TÜRSAB Turizm Kongresi’nin dördüncüsü Antalya’da “Eğitim, İletişim ve Dayanışma” mottosuyla gerçekleşti. Ben de bu kongreye katıldım.
Açık söylemek gerekir ki, uzun yıllardır sektörün içinde olan biri olarak bu kongrede sadece konuşmaları değil, konuşmaların arkasındaki zihniyeti, yapılan yorumları, koridorlardaki sohbetleri ve birebir görüşmelerde ortaya çıkan derinliği dikkatle izledim. Ve şunu net bir şekilde gördüm:
Türk turizmi artık olgunlaşma sürecine girmiştir.
Bu çok önemli bir kırılmadır.
Kongrenin açılış konuşmasını yapan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya bu olgunlaşmanın çerçevesini çok net çizdi. “Turizm asla sadece turizm değildir” dedi. Bu cümle basit bir retorik değil, bir gerçeğin ifadesidir.
Turizm; dış ilişkidir, ekonomidir, iletişimdir, barıştır, umuttur ve huzurdur.
Ama aynı zamanda turizm; pazarlama, ulaşım, rehberlik, konaklama ve daha birçok unsurun bilgi, emek ve organizasyonla bir araya getirilerek ürüne dönüştürüldüğü bir sistemdir.
Ve bu sistemin mimarları da çok nettir:
Tur operatörleri ve seyahat acenteleri.
Bağlıkaya’nın altını çizdiği en önemli gerçeklerden biri de buydu. Seyahat acenteleri sadece satış yapan yapılar değildir. Onlar talebi planlayan, yönlendiren ve gerektiğinde yeniden inşa eden yapılardır.
Ve şu cümle aslında her şeyi özetliyordu:
“Biz hep birlikte güçlüyüz.”
Ama bu gücün ne anlama geldiğini gerçekten kavradık mı?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Antalya’daki bu kongrede aslında bir sektör konuşmadı. Bir sektör kendini yeniden tarif etti.
Ve bu tarifin en net, en yalın ve en cesur hali TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Eker’in kapanış konuşmasında Türsab’ın tüm karar vericilerinin ortaklaşa hazırladığı raporun sunumunda ortaya çıktı.
Şimdi sorulması gereken soru şudur:
Biz gerçekten bu söylenenleri anladık mı, yoksa yine sadece dinleyip geçtik mi?
Çünkü burada anlatılan şey bir hedef değil, bir zihniyet değişimidir.
Turizmde Yeni Yaklaşım
Yıllardır aynı şeyi konuşuyoruz. Daha fazla turist, daha fazla sayı, daha fazla büyüme.
Peki sonra?
Bu büyüme bize ne kazandırdı?
İşte Hasan Eker’in kapanış bildirgesi sunumunda en kritik kırılma tam burada ortaya çıkıyor:
Turizm büyüme değildir. Turizm değer üretmektir.
Ve kongrenin belki de en önemli cümlesi şuydu:
“Kapasite artışı değil, verimlilik esas alınmalıdır.”
Bu cümleyi anlamayan bu sektörde artık rekabet edemez.
Çünkü dünya değişti.
Artık mesele kaç turist geldiği değil, o turistten ne kadar değer üretildiğidir.
Sosyal ve Kültürel Boyut
Turizm sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda sosyal ve kültürel bir güçtür. Refah üretir, mutluluk üretir, barış inşa eder.
Şimdi kendimize dürüst olalım.
Biz bugüne kadar turizmi gerçekten bu şekilde mi yönettik?
Yoksa sadece doluluk oranı, fiyat ve kapasite mi konuştuk?
Belki de kongrenin en kritik sorusu şuydu:
Hangi turizm? Nasıl bir turizm?
Verilen cevaplar ise oldukça nettir: etik turizm, deneyim sunan turizm, değer üreten turizm, yerelle birlikte büyüyen turizm ve kültürü taşıyan turizm.
Ama bunların hepsinden daha önemlisi vardır:
İnsana dokunan turizm.
Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sistem ne kadar büyürse büyüsün, insanı kaybeden turizm her şeyi kaybeder.
Yapısal Sorunlar
Bugün Türkiye’nin en büyük yapısal sorunlarından biri de açıktır.
Turizm dört şehre sıkışmış durumdadır: İstanbul, Antalya, İzmir ve Muğla.
Ama hedef nedir?
Turizmi Anadolu’ya yaymak, bu oranı yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarmak.
Bu sadece bir turizm hedefi değildir. Bu destinasyon sakinlerinin, halkında içinde olduğu bir kalkınma modelidir.
Eğer bu başarılamazsa, 110 milyar dolar hedefi sadece bir slogan olarak kalır.
Sonuç
Antalya’daki kongre bize çok net bir şey söyledi:
Turizm artık bir sektör değildir. Bir sistemdir.
Ve bu sistemin merkezinde insan, değer, denge ve akıl vardır.
Eğer bu sistemi kurarsak, 110 milyar dolar bir hedef olmaktan çıkar.
Bir sonuç olur.