Antalya'nın kadın itfayecileri, alevlerin içine giriyor, ağır koruyucu ekipmanlarla çalışıyor, tonajlı müdahale araçlarını kullanıyor, merdivenlere tırmanıyor ve hayat kurtarmak için saniyelerle yarışıyorlar. Antalya’da erkek meslektaşlarıyla aynı şartlarda görev yapan kadın itfaiyeciler, mesleğin fiziksel güçlüklerinden çok yıllardır değişmeyen ön yargılarla mücadele ettiklerini söylüyor. Altı yıldır görev yapan Seda Özyurt’un hâlâ karşılaştığı soru ise dikkat çekici: “O hortumları nasıl taşıyacaksınız?” Özyurt’un cevabı kısa ve net: “Hortum, kullandığımız en basit ve en hafif ekipmanlardan biri.”
Antalya’da bir yangın çıktığında, sel bastığında, bir insan enkaz altında kaldığında ya da saniyelerin hayati önem taşıdığı bir kurtarma ihbarı geldiğinde itfaiyeciler olay yerine hareket ediyor.
O aracın direksiyonunda veya müdahale ekibinin içinde bir kadın itfaiyeci de bulunabiliyor.
Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesinde görev yapan kadın itfaiye erleri; yangından kurtarmaya, selden depreme, mahsur kalma olaylarından çökme ve patlamalara kadar çok sayıda vakada erkek meslektaşlarıyla birlikte sahada görev yapıyor.
Üstelik yalnızca destek görevlerinde değil; müdahalenin doğrudan içinde.
Yangına giriyor, hortum kullanıyor, merdivenlere tırmanıyor, kurtarma operasyonlarına katılıyor ve tonajlı itfaiye araçlarını kullanıyorlar.
Ancak yıllardır sahada olmalarına rağmen bazıları hâlâ aynı soruyla karşılaşıyor:
“Siz mi söndüreceksiniz?”
48 İSTASYON, BİNLERCE İHBAR, TEK GÖREV
Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı kent genelindeki 48 istasyonuyla yangınların yanı sıra kurtarma, mahsur kalma, kapı açma, deprem, sel, patlama ve çökme gibi çok sayıda olaya müdahale ediyor.
Bu teşkilatın içerisinde görev yapan kadın itfaiyeciler de aynı eğitim, disiplin ve görev sorumluluğuyla sahaya çıkıyor.
Mesleğin gerektirdiği fiziksel koşullar ağır.
Koruyucu kıyafetler, solunum ekipmanları ve müdahale malzemeleriyle birlikte itfaiyeciler yüksek sıcaklık, yoğun duman ve görüş mesafesinin düştüğü ortamlarda çalışmak zorunda kalabiliyor.
Fakat kadın itfaiyecilerin anlattıklarına göre mesleğin teknik ve fiziksel zorlukları eğitimle aşılabilirken, toplumsal ön yargıları değiştirmek çok daha uzun sürüyor.
14 YAŞINDA SEÇTİĞİ MESLEKTE 6 YILDIR SAHADA
Antalya İtfaiyesi’nde altı yıldır görev yapan 28 yaşındaki Betül Erdal, mesleğini henüz 14 yaşındayken seçti.
İtfaiyecilik Lisesi ile başlayan yolculuğu bugün Antalya’nın yangın ve kurtarma operasyonlarında devam ediyor.
Ancak geçen yıllara rağmen karşılaştığı bazı tepkiler pek değişmedi.
Erdal, vatandaşların olay yerinde kendilerini gördüklerinde zaman zaman şaşkınlıkla,
“Nasıl yani, siz mi söndüreceksiniz?” ya da, “Siz mi yapacaksınız?” diye sorduklarını anlatıyor.
Erdal, bu ön yargıyı sözle değil, yaptıkları işle değiştirmeye çalıştıklarını belirterek, görevin ardından insanların yüzündeki ifadenin değiştiğini gördüklerini söylüyor.
İLK YANGINDA KORKUYU GÖREV BİLİNCİ BASTIRDI
Erdal’ın hafızasında ilk kez gerçek alevlerle karşı karşıya kaldığı anın ayrı bir yeri var.
Heyecanlandığını ve doğal olarak korku hissettiğini anlatan Erdal, olay yerinde yardıma ihtiyacı olan insanların bulunmasının korkuyu ikinci plana attığını ifade ediyor.
Çünkü o anda yapılması gereken bir iş var:
Hayat kurtarmak.
