YENİ PARTİ Gerçekten Yeni Ne Söyleyecek?
Türkiye'de yeni bir partinin kurulması tek başına siyasal hayat açısından olağanüstü bir gelişme değildir. Halen kayıtlı parti sayısı 190 ve Cumhuriyet tarihi boyunca da çok sayıda parti kuruldu; bir kısmı kısa sürede kayboldu, bir kısmı ise siyasal sistemi çok derinden etkiledi.
Bir partiyi kalıcı kılan, adı ya da kurucuları değil; temsil ettiği gerçekten yeni siyasal paradigmadır.
CHP'den ayrılan kadroların kurduğu YENİ PARTİ de artık, başkalarını bilmem ama bizim tarafımızdan ve rasyonel zeminde bu ölçüyle değerlendirilecektir.
Çünkü siyaset yalnızca mevcut iktidarı eleştirme ve siyasi aktörlerin kariyer planlaması yapma sanatı değildir. Siyaset, geleceği yönetebilme iddiasıdır.
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu meseleler, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki rejim inşası sorunlarından ve Soğuk Savaş döneminin ideolojik kamplaşmalarından da çok farklıdır.
Yapay zekâ üretim biçimlerini dönüştürüyor.
Üretim, verimlilik ve rekabet kavramları ön plana çıkıyor.
Enerji güvenliği dış politikanın merkezine yerleşiyor.
Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor.
Jeopolitik mücadele ve rekabet ekonomik kararları belirliyor.
Devletler yalnızca güvenliği değil; teknolojiyi, veriyi ve stratejik sektörleri de yönetmek zorunda kalıyor.
Böyle bir çağda siyaset, sadece sağ-sol ekseninde yapılan tartışmalarla açıklanamaz.
Artık yeni çağın temel sorusu şudur:
Toplumun ve devletin kurumsal kapasitesi nasıl artırılacak?
İşte bu nedenle Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında siyasetin yeni ekseni; ideolojik sloganlar değil, kurumsal yeterlilik olacaktır.
Bana göre yeni siyaset doktrini altı temel sütun üzerine kurulmalıdır.
BİRİNCİ SÜTUN: Muhakeme ahlâkı.
Siyasetin ilk görevi taraftar üretmek değil, doğru karar üretebilmektir.
Bilginin propaganda karşısında değersizleştiği, eleştirinin ihanet sayıldığı ve sadakatin liyakatin önüne geçtiği bir düzende en iyi programlar bile başarısız olur.
Demokrasinin yalnızca sandıkla değil, düşünme kültürüyle de yaşadığı unutulmamalıdır.
İKİNCİ SÜTUN: Güçlü kurumlar.
Hiçbir lider veya popülarite güçlü kurumların yerini tutamaz.
Kuralların kişilerden üstün olduğu, hesap verebilirliğin istisna değil ilke olduğu bir devlet düzeni; hem özgürlüğün hem de ekonomik güvenin temelidir.
ÜÇÜNCÜ SÜTUN: Üretim ekonomisi.
Türkiye'nin uzun vadeli gücü tüketim üzerinden değil; yüksek katma değerli verimli üretim, bilim, teknoloji ve nitelikli insan kaynağı üzerinden yükselebilir.
Sosyal refahın kalıcı temeli de verimliliği gözeten üretkenliktir.
DÖRDÜNCÜ SÜTUN: Özgürlük ile sosyal adaletin birlikte korunması.
Liberal düşüncenin hukuk devleti, temel haklar ve mülkiyet güvencesine yaptığı katkılar ile sosyal demokrasinin eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve fırsat eşitliği anlayışı birbirinin alternatifi değil; demokratik bir cumhuriyetin tamamlayıcı unsurlarıdır.
Yeni siyaset bu dengeyi kurabilmelidir.
BEŞİNCİ SÜTUN: Jeopolitik devlet aklı.
Türkiye, bulunduğu coğrafya nedeniyle yalnızca iç dinamikler ve iç politikayla yönetilemez.
Enerji koridorları, savunma teknolojileri, dijital altyapılar, göç, su güvenliği ve bölgesel güç dengeleri artık iç siyasetin de ayrılmaz parçalarıdır.
Dış politika ile kalkınma politikası birbirinden bağımsız düşünülemez.
ALTINCI SÜTUN: Toplumsal güven.
Bir ülkenin en büyük sermayesi yalnızca para değildir.
Birbirine güvenen insanlar…
Adalet duygusu…
Kurumlara duyulan inanç…
Ortak gelecek fikri…
Bunlar kaybolduğunda ekonomik büyüme de demokratik istikrar da sürdürülemez.
İşte bu nedenle YENİ PARTİ'nin önündeki temel soru, "CHP'den kimler geldi?" sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye'nin yeni yüzyılı için gerçekten yeni bir siyaset dili üretebilecek mi?
Eğer yeni parti, yalnızca eski kadroların yeni adresi olarak kalırsa, siyasal etkisi sınırlı olacaktır.
Eğer siyaset tartışmasını yalnızca geçmiş üzerinden yürütürse, geleceği kuramaz.
Eğer siyasetini sadece kendi sosyolojisine seslenerek, iktidar eleştirisine indirgerse, iktidar alternatifi olamaz.
Fakat Türkiye'nin değişen sosyolojisini doğru okuyabilir; özgürlük ile adaleti, üretim ile refahı, hukuk ile devlet kapasitesini, demokrasi ile jeopolitik gerçekliği aynı siyasal çerçevede buluşturabilirse, o zaman yalnızca yeni bir parti olmak değil; Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yeni bir siyasal merkez oluşturma iddiası da taşıyabilir.
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, belki de artık "sağ mı, sol mu?" tartışmasının ötesine geçmeyi gerektiriyor. Farklı sosyolojik havuzların suyunu bileşik kaplar mantığı ile geçişken hale getirebilmektir.
Asıl ayrım; geçmişin sloganlarını tekrar edenlerle, geleceğin kurumlarını inşa edenler arasında şekillenebilir.
Bu nedenle yeni dönemin belirleyici sorusu şudur:
Kim iktidar olacak? değil,
Kim, Türkiye'nin ikinci yüzyılına uygun yeni bir devlet aklı ve yeni bir siyaset kültürü inşa edebilecek?
CHP veya YENİ PARTİ de dâhil olmak üzere, bütün siyasal hareketlerin başarısı artık bu sorulara verecekleri doğru cevapların gücüyle ölçülecektir.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü