Türkiye’de sormaya, sorgulamaya, tespit ve eleştiri yaparak düşünmeye çalışan herkesin önüne sonunda aynı soru konuluyor:
“Peki çözümün ne?”
Bu soru ilk bakışta makul gibi görünür.
Ancak çoğu zaman bu soru çözüm arayışından çok, düşünmeyi kısa devreye uğratan bir refleks haline dönüşüyor.
Çünkü insanlar artık analiz duymak istemiyor.
Sebep-sonuç ilişkisi görmek istemiyor.
Tarihsel arka planı anlamak istemiyor.
Kurumsal çürümenin nedenlerini tartışmak istemiyor.
Bütün karmaşık sorunlara;
Sanki 100/200 yıllık yapısal sorunların cevabı sanki tek cümlelik sihirli formüldeymiş gibi; tek kişilik, tek hamlelik, gündemlik, mucizevi reçeteler bekleniyor.
Çünkü slogan düşünmekten kolaydır.
Ezberler sorgulamaktan konforludur.
Menkıbeler gerçeklerden daha az yorucudur.
İşte tam da bu yüzden toplum olarak sürekli semptomlarla kavga ediyor, hastalığın kendisini büyütüyoruz.
Ekonomi bozuluyor, suçlu arıyoruz.
Hukuk zayıflıyor, kahraman arıyoruz.
Siyaset yozlaşıyor, kurtarıcı bekliyoruz.
Eğitim çöküyor, komplo teorilerine sığınıyoruz.
Oysa mesele kişilerden çok daha büyüktür.
Sorun yapısaldır, sorun zihinseldir, sorun kurumsaldır.
Bir toplumun düşünme kapasitesi zayıfladığında;
demokrasi slogan yarışına dönüşür.
Adalet tarafgirliğe dönüşür.
Liyakat sadakate kurban edilir.
Bilim ideolojik filtrelerden geçirilir.
Düşünsel tuzak, sonuçta aynı soruyu tekrar eder:
“Tamam da çözümün ne?”
Çözüm şudur:
Toplumsal meseleleri hafife almamaktır.
Çözüm; kolay sloganlara teslim olmamaktır.
Çözüm; hakikati kabile aidiyetlerinin önüne koymaktır.
Çözüm; kurtarıcı aramak yerine güçlü kurumlar inşa etmektir.
Çözüm; aklı, bilimi ve hukuku yeniden ortak referans yapmak, bu değerleri merkeze almaktır.
Çözüm; çocuklara slogan ezberletmek değil muhakeme etmeyi, düşünmeyi öğretmektir.
Çözüm; siyasetin duygularımızı sömürmesine izin vermemektir.
Çözüm; dogmatik düşünce kalıplarını parçalayıp rasyonel düşünme disiplinini güçlendirmektir.
Hiçbir toplum bir gecede çökmez, bir gün de ayağa kalkmaz.
Ama düşünme kabiliyetini kaybeden toplumlar yavaş yavaş çözülür.
Bu ülkenin en büyük problemi kaynak yetersizliği değil, düşünme yetersizliğidir.
Düşünmeyen toplumlar, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olurlar.
Toplumları kurtaran şey; akıl, kurum, hukuk, üretim, bilim ve ortak vicdandır.
Hiçbir ülke tek adamlar, kahramanlar tarafından kurtarılamaz.
Gerçek çözüm isteyenler şunu kabul etmek zorundadır: Bu ülkenin en büyük problemi kötü insanlar değil; düşünmeyen kalabalıklar üretilmesidir.
İşte çözüm de tam burada başlıyor:
Daha fazla slogan değil; daha fazla akıl, bilim, hukuk ve demokrasidir. Daha çok çalışmak, bilim ve teknoloji üretmek, refahı ve zenginliği paylaşmaktır.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü