EĞİTİMCİ GÖZÜYLE

Terzi Kendi Söküğünü dikemez!

Psikoloji bölümünden mezunu olan, yani insan duygu, düşünce ve davranış mekanizmalarını, savunma sistemlerini ve zihinsel tuzaklarını bilen "bilinçli" biri olmak yeterli olmayabiliyor ve bazen “kişiselleştirme” olarak tanımlanan düşünce hatasına saplanabiliyor.

Psikoloji bölümünden mezunu olan, yani insan duygu, düşünce ve davranış mekanizmalarını, savunma sistemlerini ve zihinsel tuzaklarını bilen "bilinçli" biri olmak yeterli olmayabiliyor ve bazen “kişiselleştirme” olarak tanımlanan düşünce hatasına saplanabiliyor.

Peki, her şeyi inceleyen, analiz eden bu parlak zihin, söz konusu kendi ilişkileri olduğunda neden bazen bir duvara çarpar ve en sık yapılan düşünce hatası olan "Kişiselleştirme"ye (Personalization) kurban gider?

1. Bilgi Sahibi Olmak ile Duygu Düzenlemek Aynı Şey Değildir

Psikoloji eğitimi almak insana insanın haritasını verir; fakat o haritada yürürken ayağınıza taş takılmasını engellemez.

İnsan duygu düşünce ve davranış konusunda uzman birinin yüz ifadesindeki mesafeyi gördüğünde zihni anında profesyonel süzgecini çalıştırır: "Bunun benimle ilgisi yok, onun kendi içsel meselesi" der yani kişiselleştirme hatasına düşmez.

Ancak ve ancak o alt edemediği hassas kişilik yapısı (yüksek empati ve bazen de kişiye göre değişebilen onaylanma ihtiyacı veya reddedilme korkusu olabilir), mantıksal süzgeç devreye girmeden çok önce duygusal beyni (amigdala) harekete geçirir.

Duygu, mantıktan çok daha hızlı oluşur ve oluşan duygu baskısı, bilgilide olsa sağlıklı düşünmesini zorlaştırabilir. 

Akademik yön "bu olumsuz kodlanmış tavrın seninle bir ilgisi olmayabilir" dese de hassas yön "acaba nerede hata yaptım?" tuzağına düşebilir.

2. Bir Düşünce Hatası Olarak, Kişiselleştirme

Bilişsel psikolojide kişiselleştirme; dışarıda yaşanan tamamen nötr, rastlantısal bir olumsuzluğu ya da başkasının kötü bir gününü doğrudan kişisel bir eleştiri veya başarısızlık olarak üzerine alma eğilimidir.

O Neden Öyle Davranmış Olabilir?

-Karşıdaki insan o gün yorgundur, trafikte sıkışmıştır; morali bozuktur veya ifade etmediği bir sağlık sorunu etkilemiştir ve her zamankinden farklı olabilir, asık suratla, mesafeli bir "merhaba" diyebilir...

-Sıradan bir insan bunu "Bugün bi tuhaf, galiba canı sıkkın" diye geçiştirirken; psikoloji formasyonu almış da olsa hassas bir kişinin zihin hemen senaryo üretebilir: "Acaba geçen haftaki konuşmama mı bozuldu?", "Ona yeterince değer vermediğimi mi düşünüyor?"

İşin ironisi buradadır: Duygu, düşünce ve davranış bilimine hakim olmak kişiye her davranışın altında derin bir "neden" arama refleksi kazandırır. Kişiye göre değişse de bu refleks, her şeyi fazlaca kafaya takmaya (overthinking) ve en masum olayları bile kendine yontmaya zemin hazırlayabilir.

3. Bilinçli Olmanın Yarattığı Suçluluk: "Ben Nasıl Düşerim Bu Tuzağa?"

Bu tablonun en yorucu, en hırpalayıcı kısmı ise kişinin hatasını fark ettiği an kendine yaptığı haksızlıktır. Bilinçli biri, kişiselleştirme yaptığını fark ettiği an bu kez de üst düzey bir öz-eleştiri ve suçluluk döngüsüne kapılabilir:

"Ben bu işin okulunu okudum, bunu bilmem gerekirdi.”

“Farkında olan yönüm, duygularımı aşamadı."

"Bunu bir danışanım söylese saniyeler içinde çözerdim, kendi hayatımda neden uygulayamıyorum?" Bu iç ses, kişiyi daha da yaralar. Çünkü hekim kendi yarasını kendi dikemez; insan, kendi ruhunun tarafsız cerrahı olamaz...

Yani Zihin Bilir, Kalp Hisseder

Bilinçli olmak bir zırh değil, aynadır. O ayna, kişinin kendi kırılganlıklarını ve aşırı tetikte olma (hypervigilance) hallerini daha net görmesini sağlar; ama acısını dindirmez.

Hassas bir kişilikli olmak ve psikoloji bilimine hakim olmak adeta çıplak ayakla cam kırıkları üzerinde yürürken elinde büyüteç tutmaya benzer: Her batanı daha net görür, acısını daha derin hissedersiniz.

Belki de bu ruh halindeki herkese söylenecek en şifalı cümle şudur: "Her şeyi bilmek, her an kusursuz yönetmek zorunda değilsin; bazen sadece insan, sadece kırılgan bir insan olmaya da hakkın var."

 Veya bizim site görevlisinin dediği gibi “çok da şey etmemek lazım.” sözü bu durumu karşılayabilir.

Popüler sanatçımız Orhan babanın “hatasız kul olmaz” şarkısını da söyleyebiliriz 😊

Psikologda, bir psikoloğa gidebilir…

Mesleğin getirdiği yoğun duygusal yük nedeniyle tükenmişlik yaşayabilen psikologların, tıpkı danışanları gibi gerektikçe profesyonel destek alması son derece doğaldır. Nitekim dünyada psikologların en yüksek oranlarda psikolojik desteğe başvurduğu ülkelerin başında Amerika gelmektedir.
Bu durumun arkasındaki etkenlerden biri de bizim gibi toplumlarda hala canlılığını koruyan sıcak, samimi eş-dost sohbetlerinin ve geleneksel dertleşme ağlarının sağladığı doğal tampon etkisinden mahrum kalmaktır.  Bireyselleşmenin ve yalnızlaşmanın derinleştiği coğrafyalarda ruhsal yükler daha erken profesyonel kapı çalmayı zorunlu kılmaktadır.

Yayın Tarihi
25.08.2026
Bu makale 112 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!