Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Diken Tarlasından Gül Bahçesine (5)

            Bir Dilim Ekmek

 

            1980’lerde Silivri’nin Semizkumlar denen deniz kıyısındaki en güzel tatil köyünde mutlulukla yaşarken yaz mevsimini, eşimin:

            “Hüseyin, buradan sıkıldım. Çiftlikte yaşamak istiyorum ben.” demesiyle başladı her şey.

            Olmuşu olacağı bir tek karım var, bir de kızım… Onların isteğini yerine getirmezsem, neye yararım ben?

            Önceki 4 yazıda anlattığım gibi, onca arayıp taradıktan sonra 6 dönüm bir diken tarlası aldık. Birkaç yıl ilgilenmeyip öylece bıraktık.

            Baktık ki bir gün, Kilisli bir yurttaş almış yan tarlayı, ev yapıyor. “Ne güzel, komşumuz da olacak! Biz neden yapmayalım?” deyip sıvadık kollarımızı.

            Çitle çevirip su ve elektrik getirdik önce. Sonra bahçıvanın evini yaptırdık hemen. Ve yakın bir çiftlikte çalışan Bulgaristan göçmeni bir aile ile görüşüp anlaştık.

            Aybaşında başlayacaklardı işe. Sekiz - on gün sonra yani. Eşim:

            “Sayılı gün çabuk geçer. İlyas efendiler gelmeden evi oturulacak hale getirelim önce.” dedi.

            “Kapısı, penceresi, sıvası, badanası, suyu, elektriği tamam…  Eksiği ne evin?” diye sordum.

            “Bu arkadaşlar göçmen… Kolay değil, bir ülkeden başka bir ülkeye göçmek. Ben Sebile hanımla konuştum. Yemeğini küçük gaz tüpüyle pişiriyormuş. Yemeklerini bir örtü üstünde yiyorlar; döşekleri var ama yerde yatıyorlarmış. Önce mutfağa bir ocak ve tüp alıp bağlatalım. Sonra güzel bir yatak ve somya... Odalarda ve mutfakta pencerelere tel yaptıralım ki, havalandırmak için açtıklarında sinek ve böcek girmesin içeriye.”

            “Ay, tatlım! Sen bir harikasın. Emin ol, aklıma hiç gelmemişti; bunlar benim. Böyle düşündüğün için, gel seni bir öpeyim.” deyip kocaman ve sımsıcak bir öpücük kondurdum yanaklarına.

            “Daha var!..”

            “Daha var mı? Ne var daha?”

            “Eylül ayındayız. Havalar serinlemeye başladı. Önümüz kış… Güzel bir soba alalım onlara. Sonra, lavaboların üzerine de birer ayna…”          

            Böyle güzel şeyler düşünüp öneren bir hanıma, hayır dememi nasıl bekleyebilirsiniz benden?

            Ne yani, ille de kılıbık olmadığımı kanıtlamak için, “Hayır, olmaz Güler. Yapamam bu dediklerini. O kadar eksiği de kendileri tamamlasınlar…” mı demeliydim?

            Basit şeylerdi bunlar ama gerekli…

            Birlikte çıktık çarşıya. Benzer mağazaların hepsini gezip görmeden karar vermez eşim. Tek tek gezip gördük; somyaları, yatakları, divanları… Sonra verdi kararını:

            “Bak Hüseyin, görüp beğendiğimiz hem yatak hem de koltuk olan o divanı alalım. Gece yatarlar, gündüz de koltuk olarak kullanırlar. İkinci odaya da bir somya alalım… Yataklarını koyarlar… Yatılı konukları geldiğinde onu kullanırlar.”

            “Çok doğru, dedim; aynı görüşteyim. Ben de sana soba konusunda düşüncemi söyleyeyim: Herhangi bir kömür sobası değil de çok işe yarar bir peçka alalım. Bilir misin nedir peçka?”

            “Bilmez olur muyum? Tabii ya, o daha çok işlerine yarar. Nerden aklına geldi senin?”

            “1969’da Keşan’a atandığımda, ben de anneme peçka almıştım. İlk kez öyle bir soba kullanmıştı annem ve çok memnun kalmıştı.”

            “Hay aklınla bin yaşa!” diye bir iltifat da almış oldum böylece.

            Öylesini bulup aldık. Gördüklerinde Sebile hanım ve İlyas efendi de çok sevindiler buna.          Girişe bir ayakkabılık ve iki terlik ile koridora bir yolluk alıp odalarına da halı döşettik.

            Pencerelere sineklikleri hemen yaptırdık. Mutfağa tezgâh üstü dört beş gözlü bir ocak aldık. Gaz tüpünü bağlatıp deneyince, mavi mavi yandı her göz. 

            “Hüseyin, mutfak oldukça geniş... Gel, buraya bir masa ve dört sandalye alalım. Yemeklerini masada yesinler; yerden kurtarmış olalım. Ne dersin?”

            “Böyle güzel bir öneriye kim hayır der ki, tatlım? Memnuniyetle…”

            Balkona da portatif bir masa koyduk. Yakıştı.

            Bitti sanmıştım ama bitmemiş.

            “Pencereler perde ister Hüseyin. Sen askısını yaptır, ben de perdelerini dikivereyim.”

            “Tamam, hay hay!..”

            “Kızmazsan, bir şey daha söyleyeceğim.”

            “Söyle tatlım!”

            “Biliyorum, bu sırada fazlaca masrafımız oldu. Ayrıca yaz dolayısıyla okullar kapalı olduğu için gelir de çok az. Mümkün olursa, hiç değilse ikinci el renkli bir televizyon alalım mı? Acelesi yok ama daha sonra da olur.” 

            “Canım benim, paramız yoksa da itibarımız var. Senet verir, çek verir, alırız bir televizyon.” deyince, bu kez karım öptü beni yanaklarımdan.

            İşte böyle heyecanla hazırladık; bahçıvan evini biz, henüz gelmeden onlar.

            Kendiliğinden olmuyor; güzel olan hiçbir şey.

            Nice emekler vardır; o bir dilim ekmeğin gerisinde.

            Tarlayı tavında süreceksin önce. Gübre atacaksın, tohum ekeceksin. Yağmuru bekleyeceksin sonra. Olmazsa, yağmurlama yapıp yeşerteceksin. Kurttan kuştan, ot yiyen hayvanlardan koruyup büyütecek, olgunlaştıracaksın.

            Biçecek, biçtirecek, harmanda döveceksin. Samanından tanelerini ayırıp değirmende öğüteceksin.

            Un olunca da bitmiyor ki. Hamur yoğurup saçta ya da fırında pişireceksin.

            İşte bir tutam, bir dilim, bir lokma ekmek!..

            Onca emeği geçenin hakkını veren, faturasını alın teriyle ödeyen herkese yarasın! Kan olsun, can olsun, âfiyet olsun; o bir dilim ekmek!

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ACI BİR HABER: Akseki âşığı değerli hemşerimiz eğitimci, ressam ve yazar İbrahim Ekmekçi’nin, oğlu Süleyman’ın üniversite son sınıf öğrencisi kızı Sevgi Ekmekçi’yi birkaç gün önce bir trafik kazası sonucu kaybettiğini üzülerek öğrendim. Sevgili dostum Ekmekçi ve ailesinin bu büyük acısını yürekten paylaşıyorum. Tanrı kimseye benzer bir acı yaşatmasın. Işıklar içinde uyusun hep, gülfidanı Sevgi kızımız.

MAKALE Yorumları

HÜSEYİN ERKAN
YAŞAMAK ZAMANI
mail_outline : huseyinerkan.antalya@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

10.09.2021

Okunma Sayısı

394

Makaleyi Paylaş