Hukuk, çoğu insanın sandığı gibi yalnızca anayasalar, kanun maddeleri ve ikincil mevzuattan ibaret değildir.
Hukuk; insanlığın birlikte yaşama tecrübesi boyunca ihtiyaçları doğrultusunda ürettiği değerlerin, ahlaki ilkeler, normlar, kurumlar ve içtihat birikiminin toplamıdır.
Mahkemeler ve hukuk mekanizmaları yalnızca dosya çözmez.
İnsanın kaderine dokunur.
Özgürlüğüne karar verir.
Mülkiyetine karar verir.
Özetle hayatına karar verir.
Bu nedenle hukuk sistemlerinin kalitesi, doğal ve tarihi süreçlerde üretilmiş yazılı kurallar kadar; o kuralları yorumlayan insanların zihinsel kapasitesine, hukuk bilinci ve adalet duygusuyla tahkim edilmiş vicdanına ve otoriteye karşı bağımsızlığına bağlıdır.
İşte sorun da tam burada başlıyor.
Bugün başta ülkemiz olmak üzere birçok ülkede hukuk krizinin temel nedeni kanun yetersizliği değildir.
Asıl sorun; hukukun ideolojik sadakat gösteren, ezberci, korkak veya kariyerist kadroların elinde hukukun mekanik bir prosedüre dönüşmesidir.
Kanun aynı kalır.
Ama onu uygulayan zihniyet değiştiğinde adalet de değişir.
Aynı dosyadan farklı mahkemelerde tamamen farklı kararlar çıkmasının sebebi çoğu zaman hukukun kendisi değil; insan unsurundaki zaaflardır.
Siyasi baskılar…
Kurumsal korkular…
İdeolojik refleksler…
Kariyer hesapları…
Entelektüel yetersizlik…
Zihinsel çapsızlıktır...
Bütün bunlar adalet mekanizmasını içeriden çürüten faktörlerdir.
Ve belki de ilk kez insanlık bu sebeplerle radikal bir alternatifle karşı karşıya:
Yapay zekâ.
Yapay zekâ yorulmaz.
Aidiyet ilişkisi kurmaz.
Torpil istemez.
Siyasi kariyer hesabı yapmaz.
Binlerce içtihadı saniyeler içinde tarar.
Benzer dosyalardaki çelişkileri ortaya çıkarabilir.
Mükemmel midir?
Hayır.
Veri manipüle edilirse yapay zekâ da yanlış sonuç üretir.
Ancak şu soruyu artık dürüstçe sormak zorundayız:
Adaleti bozan en büyük risk bu ihtimalle mi sınırlı?
Yoksa adalet mekanizmasını yıllardır kişisel zaafları, ideolojik sadakatleri ve güç ilişkileriyle bozan unvanları dışında hukukla bağını kesmiş insanlar mı?
Belki geleceğin mahkemelerinde son kararı yine insan verecek.
Ama o kararın daha adil olması için masanın diğer tarafında yapay zekâ oturacak.
Asıl tartışmamız gereken şey budur:
İnsanlık, adaleti koruyabilmek için neden kendi türüne değil de algoritmalara sığınmak zorunda kalıyor?
İşte bu soru, teknoloji tartışmasından çok daha büyük bir medeniyet krizine işaret ediyor.Belki gelecekte son kararı yine insan verecek.
Ama o karar verilmeden önce masada bir algoritma oturacak.
Belki de tarih ilk kez şu ironiyle karşılaşacak:
Vicdan sahibi olduğu söylenen insanlar adaleti öldürürken, vicdansız makineler adaleti kurtarmaya çalışacak.
Bugün birçok insan yapay zekânın adaleti tehdit edeceğini düşünüyor.
Ben tam tersini düşünüyorum.
Asıl tehdit; hukuku kariyer basamağına çevirenlerdir.
Asıl tehdit; güce göre pozisyon alanlardır.
Asıl tehdit; hukuk ve adaleti ideolojik aparat haline getirenlerdir.
Çünkü makineler henüz adaleti öldürmedi.
Bunu çok uzun zamandır insanlar zaten yapıyor.
Eğer bir toplum bu noktaya gelmişse…
Sorun teknoloji değildir.
Özetle; Hukukun krizi norm krizi değil, insan kalitesi krizidir.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü