TÜRKOLOG

Türk Sosyoloji Geleneğinde Tarihî Materyalizmin Tenkidi ve Milli Bünye Yaklaşımı

Osmanlı-Türk düşünce dünyasında Tanzimat’tan itibaren Batı menşeli teorilerle yerli toplumsal yapı arasındaki uyumsuzluk, sosyolojinin temel tartışma alanlarından biri olmuştur. Özellikle Marksist tarih anlayışının toplumsal yapıyı esas olarak ekonomik altyapı üzerinden açıklayan indirgemeci yöntemi, Türk sosyologları tarafından metodolojik bir problem olarak görülmüş; buna karşılık “milli bünye” kavramı, kültür, inanç, kurumlar ve tarihsel sürekliliği merkeze alan alternatif bir çözümleme çerçevesi olarak geliştirilmiştir [1].

Ziya Gökalp, sosyolojisini sınıf mücadelesi eksenine oturtan teorilere karşı, toplumu meslek dayanışmaları, ahlaki normlar ve kültürel değerlerin meydana getirdiği organik bir yapı şeklinde tanımlamıştır [2]. Gökalp’e göre Marksizm, Batı Avrupa feodalizminin ve sanayi devriminin ortaya çıkardığı tarihsel koşulların ürünüdür. Bu sebeple Türk toplumunun uzun süreli tarihî tecrübesini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Onun “hars–medeniyet” ayrımı, ekonomik determinizmin ötesinde kültürel sürekliliğe vurgu yapan bir toplum tasavvurunun temelini oluşturur.

Bu yaklaşımı sistematik biçimde sürdüren Mümtaz Turhan, tarihî determinizmi “kültür değişmeleri” teorisi çerçevesinde sorgulamış ve toplumsal dönüşümlerin yalnızca üretim ilişkilerindeki değişmelerle açıklanamayacağını savunmuştur [3]. Turhan’a göre zihniyet dünyası, bilim anlayışı ve inanç sistemleri, en az iktisadi faktörler kadar belirleyicidir. Türk aydınının Batı toplumlarının kriz dönemlerinde ortaya çıkan sınıf çatışması teorilerini evrensel modeller gibi benimsemesi ise, kendi toplumunun özgül tarihî şartlarını ihmal eden bir entelektüel yabancılaşmaya işaret etmektedir.

Ziyaddin Fahri Fındıkoğlu, Marksist şemayı iktisat sosyolojisi bakımından ele alarak Avrupa feodalitesine özgü sınıf yapılarının Türk-İslam dünyasında gelişen vakıf, lonca ve Ahilik kurumlarıyla örtüşmediğini göstermeye çalışmıştır [4]. Fındıkoğlu’na göre bu kurumlar, mülkiyeti ortadan kaldırmayı hedefleyen yapılar değil; iktisadi faaliyeti ahlaki normlarla sınırlandıran ve sosyal adaleti içkin biçimde barındıran modellerdir. Bu nedenle Türk toplumunu zorunlu bir proleterleşme çizgisi içinde okumak sosyolojik bakımdan indirgemeci bir yaklaşımdır ve doğru değildir.

Mehmet Eröz, bu düşünsel çizgiyi antropolojik ve sosyolojik saha gözlemleriyle desteklemiş; Marksizmin diyalektik materyalizmini Türk aile yapısı, göçebe–yerleşik sentezi ve dinî hayat bağlamında eleştirmiştir [1]. Eröz’e göre Marksist teori, insanı büyük ölçüde ekonomik roller üzerinden tanımlamakta ve milli kimliği ikinci plana itmektedir. Oysa Türk toplumsal yapısı, aile bağları, mülkiyet anlayışı ve inanç sistemi bakımından çok katmanlıdır ve tek yönlü sınıf şemalarıyla izah edilemez.

Türk sosyoloji geleneğinde Ahilik kurumu, Marksizm eleştirilerinde merkezi bir konum işgal eder. Ahilik, özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldırmayan; aksine fütüvvet ahlakı çerçevesinde denetleyen gönüllü bir kooperatif sistemi olarak yorumlanmıştır. Buna karşılık Sovyet tipi kolhoz yapılanmaları, mülksüzleştirme, zorunlu kolektivizasyon ve devlet merkezli üretim modelleri nedeniyle cebrî sistemler olarak değerlendirilmiştir [4]. Türk sosyologlarına göre Anadolu’nun tarihsel tecrübesi, zor yoluyla toplumsal mühendislik uygulamalarına yabancı bir dayanışma geleneği üretmiştir.

Bu çizgiye çağdaş bir katkı olarak Muharrem Yellice, Mitolojiden Felsefeye adlı eserinde Marksist tarih anlayışını felsefi düzlemde tartışmakta ve Marx’ın sınıfsız toplum tasavvurunun yalnızca maddi ilişkilerden türeyen bir zorunluluk değil, aynı zamanda geleceğe dönük idealist ve ütopyacı bir tarih teleolojisi kurduğunu ileri sürmektedir [5]. Yellice’ye göre üretim ilişkilerinin kaçınılmaz biçimde komünizme evrileceği varsayımı, bilimsel bir hipotezden çok metafizik bir inanç yapısı arz etmekte; bu yönüyle Marksizm kendi içinde normatif bir tarih felsefesi üretmektedir. Bu yaklaşım, Gökalp’ten Eröz’e uzanan Türk sosyoloji geleneğinin ekonomik determinizme yönelttiği metodolojik itirazlarla kavramsal düzeyde örtüşmektedir.

Kaldıki; Karl Popper, Max Weber, Friedrich Hayek, Mickel Foucault, Hannah Arendt gibi  batılı düşünürler, tarihi materyalizmi; 19 asrın doğmatik ideolojik imanî kabristanlığına havale etmişlerdir. Arent; Özgürlük üretim araçlarında değil, insanların kamusal alanda bir araya gelip konuşması ve eylemlemesindedir. Mark siyaseti ekonomiye kurban etmiştir diye tenkid eder.

Türk sosyoloji geleneğinde şekillenen bu eleştirel damar, tarihî materyalizmi evrensel ve zorunlu bir toplumsal açıklama modeli olarak kabul etmemiştir. Batı tarihinin özgül şartlarında ortaya çıkmış teorik bir inşa olarak değerlendirmiştir. Milli bünye kavramı etrafında geliştirilen bu yaklaşım, Türk toplumunun tarihsel sürekliliğini, kurumsal yapısını ve kültürel dokusunu merkeze alan alternatif bir sosyolojik perspektif üretmektedir.


Kaynakça
[1] Eröz, Mehmet. Materyalizm ve Marksizm. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1985.
[2] Gökalp, Ziya. Türkçülüğün Esasları. İstanbul: Varlık Yayınları, 1976.
[3] Turhan, Mümtaz. Kültür Değişmeleri: Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1951.
[4] Fındıkoğlu, Ziyaddin Fahri. İktisat Sosyolojisi Açısından Ahilik. İstanbul: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, 1962.
[5] Yellice, Muharrem. Mitolojiden Felsefeye. Kaynak Yayınları İstanbul. 2024.
(“Marx’ın Ütopyacı Dünyası” bölümü.)

Yayın Tarihi
30.01.2026
Bu makale 67 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!