Pazar yazıları...
Bugün düşünsel olarak benim için son derece mutlu bir gün oldu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Bülent Kuşoğlu ziyaretime geldi. Sohbetimizin önemli bir bölümünü, daha önce yazdığımız “Düşünmeyi Öğrenmek” yazı dizisi oluşturdu.
XI bölüm boyunca neyi tartıştığımızı, neden “düşünmenin” yalnızca bireysel bir zihinsel beceri değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir mesele olduğunu konuştuk.
Tam bu sırada Sayın Kuşoğlu bana:
“Bunları yazarken Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman’dan faydalanmış olmalısınız.” dedi.
İtiraf edeyim:
Feynman’ın adını daha önce duymamıştım.
Ziyaretinin ardından kendisi, Richard Feynman’ın düşünme biçimini anlatan “Beyninizi Bir Dahi Gibi Düşünmeye Nasıl Zorlarsınız” başlıklı 13 dakika 36 saniyelik Türkçe bir video gönderdi.
Videoyu dinlediğimde şaşkınlığım bir kat daha arttı.
Çünkü Feynman’ın düşünme biçimini anlatan yaklaşım, bizim XI bölüm boyunca farklı başlıklarda tartıştığımız pek çok meselenin adeta damıtılmış bir özeti gibiydi.
Bu benim için önemli bir tesadüftü.
Ama daha önemlisi, düşüncenin evrenselliğini gösteren güzel bir karşılaşmaydı.
Ben Feynman’dan hareketle düşünmemiştim.
Feynman’ın düşünme yöntemini de bilmiyordum.
Fakat aynı soruya, farklı yollardan yürüyerek yaklaşmıştık:
İnsan nasıl daha doğru düşünür?
İşte bu yüzden “Düşünmeyi Öğrenmek” serisinin finalini Richard Feynman üzerinden yapmak istiyorum.
Çünkü Feynman, bize yalnızca nasıl daha iyi düşüneceğimizi değil, neden düşünmeyi öğrenmemiz gerektiğini de anlatıyor.
I. DÜŞÜNMEK, BİLMEKTEN ÖNCE GELİR
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, çok bilgiye sahip olmayı iyi düşünmek zannetmesidir.
Oysa bilgi ile düşünce aynı şey değildir.
Bilgi biriktirebilirsiniz.
Diplomalarınız olabilir.
Kitaplığınız binlerce kitapla dolabilir.
Binlerce takipçiniz olabilir.
Ünlü olabilirsiniz.
Bir ideolojinin, bir partinin, bir mezhebin, bir cemaatin, bir akademik çevrenin veya bir siyasi liderin en sadık savunucusu olabilirsiniz.
Ama bütün bunlar sizin iyi düşündüğünüzü garanti etmez.
Çünkü bilgi, ancak muhakemenin hammaddesidir.
Bilgiyi nasıl kullandığınız ise düşünme biçiminizi belirler.
Feynman’ın yaklaşımını değerli kılan da tam burada başlıyor:
Bir şeyi gerçekten anlayıp anlamadığınızı test etmenin yolu, onu kendi kelimelerinizle açıklayabilmektir.
Başkasının cümlesini tekrar etmek bilgi sahibi olduğunuzu gösterebilir.
Ama düşünce sahibi olduğunuzu göstermez.
Çünkü düşünmek, başkasının zihninden geçenleri ezberlemek değil; kendi zihninizde yeniden kurabilmektir.
II. “BİLMİYORUM” DİYEBİLMEK
Belki de Feynman’ın düşünme ahlakından çıkarılabilecek en önemli ders budur:
Bilmediğiniz bir şeyi biliyormuş gibi yapmayın.
Bu cümle basit görünebilir.
Ama uygarlık tarihi açısından son derece radikaldir.
Çünkü insan zihni belirsizlikten hoşlanmaz.
Bilmediğimiz yerde boşluk vardır.
Boşluk ise zihnimizi rahatsız eder.
Bu yüzden insan çoğu zaman bilmediği yerde bir cevap üretir.
Bazen hurafe, bazen komplo, bazen dogma, bazen ideoloji, bazen slogan.
Bazen de “herkes böyle söylüyor” rahatlığı.
İşte düşünmenin düşmanı burada ortaya çıkar.
Cehalet, bilmemek değildir.
Cehaletin daha tehlikeli biçimi, bilmediğini bilmemektir.
Düşünen insanın ilk erdemi ise:
“Bilmiyorum” diyebilmektir. Çünkü “bilmiyorum” düşüncenin sonu değil, başlangıcıdır.
III. MERAK: ZİHNİN HAREKET MOTORU
Düşünmeyi öğrenmek, aslında merak etmeyi öğrenmektir.
Çocuklar bunu doğal olarak yaparlar.
“Neden?”... “Neden?”... “Neden?” diye sorarlar.
Sonra toplum onları eğitir.
Bazen eğitim yoluyla, bazen aile yoluyla, bazen ideolojiyle, bazen dinle, bazen gelenekle, bazen otoriteyle…
Ve bir süre sonra çocukların soruları azalır.
Çünkü bazı toplumlar cevaptan çok itaati ödüllendirir.
Oysa özgür düşüncenin ilk şartı meraktır.
Merak eden insan sorar. Soran insan araştırır. Araştıran insan karşılaştırır. Karşılaştıran insan şüphe eder. Şüphe eden insan sınar. Sınayan insan yanılabilir.
Yanılabileceğini bilen insan ise öğrenmeye devam eder.
Böylece düşünme, bir zihinsel hareket haline gelir.
IV. FEYNMAN’IN BÜYÜK DERSİ: KENDİ KENDİNİ KANDIRMA!
Feynman’ın düşünme biçiminin belki de en güçlü tarafı budur: Kendinizi kandırma konusunda en kolay kandırabileceğiniz insanın yine kendiniz olduğunu unutmayın.
İnsan zihni gerçekliği olduğu gibi görmekten çok, görmek istediği biçimde yorumlamaya son derece yatkındır.
İşte bizim “Düşünmeyi Öğrenmek” serisinde ele aldığımız zihinsel tuzakların önemli bir bölümü buradan doğuyor:
Önyargı. Dogmatizm. Duygusal körlük. Entelektüel kibir. Konfor alanı. Propaganda. Kabile psikolojisi. Kimlik siyaseti. Şöhretin yarattığı dokunulmazlık. Çoğunluğa uyma baskısı.
Daha da tehlikelisi:
Kendi kanaatimizi gerçekliğin kendisi zannetmek.
Oysa düşünmek, kendi fikrimize bile mesafe koyabilmektir.
“Ben böyle düşünüyorum” ile “gerçek gerçekten böyle mi?” arasındaki farkı anlayabilmektir.
V. YÖNTEM: DÜŞÜNCENİN VİCDANI
Buraya kadar serinin bütününü bir cümlede özetlemek gerekirse:
Doğru düşünmek için iyi niyet yetmez; yöntem gerekir.
İyi niyetli bir insan da yanlış düşünebilir.
İyi niyetli bir insan da iftira atabilir.
İyi niyetli bir insan da başkasına zarar verebilir.
İyi niyetli bir insan da yanlış bilgiye inanabilir.
İyi niyetli bir insan da propaganda yapabilir.
Çünkü iyi niyet, doğru muhakemenin garantisi değildir.
İşte bu nedenle daha önce söylediğimiz bir düşünceyi burada yeniden hatırlatmak gerekiyor:
İyi insan olmadan önce iyi düşünen insan olmak gerekir.
Çünkü kötü muhakeme, iyi niyetli insanları bile yanlış sonuçlara götürebilir.
Buradan da “Muhakeme Ahlâkı” dediğimiz mesele ortaya çıkar.
Muhakeme ahlâkı şudur:
Gerçeği kendi çıkarımızdan, kimliğimizden, önyargımızdan ve aidiyetimizden daha değerli kabul etmek.
VI. DÜŞÜNEN İNSANIN BEŞ BASAMAĞI
Serinin farklı bölümlerinde farklı biçimlerde ifade ettiğimiz düşünme sürecini bugün tek bir merdivende toplayabiliriz:
1. GÖZLEM
Önce ne olduğunu gör. Yorum yapmadan önce gerçeği tespit et.
2. VERİ
Gördüğünü kanıtla. Duyduğun şey ile bildiğin şey arasındaki farkı ayır.
3. MUHAKEME
Verileri birbirleriyle ilişkilendir. Neden-sonuç ilişkisini kur, nedenselliği araştır.
4. KURAM
Tek tek olayların arkasındaki genel modeli anlamaya çalış.
5. HİKMET
Bütün bunlardan sonra hâlâ neyi bilmediğini bil.
Çünkü hikmet, her soruya cevap vermek değil;
hangi sorunun henüz cevabı olmadığını anlayabilmektir.
VII. DÜŞÜNMENİN YEDİ DÜŞMANI
Serinin bütününü bir başka açıdan özetlemek istersek, düşünmenin önündeki yedi büyük engeli de hatırlamalıyız:
Cehalet. Dogmatizm. Önyargı. Duygusal körlük. Entelektüel kibir. Konfor alanı ve propaganda.
Bunların hepsi farklı görünür.
Ama hepsinin ortak bir sonucu vardır:
İnsanın gerçeği olduğu gibi görmesini engellerler.
Cehalet bilgi eksikliğidir.
Dogmatizm sorgulama eksikliği ve düşünme biçimi hastalığıdır.
Önyargı adalet eksikliğidir.
Duygusal körlük mesafe eksikliğidir.
Entelektüel kibir tevazu eksikliğidir.
Konfor alanı cesaret eksikliğidir.
Propaganda ise gerçeğin yerine çıkarı koymaktır.
Bu nedenle düşünmek yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda erdemli bir eylemdir.
VIII. DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK NEDEN SİYASET MESELESİDİR?
Başlangıçta bu seriyi bireyin zihinsel dünyası üzerine bir çalışma olarak tasarlamıştık. Fakat giderek başka bir gerçekle karşılaştık: Düşünmeyi öğrenemeyen toplum, sağlıklı siyaset üretemez. Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir.
Demokrasi aynı zamanda: doğru bilgi, özgür düşünce, eleştiri kültürü, kanıta dayalı muhakeme, farklı fikirlere tahammül ve yanılabileceğini kabul eden yurttaşlık ahlâkıdır.
Bilginin propaganda karşısında değersizleştiği; eleştirinin düşmanlıkla karıştırıldığı; sadakatin liyakatin önüne geçtiği; kutuplaşmanın siyasal kazanç ürettiği toplumlarda demokratik kurumlar varlıklarını koruyabilir.
Ama demokratik kültür aşınır. Çünkü demokrasi, sadece kurumların değil; sağlıklı inşa edilmiş zihinlerin de rejimidir.
IX. ŞÖHRET, OTORİTE VE “BİLİYORUM” İLLÜZYONU
Bu nedenle yalnızca siyasetçilerin değil, toplumda kanaat üreten herkesin düşünme sorumluluğu vardır.
Gazeteci, akademisyen, din adamı, sanatçı, sporcu, televizyon yorumcusu, sosyal medya fenomeni ve iş insanları.
Ve dahi özellikle milyonlarca insanın zihnini etkileyebilen kamuoyu önderi şöhretler…
Bir insanın ünlü olması, onun her konuda bilgili olduğu anlamına gelmez.
Bir konuda başarılı olması, başka bir konuda doğru düşündüğünü göstermez. Bir milyon kişinin onu takip etmesi, söylediğinin doğru olduğunu kanıtlamaz.
Takipçi sayısı hakikat ölçüsü değildir.
Şöhret, muhakeme yetkisi değildir.
Makama sahip olmak da öyle.
Unvana sahip olmak da.
Çünkü hakikat, söyleyen kişinin kimliğine göre değişmez.
X. “BEN YANILIYOR OLABİLİRİM”
Düşünmeyi öğrenmenin en zor aşaması belki de budur:
Kendi düşüncenizden vazgeçebilecek kadar özgür olmak.
Çünkü insan bir düşünceyi savunmaya başladığında, kısa süre sonra düşünce kimliğinin parçası haline gelir.
Artık fikriniz eleştirildiğinde onu değil, kendinizi savunmaya başlarsınız. İşte burada düşünce, kimliğe, aidiyete dönüşür.
Kimlik düşüncenin önüne geçtiğinde ise muhakeme sona erer.
Oysa bilim insanının zihni başka türlü çalışır:
“Bu doğru olabilir.” “Ama yanlış da olabilir.” “Kanıt nedir?” “Başka bir açıklama mümkün mü?” “Ben hangi varsayıma dayanıyorum?” “Bu varsayım yanlışsa sonucum ne olur?”
İşte düşüncenin özgürlüğü burada başlar.
Yanılabileceğini kabul etmek, düşüncenin zayıflığı değil, gücüdür.
XI. BÜTÜN SERİNİN TEK CÜMLELİK ÖZETİ
On bir bölüm boyunca bireysel zihnin tuzaklarından toplumsal psikolojiye, siyasetten propaganda düzenine, şöhret kültüründen demokrasiye kadar pek çok konuyu tartıştık.
Bugün geriye dönüp baktığımda bütün bu serinin tek bir cümleye indirgenebileceğini düşünüyorum:
Düşünmeyi öğrenmek, gerçeği kendi inançlarımızdan daha fazla sevmeyi öğrenmektir.
Çünkü düşünmek; haklı çıkmak değildir.
Düşünmek; kendi tarafını savunmak değildir.
Düşünmek; düşmanını yenmek değildir.
Düşünmek; çok konuşmak değildir.
Düşünmek; çok bilgi sahibi olmak da değildir.
Düşünmek: gördüğümüzü doğru anlamaya çalışmak,
bilmediğimizi kabul etmek, kanıt istemek, varsayımlarımızı sorgulamak, yanılabileceğimizi kabul etmek ve hakikati aidiyetimizin önüne koyabilmektir.
XII. VE FİNAL…
Richard Feynman’ı daha önce tanımıyordum.
Bu nedenle bugün onun düşünme biçimiyle karşılaşmak benim için sadece ilginç bir entelektüel tesadüf değildi.
Aynı zamanda çok daha önemli bir şeyi hatırlattı:
Gerçek düşünce, kişilere ait olmaktan önce insanlığın ortak akıl mirasıdır.
Feynman’ın fizik alanında yaptığı şey ile bizim siyaset, toplum ve insan davranışları üzerine yaptığımız şey elbette aynı değildir.
Ama zihinsel yöntem bakımından kesiştikleri bir yer vardır: Gerçeği, ona ilişkin kanaatimizden ayırmak.
Belki de insanlığın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey budur.
Çünkü teknoloji olağanüstü bir hızla ilerliyor.
Yapay zekâ bilgi üretimini ve dolaşımını baş döndürücü biçimde artırıyor.
İnsanlar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok bilgiye erişebiliyor.
Fakat bilgi çoğalırken muhakeme aynı hızla gelişmiyorsa, sonuç daha akıllı bir insanlık değil; daha hızlı yanılan bir insanlık olabilir.
Bugün artık mesele yalnızca bilgiye ulaşmak değildir.
Bilginin doğru olup olmadığını ayırt edebilmektir.
Mesele yalnızca konuşmak değildir.
Ne zaman konuşmamız gerektiğini ve ne zaman susup öğrenmemiz gerektiğini bilmektir.
Mesele yalnızca fikir sahibi olmak değildir.
Fikrimizin bizi yönetmesine izin vermemektir.
Ve belki de en önemlisi: Bilmediğimizi söyleyebilme cesaretidir.
Çünkü insanın zihinsel özgürlüğü “Ben biliyorum” cümlesiyle değil, “Bilmiyorum; öğrenmek istiyorum” cümlesiyle başlar.
İşte “Düşünmeyi Öğrenmek” serisinin on bir bölümden sonra bugün geldiği yer burasıdır.
Başlangıçta insanın zihnini nasıl daha iyi kullanabileceğini anlamaya çalışıyorduk.
Sonunda başka bir yere vardık:
Düşünmek sadece aklın işi değildir.
Aynı zamanda bir karakter meselesidir.
Çünkü düşünmek için merak gerekir.
Merak için özgürlük.
Özgürlük için cesaret.
Cesaret için tevazu.
Tevazu için ise insanın kendi yanılabilirliğini kabul etmesi gerekir.
Bu yüzden belki de bütün serinin gerçek final cümlesi şudur:
İYİ DÜŞÜNMEK, HAKLI ÇIKMAK DEĞİL; GERÇEĞE YAKLAŞMAK İÇİN KENDİMİZİ YANLIŞLAMA CESARETİDİR.
İşte insan, bunu gerçekten öğrenebildiği gün, düşünmeye başlamışız demektir.
DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK; FİNAL
Böylece yazı dizimiz sona eriyor.
Ama düşünmek bitmiyor.
Çünkü düşünmeyi öğrenmenin sonu yoktur.
Sonu olsaydı, zaten düşünmek olmazdı.
Faydalı olması temennisiyle diziyi bitirdik.
Selam ve sevgilerimle...
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü