. Son lokmamı yuttum, çayımı içtim.
Neyse, ben tekrar köfte ekmek yemeğe gelirim diyerek, Şehir kalabalığını barındıran yolda köşeyi dönme hesaplarımı sonlandırdım.