Siyasette en büyük yanılgılardan biri de, gücü hayatın kendisiyle karıştırmaktır.
Bir ülkenin siyasal kurumlarını, bürokrasisini, sermaye ilişkilerini, medyasını, sivil toplumunu ve hatta toplumsal reflekslerini belirli ölçülerde kontrol edebilirsiniz.
Ama hayatın kendisini kontrol edemezsiniz.
Türkiye'nin siyasi kulislerinde uzun zamandır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yalnızca bugünü değil, kendisinden sonrasını da belirleyecek bir siyasal mimari kurmaya çalıştığı yönünde çeşitli iddialar konuşuluyor.
Bu iddialara göre mesele yalnızca iktidarın devamı değildir.
Muhalefet içerisindeki bazı aktörlerin çeşitli yöntemlerle sistemin içerisine çekilmesinden, AK Parti içerisindeki muhtemel gelecek namzedi aktörlerin kontrol altında tutulmasına; bürokratik kadrolardan sermayeye, medyadan STK'lara ve dini yapılara kadar geniş bir alanın siyasal mühendislik içerisinde değerlendirilmesine kadar uzanan bir gelecek tasarımından söz edilmektedir.
Bunlar elbette iddialardır.
Fakat asıl mesele bu iddiaların doğru olup olmamasından daha büyüktür:
Hiçbir siyasi güç, toplumun bütün doğal dinamiklerini sonsuza kadar kontrol edemez.
Çünkü toplum bir bilgisayar programı değildir.
İnsan davranışları, ekonomi, sermaye hareketleri, teknoloji, uluslararası ilişkiler, demografi, kültürel değişim ve kuşak farklılıkları birbirini etkileyen devasa bir sistem oluşturur.
Bir yerde meydana gelen küçük bir değişiklik, başka bir yerde hiç hesaplanmamış sonuçlar doğurabilir.
İşte siyaset mühendisliğinin en büyük açmazı tam burada başlar.
TARİHİN EN ESKİ HAYALİ
İnsanlık tarihinde hükümdarların en büyük arzularından biri, kendi ölümlerinden sonrasını da yönetebilmektir.
Kommagene Kralı I. Antiokhos'un Nemrut Dağı'nda kendisi ve hanedanı için inşa ettirdiği devasa Hierothesion bunun çarpıcı örneklerinden biridir. UNESCO da yapıyı Antiokhos'un kendisi için oluşturduğu anıtsal bir mezar ve kutsal alan olarak tanımlıyor.
Taşlara, heykellere, yazıtlara ve dağın zirvesine kazınan ve sonsuza kadar devam edeceğini düşündüğü iktidarı planlıyor…
Fakat kısa zamanda anlaşılan ve binlerce yıl sonra geriye kalan şey, hükümdarın geleceği yönetme iradesinden çok, o iradenin kendisinin tarihsel bir arkeolojik kalıntıya dönüşmüş olmasıdır.
Çünkü iktidar geçer.
Hayatın karmaşık süreçleri devam eder.
Sonunda hayatın dinamizmi, kendi yolunu bulur.
BUGÜNÜN NEMRUT DAĞI
Bugün de dünyanın herhangi bir ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de siyasal iktidarın geleceği planlamaya çalışması anlaşılabilir bir durumdur.
Ancak geleceği planlamak başka, geleceği kontrol etmek başkadır.
Bir siyasi lider, kendisinden sonra gelecek aktörleri belirlemek isteyebilir.
Kurumları buna göre düzenleyebilir.
Kadroları buna göre oluşturabilir.
Sermaye ve medya ilişkilerini buna göre şekillendirebilir.
Fakat bütün bunların üzerine bir de toplumun kendisini kontrol edebileceği varsayımı eklenirse, işte orada büyük bir stratejik yanılgı başlar.
Çünkü toplumların kendi iç dinamikleri vardır.
Ve bazen hiç kimsenin planlamadığı bir olay, bütün planları aynı anda bozar.
Dün yazdığım “BELKİ DE BAŞKA BİR SENARYO VARDI!” başlıklı yazıda tartıştığımız finans piyasalarındaki gelişmeler bunun küçük ama öğretici bir örneğidir.
Bugün MSCI, Türkiye piyasasında bazı hisselerde sermaye yapısı, serbest dolaşım ve koordineli işlem iddialarıyla bağlantılı yatırım yapılabilirlik sorunlarını izlediğini açıkça belirtiyor. Haziran 2026 değerlendirmesinde Türkiye için şeffaflık ve koordineli işlem konularına dikkat çekildi; MSCI, kasım ayındaki inceleme öncesinde gelişmeleri izlemeyi sürdüreceğini açıkladı.
Burada mesele yalnızca bir finans piyasası meselesi değildir.
Çünkü ekonomik sistemlerde oluşan fay hatları, bir süre sonra siyasi ve sosyolojik fay hatlarına dönüşebilir.
İşte o zaman siyaset tutmayan bütün hesapları yeniden yapılmak zorunda kalabilir.
TEK ADAMLARIN HESAPLAYAMADIĞI DEĞİŞKENLER
Dünyanın en güçlü siyasi lideri bile geleceğin bütün değişkenlerini hesaplayamaz.
Çünkü gelecek, yalnızca kudretli liderlerin kararlarından oluşmaz.
Tarihi ve toplumsal süreçlerden, milyonlarca insanın birbirini etkileyen davranışından oluşur.
Piyasaların tepkisinden oluşur.
Yeni kuşakların beklentilerinden oluşur.
Teknolojiden, küresel ekonomiden, savaşlardan, göçlerden, sermaye hareketlerinden ve hiç kimsenin önceden öngöremediği krizlerden oluşur.
Dolayısıyla asıl mesele, “Kim daha güçlü?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Dizayn edilen sistem, kurucusunun iradesi dışında gelişen süreçlere ne kadar dayanıklıdır?
Çünkü bir siyasal sistem, yalnızca sahibinin istediği zaman çalışıyorsa kesinlikle güçlü değildir.
Tam tersine, sahibinin kontrolü dışındaki gelişmeler karşısında da ayakta kalabiliyorsa güçlüdür.
Belki de tarihin bütün hükümdarlara ve bütün siyaset mühendislerine verdiği en önemli ders budur:
Ölümden sonrasını bile yönetmeye çalışabilirsiniz.
Ama hayatın kendisini yönetemezsiniz.
Piyasalardan küçük bir örneğini gördüğümüz üzere; bazen de hiç hesapta olmayan tek bir gelişme, yıllarca kurulmuş bütün gelecek senaryolarınızı bir gecede değiştirebilir.
Çünkü siyaset ne kadar ustaca planlar yapsa bile,
hayatın kendisi uygulanacak gerçek senaryoyu yazar.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü