19 Mayıs...
Bir takvim yaprağından çok daha fazlası.
Bir milletin dağılmış hafızasını yeniden toparlama iradesinin sembolü...
Yorgun, yoksul, işgal edilmiş bir coğrafyada; “artık bitti” denilen anda ayağa kalkma cesaretinin tarihi…
107 yıl önce Samsun kıyılarına çıkanlar, yalnızca bir kurtuluş hareketi başlatmadılar.
Aynı zamanda, çökmüş bir imparatorluğun küllerinden yeni bir toplumsal kimlik, yeni bir devlet aklı ve yeni bir gelecek tasavvuru inşa ettiler.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bir avuç vatanperver kararlı insan; umutsuzluğun sıradanlaştığı bir dönemde, millet olma fikrini yeniden ayağa kaldırdılar. Çünkü o günün Anadolu’su, bugünün insanının hayal etmekte zorlanacağı kadar dağınık ve yorgundu.
Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam eserinden, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanından biliyoruz:
Ortada modern anlamda örgütlü bir ulus toplumu yoktu.
Milliyet bilinci zayıf, eğitim seviyesi düşük, savaşlardan tükenmiş büyük kalabalıklar vardı.
İşte Cumhuriyet, tam da bu imkânsızlıkların içinden doğdu.
Bir müdafaa hattı yalnızca cephede kurulmadı;
zihinde, kültürde, hukukta, eğitimde ve toplumsal aidiyette de kuruldu.
Aradan geçen bir asırda bu ülke çok ağır bedeller ödedi.
Darbeler gördü, krizler yaşadı, kutuplaşmaların içinde savruldu.
Kimi zaman kendi içine kapandı, kimi zaman kendi evlatlarıyla kavga etti.
Ama bütün bu sert tarihsel türbülansa rağmen çok önemli bir gerçek ortaya çıktı:
Cumhuriyet projesi artık toplumsallaşmıştır.
Bugün Türkiye; 57 İslam ülkesi içerisinde en büyük ekonomik kapasiteye sahip ülke hâline gelmişse, Türk dünyasının en güçlü devleti olarak öne çıkıyorsa, bunun arkasında yalnızca askeri veya ekonomik güç yoktur.
Asıl belirleyici olan; Türk milletinin ortak aidiyet duygusunun derinleşmesidir.
Son yıllardaki sosyolojik araştırmalar bize şunu gösteriyor:
Bu toplumun ezici çoğunluğu kendisini Türk milleti kimliği içinde tanımlıyor ve Türkçeyi ortak aidiyet dili olarak görüyor.
Bu, sıradan bir veri değildir.
Bu, 19 Mayıs’ta başlayan tarihsel yürüyüşün sosyolojik meşruiyet kazandığının göstergesidir.
İşte bu yüzden diyoruz ki:
KORKMA!
Bu ülkeyi kolay kolay kimse bölemez.
KORKMA!
Bu milleti muasır medeniyet idealinden kimse koparamaz.
KORKMA!
Konjonktürel savrulmalar ne kadar sert olursa olsun, Türkiye’nin yeniden hukuk, demokrasi ve akıl zeminine dönme potansiyeli ortadan kalkmaz. Çünkü artık mesele yalnızca ideolojik tercihler değil; toplumsal evrim meselesidir.
Türkiye Cumhuriyeti, bütün eksiklerine rağmen, geri dönülmesi zor bir toplumsal eşiği aşmıştır.
Elbette her şey yolunda değildir.
Hâlâ büyük adaletsizliklerimiz, verimsizliklerimiz, eğitim sorunlarımız, hukuk krizlerimiz vardır.
Hâlâ liyakati, üretimi, bilimi ve ortak aklı yeterince kurumsallaştırabilmiş değiliz.
Fakat bütün eksiklere rağmen yön bellidir.
Bu toplum; korkularla değil akılla, dogmalarla değil bilimle, hamasetle değil üretimle yükseleceğini giderek daha fazla idrak etmektedir.
Belki sancılı…
Belki yavaş…
Belki zikzaklarla…
Ama tarih bazen sessiz ilerler.
Ve bazı milletler, en büyük dönüşümlerini bağırarak değil; ağır ağır olgunlaşarak yaşarlar.
19 Mayıs’ın bize hatırlattığı hakikat tam da budur:
Bir milletin asıl gücü, korkularında değil; yeniden ayağa kalkabilme iradesindedir.
Bu millet, o iradeyi bundan 107 yıl önce göstermiştir.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü