Suçun İzi

Trump’ın Kürt Kartı ve İran Savaşının Yeni Cephesi...

ABD-İsrail’in İran’a yönelik başlattığı bombardıman yalnızca askeri hedefleri değil, bölgesel jeopolitiğin kırılgan fay hatlarını da harekete geçirmiş durumda.

Dün Axios’un “Scoop” olarak yayınladığı haber (2 Mart 2026),

İran’ın Irak’taki PAK kampına yönelik saldırısı ve ABD/İsrail’in İran’daki Kürt yoğunluklu şehirlerde güvenlik noktalarını hedef alması, bugün uluslararası basında yer alan analizlerle daha net bir çerçeveye oturuyor.

Özellikle Donald Trump’ın Irak Kürt liderleriyle temas kurduğu yönündeki bilgiler, savaşın yalnızca hava operasyonlarıyla sınırlı kalmayabileceğini; sahada yeni bir aktörün devreye alınabileceğini gösteriyor.

Trump’ın Kürt Liderlerle Teması: Stratejik Arka Plan Çalışması Yapıldığını Gösteriyor.

Axios’un ( Axios Arlington, Virginia merkezli bir Amerikan haber sitesidir ), aktardığı bilgilere göre Trump, Irak’taki iki ana Kürt fraksiyonunun liderleri olan Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile doğrudan temas kurdu. Bu temasın zamanlaması dikkat çekici: ABD-İsrail bombardımanının başlamasından hemen sonra.

Bu görüşmeler üç temel stratejik ihtimali gündeme getiriyor:

İran-Irak sınır hattında yeni bir kara dinamiği oluşturmak,

İran’ın Kürt bölgelerinde iç istikrarsızlığı artırmak,

Olası bir rejim değişikliği senaryosunda Kürtleri “yerel ortak” olarak konumlandırmak.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun uzun süredir Kürt aktörlerle temas halinde olduğu biliniyor. İsrail’in Irak, Suriye ve İran’daki Kürt yapılarla geçmişe dayanan güvenlik ve istihbarat ilişkileri mevcut. Bu bağlamda Kürtlerin devreye alınması yeni değil; ancak ilk kez bu kadar açık bir jeopolitik tasarımın parçası haline geliyor.

Hedef Alınan Şehirler Ne Anlama Geliyor?

ABD-İsrail saldırılarının yoğunlaştığı İran şehirleri; Kirmanşan, Mahabad, Sine (Senendec), Urmiye ve Meriwan tesadüfi değil. Bu şehirler İran’ın Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı ve sınır hattına yakın bölgeler.

ABD-İsrail’in vurduğu hedefler:

IRGC (Devrim Muhafızları) üsleri

İstihbarat merkezleri,

Sınır karakolları,

Polis karakolları

Saldırıların iki yönlü amacı olduğu değerlendirilebilir:

İran’ın sınır güvenlik kapasitesini zayıflatmak

Irak’ta konuşlu silahlı İran Kürt gruplarının İran içine hareket alanını genişletmek.

Bu tablo, İran’ın Irak’taki Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) kampına yönelik saldırılarıyla birlikte okunduğunda daha anlamlı hale geliyor. İran, sınır ötesinden gelebilecek organize bir Kürt askeri hamlesini önlemeye çalışıyor.

İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun

22 Şubat 2026’da kurulan yapısı (PJAK, PDKİ, Xebat/Khabat, PAK, Komele) gerçekten de “rejim çöküş sürecine girdi” açıklaması yaptı, Kürt güvenlik güçlerine “ayrılma” çağrısı çıkardı ve “kaos uyarısı”nda bulundu. Bu, klasik muhalefet bildirisi değil; olası bir iç ayaklanma veya “kontrol edilebilir kaos” senaryosuna hazırlık gibi duruyor.

Savaş başlamadan hemen önce kurulan bu İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu; ( PJAK, PDKİ, Xebat, PAK ve Komele ) ABD'nin sahada ki güçleriyle İsrail'in aylardır yaptığı görüşmeler sonucunda hazırlıklarını yaptırdığı bir yapılanma ve bu birbirinden zaman zaman farklı düşünen örgütlerin bir araya getirildiğini gösteriyor. Koalisyonun açıklamasında şu unsurlar öne çıkıyor:

Mevcut sürecin “İran için kader günleri” olduğu vurgusu,

Rejimin çöküş sürecine girdiği iddiası,

Kürt güvenlik güçlerine “rejimden ayrılma” çağrısı,

Kaos ve güvenlik boşluğu uyarısı,

Bu söylem, klasik bir muhalefet açıklamasının ötesinde, potansiyel bir iç ayaklanma veya kontrol alanı oluşturma hazırlığı izlenimi veriyor.