Erdal, mesleğin fiziksel şartlarının eğitim ve uygulamalarla aşılabildiğini ancak toplumdaki kalıplaşmış düşüncelerin değişmesinin daha zor olduğunu belirterek şöyle konuşuyor:
“Fiziksel şartların getirdiği zorlukları eğitimlerle ve yaptığımız uygulamalarla aşabiliyoruz. Ancak toplumun bakış açısını ve ön yargılarını kırmak bence bizim için biraz daha zor.”
ATEŞE GİRİYOR, HÂLÂ “HORTUMU TAŞIYABİLİR Mİ?” DİYE SORULUYOR
29 yaşındaki Seda Özyurt da Antalya İtfaiyesi’nde altı yıldır görev yapıyor.
Sağlık Meslek Lisesi’nde eğitim gördüğü dönemde yaptığı stajın ardından itfaiyeciliğe yönelen Özyurt, meslek tercihini açıkladığı ilk günlerden itibaren benzer sorularla karşılaştı:
“Kadından itfaiyeci olur mu?”
“O hortumları nasıl taşıyacaksınız?”
Aradan altı yıl geçti.
Özyurt yangınlara, sellere ve doğal afetlere müdahale etti. Manavgat yangınlarında görev yaptı. Ağır ekipmanlarla alevlerin içine girdi.
Ama soru hâlâ değişmedi.
Özyurt, bu durumu şu sözlerle anlatıyor:
“Yangına girdiğimizde taşıdığımız ekipmanlar nedeniyle üzerimizde gerçekten çok fazla ağırlık oluyor. Bütün bunları bir kenara bırakıp hâlâ bizim bir hortumu taşıyıp taşıyamayacağımız konusunda şüphe duyan insanlar var.”
Ardından tartışmanın çarpıcı tarafını tek cümleyle ortaya koyuyor:
“Oysa hortum bizim kullandığımız en basit ve en hafif ekipmanlardan biri.”
YANGININ SICAKLIĞI KADINA DA ERKEĞE DE AYNI
Özyurt’a göre itfaiyeciliğin zor bir meslek olduğu tartışmasız.
Ancak bu zorluğun kadın ya da erkek ayrımı bulunmuyor.
Alevin sıcaklığı, duman, çökme tehlikesi, ağır ekipman ve kurtarılmayı bekleyen bir insana ulaşmak için zamana karşı verilen mücadele herkes için aynı.
Özyurt bunu,
“Tabii ki zorlukları var ancak bu zorluklar kadın ya da erkek ayrımı olmaksızın hepimiz için geçerli”
sözleriyle ifade ediyor.
İlk kez alevlerin içine girdiğinde korku hissettiğini de saklamıyor.
Ancak zaman içerisinde korkunun yerini tecrübe, heyecan ve müdahale etme isteğinin aldığını söylüyor.
YANGINLAR SÖNÜYOR AMA, BAZILARININ HAFIZADAKİ İZİ SÖNMÜYOR
İtfaiyeciliğin görünmeyen taraflarından biri de mesleğin psikolojik yükü.
Seda Özyurt’un unutamadığı olayların başında iki kadının hayatını kaybettiği bir ev yangını geliyor.
İhbar üzerine gittikleri evde insanların bulunduğunu başlangıçta bilmediklerini anlatan Özyurt, yangının söndürülmesinin ardından soğutma çalışmaları sırasında iki kişinin yaşamını yitirdiğini fark ettiklerini söylüyor.
Manavgat yangınları, seller ve doğal afetler dahil pek çok büyük olayda görev yapan Özyurt'un hafızasında en derin izi bırakan olaylardan biri hâlâ o ev yangını.
Çünkü itfaiyecilik her zaman kurtarılan bir hayatla sona ermiyor.
Bazen bütün çabaya rağmen geriye unutulamayan görüntüler kalıyor.
“KIZIM KEŞKE HEMŞİRE YA DA ÖĞRETMEN OLSAYDIN”
Kadın itfaiyecilere yönelik toplumsal bakışın iki farklı yüzü de sahada kendisini gösteriyor.
Özyurt, bazı vatandaşların,
“Aferin kızım, kadınları her yerde görmek bizi çok mutlu ediyor”
diyerek kendilerini desteklediğini anlatıyor.
Ancak başka bir vatandaşın yaklaşımı tamamen farklı olabiliyor:
“Kızım keşke hemşire ya da öğretmen olsaydın, burada ne işin var?”
Özyurt için en anlamlı karşılaşmalardan biri ise kız çocuklarıyla yaşanıyor.
Kadın itfaiyecileri üniformayla gören kız çocuklarının yanlarına gelerek fotoğraf çektirmek istemesi, mesleğin başka bir yönünü ortaya koyuyor.
Bugün bir itfaiye aracından inen kadın, belki de kendisini izleyen küçük bir kız çocuğunun yarın hangi mesleği seçebileceğine ilişkin sınırları genişletiyor.
“ÖN YARGILARA DEĞİL, KENDİLERİNE İNANSINLAR”
Betül Erdal, itfaiyeci olmak isteyen kadınlara seslenirken özellikle cesaretlerini kaybetmemelerini istiyor:
“Ön yargılara değil, kendilerine inansınlar. Çünkü biz kendimize inandıktan sonra her şeyi başarabiliriz.”
Seda Özyurt ise mesleği düşünen kadınlara yalnızca cesaret değil, hazırlık da öneriyor.
Kendilerini geliştirmelerini, mesleğin zorluklarını bilmelerini ve gerçekten istiyorlarsa denemekten vazgeçmemelerini söylüyor.
Çünkü itfaiyecilik yalnızca cesaret isteyen bir meslek değil.
Eğitim, disiplin, fiziksel yeterlilik, psikolojik dayanıklılık ve ekip çalışması gerektiriyor.
ATEŞİN İÇİNDE “KADIN EKİP ARKADAŞI”, “ERKEK EKİP ARKADAŞI” YOK
Antalya İtfaiyesi’ndeki tabloyu tamamlayan sözler ise 32 yaşındaki itfaiye eri Hüseyin Zengin’den geliyor.
Ege Üniversitesi Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Bölümü’nü birincilikle tamamlayan Zengin, meslek hayatı boyunca çok ağır olaylarla karşılaştığını anlatıyor.
Yangınlar, can kayıpları ve ağır kurtarma operasyonları...
Ancak onu en fazla zorlayan olay bunların hiçbiri değil.
Kendi arkadaşını kurtarmak zorunda kaldığı an.
Bu deneyim, itfaiyeciliğin temelindeki ekip ruhunu da ortaya koyuyor.
Çünkü alevlerin içinde mücadele başladığında cinsiyet değil; eğitim, güven, koordinasyon ve ekip arkadaşlığı belirleyici oluyor.
Bir itfaiyeci gerektiğinde hayatını, yanındaki arkadaşına emanet ediyor.
“BİR ÇOCUĞU, BİR KEDİYİ KURTARMAK BÜTÜN YORGUNLUĞUMUZA BEDEL”
Hüseyin Zengin, itfaiyeciliğin değerinin çoğu zaman insanların başına büyük bir olay gelmeden yeterince fark edilmediğini düşünüyor.
Ancak onlar için kurtarılan her canlı ayrı bir anlam taşıyor.
Zengin bunu,
“Bir canlıyı, bir kediyi ya da bir çocuğu kurtarmak bütün yorgunluğumuza bedel oluyor”
sözleriyle anlatıyor.
Ve yılların ardından mesleğiyle ilgili kararının değişmediğini söylüyor:
“Bu dünyaya tekrar gelsem, aynı mesleği yine gururla tercih ederdim.”
MESELE HORTUMU TAŞIMAK DEĞİL
Seda Özyurt ve Betül Erdal'ın anlattıkları, aslında bir yangın hortumunun ağırlığından çok daha büyük bir meseleyi görünür kılıyor.
Altı yıldır yangına giren, ağır koruyucu ekipmanlarla çalışan, tonajlı müdahale araçlarını kullanan, afetlerde görev yapan ve hayat kurtarmak için kendi güvenliğini riske atan bir itfaiyeciye hâlâ,
“Hortumu taşıyabilecek misin?”
diye soruluyorsa, sorgulanması gereken artık hortumun ağırlığı değildir.
O soruyu sorduran ön yargının ağırlığıdır.
Yangın yerine gelen aracın kapısı açıldığında, yardıma ihtiyacı olan insan için aşağı inen itfaiyecinin kadın ya da erkek olması sonucu değiştirmez.
Onun eğitimi önemlidir.
Mesleki yeterliliği önemlidir.
Cesareti önemlidir.
Ekip arkadaşına duyduğu güven önemlidir.
Ve gerektiğinde hiç tanımadığı bir insanın hayatını kurtarmak için ateşin içine girebilmesi önemlidir.
Çünkü ateş cinsiyet sormuyor.
Hayat kurtarmanın da cinsiyeti yok.
Haber: Tahsin Babat