DEMOKRATİK DEĞİŞİM

Yalvarıyorum Lütfen Dinleyin!

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KRİZİ: DEVLETİ ELE GEÇİRME SAVAŞI

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KRİZİ:
DEVLETİ ELE GEÇİRME SAVAŞI

Pazar günü de şahit olduğumuz üzere; Türkiye uzun zamandır bir hukuk devleti krizi yaşamıyor sadece…
Aynı zamanda bir zihniyet krizi yaşıyor.

Her gelen iktidar; hukuku evrensel bir ilke olarak değil, kendi tarihsel korkularının, öfkelerinin, rövanş duygularının ve siyasal güvenlik reflekslerinin aracı olarak görmeye başladı.

Çünkü bu ülkede siyaset; uzun yıllardır millet adına refah ve adalet üretme yarışı olmaktan çıktı, devleti ele geçirme mücadelesine dönüştü. Toplumu anlamak yerine onları eğitilecek, hizaya getirilecek, kontrol altında tutulacak sosyolojik unsurlar olarak gördü.

Devlet ile millet arasındaki mesafe git gide büyütüldü.
Merkez ile çevre arasındaki gerilim derinleşti.
Kültürel kibir, siyasal tepki üretti.
Sonra tarih döndü…

Bu kez yıllarca dışlandığını düşünen başka toplumsal kesimler devlet gücünü ele geçirdi.
Fakat beklenen olmadı, yine toplumsal barış ve adalete ulaşamadık.
Çünkü mesele zihniyet meselesiydi.
Devletin sopasını devralanlar; bu kez hukuku evrensel adalet ilkeleriyle tahkim etmek yerine, kendi tarihsel öfkelerinin ve rövanş psikolojilerinin aracı haline getirdiler.

Dünün mağduru, bugünün yarının muktediri oldu.
Ama zihniyet değişmedi.

İşte Türkiye’nin en büyük trajedisi budur.
Bu ülkede hepimiz iktidar değişince adaletin geleceğini sandık.
Oysa sadece sopayı tutan el değişti.

Bugün geldiğimiz noktada artık hepimizin dürüstçe kabul etmesi gereken gerçek şudur:

Eğer hukuk; kişilere, partilere, ideolojilere, mahallelere göre çalışıyorsa orada hukuk yoktur.
Eğer adalet; yalnızca kendi taraftarına lazımsa orada demokrasi yoktur.
Eğer devlet; iktidarı ele geçiren grubun ganimeti haline gelmişse orada cumhuriyet sadece şeklen vardır.

Hiç kimse kendini kandırmamalıdır:
Bir ülkede yargı siyasetin gölgesine girerse;
üniversiteler korkarsa,
medya kutuplaşmanın aparatı haline gelirse,
bürokrasi sadakat sistemine dönüşürse,
muhalefet baskıyla dizayn edilmeye çalışılırsa…
Orada mesele artık parti meselesi olmaktan çıkar, devlet meselesine dönüşür.

Çünkü devletin temel meşruiyeti; gücünden değil, üretebildiği sosyal rıza ve adaletinden gelir.

Bugün Türkiye’de herkes birbirinden korkuyor.
İktidar kaybetmekten korkuyor.
Muhalefet tamamen tasfiye edilmekten korkuyor.
Toplumun farklı kesimleri birbirden rövanş alınacağından korkuyor.

Bu korku düzeninden demokrasi çıkmaz.
Korkudan hukuk çıkmaz.
Rövanştan adalet çıkmaz.
Aşağılamadan toplumsal barış çıkmaz.

Artık anlamamız gerekiyor:
Hiçbir ideoloji, hiçbir parti, hiçbir lider; hukukun üstünde değildir.
Devlet; siyasal kabilelerin savaş alanı değildir.
Cumhuriyet; bir kesimin mülkü değildir.
Demokrasi ise sadece seçim kazanmaktan ibaret değildir.

Gerçek demokrasi;
kazandığında rakibini ezmemeyi,
kaybettiğinde sistemi yıkmaya kalkmamayı gerektirir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir rövanş dalgası değildir.
Yeni bir vesayet düzeni değildir.
Yeni bir “biz gelirsek sıra sizde” siyaseti hiç değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı;
hukuku iktidarın aparatı olmaktan çıkaracak yeni bir siyasal ahlaktır.
Çünkü hukuk; güçlüye göre eğilip bükülmeye başladığı anda devlet çürür.
Devlet çürürse ekonomi çürür.
Kurumlar çürür.
Toplum çürür.
En sonunda millet birbirine güvenmeyi bırakır.
İşte bir ülkenin gerçek çöküşü budur.
Bu nedenle artık herkes kendine şu soruyu sormalıdır:

Biz gerçekten adalet mi istiyoruz?
Yoksa sadece gücün bizim elimizde olmasını mı istiyoruz?
Çünkü mesele tam olarak budur.

Türkiye ya hukuk devletini gerçekten inşa edecek…
Ya da her iktidar değişiminde yeni mağdurlar, yeni öfkeler, yeni rövanşlar üretmeye devam edecek.

Artık bu ülkenin çocuklarına;
sürekli gerilim üreten, insanlarını birbirine düşüren, hukuku siyasetin sopasına dönüştüren bir düzen bırakmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Bizim yeni referanslarımız;
kişiler, partiler, sloganlar ve kör aidiyetler değil;
AKIL, BİLİM, HUKUK, LİYAKAT ve DEMOKRASİ olmak zorundadır.
Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan şey;
iktidarların gücü değil,
adaletin varlığıdır.

Unutulmamalıdır ki, gerçek değişim ise;
sopayı kimin tuttuğunda değil,
o sopanın hukuk karşısında tamamen etkisiz hale geldiği anda başlar.

Devletin sopası el değiştirince demokrasi gelmez.
Sadece mağdur ile muktedir yer değiştirir.

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü

Yayın Tarihi
25.05.2026
Bu makale 158 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!