Tarihsel Benzerlik: Afganistan Modeli mi?

Metinde dikkat çeken bir diğer husus, 2001 Afganistan savaşına yapılan gönderme. ABD, Taliban rejimini devirmek için hava desteği ile yerel milis güçleri senkronize etmişti.

Benzer bir model İran’da uygulanabilir mi?

Teorik olarak evet. Ancak İran’ın askeri kapasitesi, devlet refleksi ve coğrafi derinliği Afganistan’dan çok daha güçlü ve karmaşık. Ayrıca İran’daki Kürt hareketi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi kadar kurumsal ve birleşik değil.

Türkiye Açısından Stratejik Riskler Nedir?

PKK/PJAK bağlantısı.

PJAK, PKK’nın İran kolu. Türkiye’nin yıllardır “aynı örgüt” dediği yapı. İran’daki bir güç boşluğu PJAK’a lojistik ve moral üstünlük sağlarsa, Kandil-Suriye-İran üçgeninde yeni bir hareketlilik kaçınılmaz olur. Çünkü Ankara bunu “kırmızı çizgi” olarak görüyor.

Erbil’in pozisyonu

Barzani ve Talabani’nin Trump’la açık görüşme yapması, Erbil’i Washington-İsrail eksenine daha da yaklaştırıyor. Ankara-Erbil ekonomik ve enerji ilişkileri güçlü olsa da, bu tür bir “Kürt kartı”nın Türkiye’yi bypass etmesi yeni gerilimler yaratma ihtimalini kuvvetlendirir. Özellikle Musul-Kerkük hattında.

Sınır aşan Kürt mobilizasyonu

İran’da oluşacak boşluk, “Büyük Kürdistan” söylemini canlandırabilir. Bu, hem Türkiye içindeki siyasi dengeleri hem de Suriye’deki YPG/PKK varlığını etkiler. Ancak aynı zamanda İran rejiminin zayıflaması Türkiye için stratejik bir fırsat da olabilir: Tahran’ın PKK’ya verdiği destek ve Suriye’deki nüfuzu azalır.

Bu gelişmelerin Türkiye açısından üç kritik boyutu var:

Sınır Güvenliği ve PKK Bağlantısı

PJAK’ın, PKK’nın İran kolu olarak bilinen bir yapı olması Ankara açısından doğrudan güvenlik riski anlamına gelir.

Irak Kürdistanı’nın Konumu

Erbil’in ABD-İsrail ekseninde açık bir pozisyon alması, Ankara-Erbil hattında yeni gerilimler üretebilir.

Bölgesel Kürt Mobilizasyonu

İran’da oluşabilecek bir güç boşluğu, sınır aşan bir Kürt siyasi mobilizasyonuna zemin hazırlayabilir. Bu durum Türkiye’de yürütülen mevcut siyasi ve güvenlik süreçlerini doğrudan etkileyebilir.

Sonuç: Yeni Cephe Açılıyor mu?

Trump’ın Kürt liderlerle teması, Netanyahu’nun perde arkası diplomatik hamleleri ve İran Kürt muhalefetinin eş zamanlı açıklamaları birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur:

İran’a karşı yürütülen savaş, yalnızca hava bombardımanı değil; potansiyel olarak çok katmanlı bir rejim baskılama stratejisidir.

Bu stratejinin Kürt kartını içerdiği artık daha görünür hale gelmiştir.

Ancak unutulmaması gereken gerçek şudur:

İran sahası, Irak ve Suriye’den farklıdır. Her dış müdahale girişimi, bölgesel güçlerin karşı hamleleriyle yeni bir istikrarsızlık dalgası üretebilir.

Önümüzdeki günlerde asıl soru şu olacaktır:

Bu savaş İran’ı zayıflatırken mi ilerleyecek, yoksa bölgesel bir yangına mı dönüşecek?

Ve belki daha kritik soru:

Türkiye bu yeni jeopolitik denklemde nerede konumlanacaktır?

Son söz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün tarihe düştüğü not, aklımızdan hiç çıkmamalı; “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

Türkiye’nin aklıselim davranması ve “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini unutmaması gerekmektedir.

Yayın Tarihi
03.03.2026
Bu makale 156 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!