Yurdumun Aydınları/Münevverleri, Ziyalılarına Sorular !

Bir ülkenin "aydınları-münevverleri, ziyalıları" muhatap oldukları problemleri, ameliyata giren bir cerrahın titizliği ve tarafsızlığıyla incelemiyorlarsa, içinde yaşadıkları topluma karşı sorumluluklarını yerine getiremiyorlar demektir.
Bir cerrah ameliyat masasındaki hastanın ırkı, dini, cinsiyeti, ideolojisiyle veya başka sübjektif inanç ve algılarla meşgul olabilir mi?

Bir ülkenin aydını, kelimelerle ameliyat yapan bir cerrahtır.
Masası kürsüdür, neşteri fikirdir, anestezisi vicdandır. Önünde yatan ise toplumun kendisidir: kırılgan, sancılı, çoğu zaman kan kaybeden bir beden gibi...

Bir cerrah ameliyat masasındaki hastanın ırkını, inancını, ideolojisini düşünerek elini titretir mi? “Bu hasta benden mi değil mi?” diye sorarak neşteri eğri tutar mı?
Ameliyathanede tarafgirlik olmaz; orada yalnızca hakikat, bilgi ve hayat vardır.
Cerrahın sadakati hastanın yaşamınadır; aydının sadakati ise hakikate.

Aydın, kendi mahallesinin avukatı değil, toplumun vicdanıdır. Alkışa göre yön değiştiren bir pusula, gemiyi kıyıya değil kayalıklara götürür.
Eğer münevver, ideolojisinin konforunu hakikatin soğukluğuna tercih ederse; kalemini adalet için değil, taraf için sivriltirse; o zaman düşünce üretmez, propaganda yapar.
Elimizdeki neşter şifa aleti olmaktan çıkar, hançere dönüşür.
Oysa toplumlar, hatırla değil hakikatle iyileşir. Gerçeği eğip bükmek, yaranın üzerini süslü bir bezle kapatmaktır; enfeksiyon içeride büyür.

Aydın, yaranın derinliğini göstermekten korkmamalıdır. Çünkü teşhis konmadan tedavi olmaz. Acıtmaktan çekinen hekim nasıl sorumsuzsa, gerçeği söylemekten çekinen aydın da öyledir.
Bir hâkim düşünün: Ceza dosyasına bakarken sanığın kimliğine göre hüküm verirse ortada adalet kalır mı?

Bir mühendis düşünün: Köprüyü inşa ederken “Bu köprüden sadece benim gibiler geçecek” diye hesap yapar mı?

Aydının terazisi de böyle olmalıdır; eğilirse yalnız kendisini değil, üzerinden geçen herkesi düşürür.
Ziyalı olmak, ışık saçmak demektir. Işık ise seçmez; karanlığın olduğu her yere düşer.

Aydın, yalnız kendi çevresini aydınlatan bir projektör değil; toplumun tamamını görebilen bir güneş olmalıdır. Hakikatin ışığı kimi zaman kendi inançlarını da sorgulatır; işte o cesaret, gerçek münevverliğin imtihanıdır.

Unutmayalım: Tarih, tarafını değil, tutarlılığını koruyanları yazar.
Aydın, alkışla değil, vicdanla ölçülür.
Eğer kelimelerimiz yarayı kapatmak yerine kanatıyorsa; eğer susuşumuz adaletsizliği büyütüyorsa; o zaman ameliyathaneyi terk etmişiz demektir.
Toplum bugün ameliyat masasında olabilir.
Neşter elimizde.
Soru şudur:
Hakikat için mi kullanacağız, yoksa aidiyetlerimizin konforu için mi?

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü

Yayın Tarihi
23.02.2026
Bu makale 39 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!