DEMOKRATİK DEĞİŞİM

Rant Odakları Federasyonu

Son iki yüz yılda yaşadığımız tarihî travmaların sonucu olarak “bölünme” korkusuna öylesine kilitlendik ki siyasi veya idari özerklik, hatta federasyon kelimelerini duyduğumuzda toplumun önemli bir kesimi hemen alarma geçiyor.
Rant Odakları Federasyonu

Son iki yüz yılda yaşadığımız tarihî travmaların sonucu olarak “bölünme” korkusuna öylesine kilitlendik ki siyasi veya idari özerklik, hatta federasyon kelimelerini duyduğumuzda toplumun önemli bir kesimi hemen alarma geçiyor.

Bu toplumsal refleksi anlamak mümkündür.

Fakat tam da burada büyük bir paradoksla karşı karşıyayız:
Siyasi ve idari federasyondan bu kadar korkarken, milli birliğimiz, ekonomik ve sosyal bünyemiz için en büyük tehdidi oluşturan “rant federasyonlarını” neden görmezden geliyoruz?

Benim “Yanaşma Düzeni” olarak tanımladığım yapı tam da budur.
Farklı sektörlerde faaliyet gösteren; üretim, verimlilik, inovasyon veya gerçek bir ekonomik değer yaratmaktan ziyade siyasî nüfuz, kamu imtiyazı, imar ayrıcalığı, finansal manipülasyon veya bürokratik bağlantılar üzerinden trilyonluk servet transferinden pay alan bir ilişkiler ağı…

Bunlar tek tek kişilerden ibaret değildir.
Birbirleriyle bağlantılı ekonomik, bürokratik ve siyasî çıkar kümeleridir.

İmar rantları, kamu ihaleleri ve imtiyazları, finansal mühendislik ve sermaye piyasalarındaki manipülatif işlemler farklı görünse de aynı ekonomik mantığın parçaları hâline gelebilir: Rekabet ederek üretmek yerine, sisteme erişerek, kuralların arkasından dolanarak, istismar ederek kazanmak.

Üstelik meselemiz yalnızca adaletsiz servet dağılımı değildir.
Kayıt dışılığı büyüten, kaynakların verimli yatırımlardan uzaklaşmasına yol açan, finansal istikrarı zayıflatan ve üretken girişimcinin önündeki rekabet koşullarını bozan bir yapı ortaya çıkıyor.

Sermaye piyasalarında son günlerde yaşanan gelişmeler bu açıdan ayrıca dikkat çekicidir. Eylül ayında Borsa İstanbul’da bazı paylar hakkında manipülasyon iddiasıyla yürütülen soruşturmalarda çok sayıda kişi gözaltına alınırken, SPK da piyasa dolandırıcılığını işlem ve bilgi bazlı olmak üzere açıkça tanımlıyor.

Burada elbette soruşturma konusu kişilerin hukuki sorumluluğu hakkında hüküm vermek değil, sistemin hangi riskleri üretebildiğini görmek gerekir.

Çünkü sağlıklı piyasa ekonomisinin temel şartı yalnızca sermayenin serbest dolaşımı değildir.
Bilginin eşitliği, kuralların öngörülebilirliği, denetimin bağımsızlığı ve rekabetin bir hukuk devletinde olduğu gibi gerçekçi bir şekilde işletilmesidir.

Nitekim SPK'nın geç kalmış olsa bile eylül ayında pay sahipliği ve fiili dolaşım oranlarına ilişkin yeni şeffaflık düzenlemeleri getirmesi de bu ihtiyacın somut örneklerinden biridir.

Benim itirazım tam burada başlıyor:
Türkiye'nin ihtiyacı rant odaklarının federasyonlaşması değil, evrensel hukuka dayalı kuralların kurumsallaşmasıdır.

Yanaşma Düzeni'nin karşısına koymamız gereken yeni düzen; kişilere değil kurallara, ayrıcalığa değil rekabete, bağlantıya değil liyakate, algıya değil maddi gerçeğe, kısa vadeli kazanca değil uzun vadeli üretkenliğe dayanmalıdır.

Çünkü gerçek milli birlik, toplumsal bütünleşme veya vatanseverlik duygusu yalnızca aynı bayrak altında yaşamak değildir.

Aynı hukuk düzenine güvenmek, aynı rekabet kurallarına tabi olmak ve emeğin, sermayenin ve girişimciliğin helal karşılığını bağlantılardan bağımsız olarak alabileceğine inanmaktır.

Asıl mücadelemiz bu nedenle sadece bir “federasyon” korkusuyla değil, rant federasyonlarının çözülmesiyle başlamalıdır.

Bu başlangıcın adı da çok açıktır:
Rasyonalite, Hukuk, Kurumsallaşma, Rekabet.
Türkiye'nin korunacak bekası ve yeni toplumsal sözleşmesinin ekonomik omurgası ancak bu ilke ve kavramlar üzerine kurulabilir.

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü

Yayın Tarihi
16.09.2026
Bu makale 178 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!