Elmalı’da Başlayan Bir Soru?
Elmalı Müzesi’nde Karataş-Semayük kazılarından çıkarılmış küp mezarları gördüğümde zihnimde uzun zamandır üzerinde durduğum bir soru yeniden canlandı: Anadolu’daki eski ölüm ve defin gelenekleri yalnızca bölgesel gelişmelerle mi açıklanmalıdır, yoksa bunları Türkistan, Güney Sibirya, İran, Hindistan ve İdil havzasına kadar uzanan daha geniş Avrasya kültür çevresi içinde değerlendirmek de mümkün müdür?
Elmalı Müzesi’nde Karataş-Semayük mezarlığından getirilen küp mezarların, aynı müzede Bayındır, Kızılbel ve Karaburun tümülüslerinden çıkan eserlerle birlikte sergilenmesi, küçük bir coğrafyada dahi uzun süreli ve değişken bir ölüm kültürünü gözlemlememize imkân vermektedir.[1]
Bu mesele daha önce yayımladığım Hindistan adlı eserimde de dikkatimi çekmişti. Kitabın 314–327. sayfalarında “Sakalarda Ölüm” başlığı altında Saka ve İç Asya ölüm geleneklerini ele almıştım.[2] Bu makale, orada başladığım tartışmayı Elmalı’dan Tuva’ya, Harappa’dan İdil’e uzanan daha geniş bir karşılaştırma alanına taşımaktadır.
Ancak daha başlangıçta metodolojik bir sınır koymak gerekir. Benzer mezar biçimleri tek başına ortak etnik kökeni kanıtlamaz. Bir mezarın kurgan olması, cesedin yakılması veya küpe konulması bize doğrudan o insanın aynı dili konuştuğunu söylemez. Buna karşılık ölüm âdetleri toplumların en muhafazakâr kültür alanlarındandır. Ölünün nasıl korunduğu, yakılıp yakılmadığı, atı ve eşyalarıyla gömülüp gömülmediği, mezarının yükseltilmesi veya gizlenmesi, toplumların ölüm ve öteki dünya tasavvurlarına dair önemli ipuçları verir.
Bu nedenle burada yapılmak istenen “hepsi aynı kavimdendi” aynı dili konuşurlardı sonucuna ulaşmak değil; Avrasya boyunca tekrarlanan ölüm ritüellerinin kültürel temas, aktarım ve süreklilik ihtimallerini araştırmaktır.
Elmalı’daki Küp Mezarlardan Tümülüse Karataş-Semayük’te ölünün büyük bir seramik küp içerisine yerleştirilmesi dikkat çekicidir. Burada günlük hayatta kullanılan kap, ölüm ânında başka bir işleve kavuşmuş; adeta ölünün son evi olmuştur. Elmalı Müzesi kayıtları bu küp mezarların İlk Tunç Çağı bağlamını açıkça göstermektedir.[1]
Elmalı havzasında çok daha sonraki çağlarda ise başka bir ölüm mimarisi karşımıza çıkar: tümülüs. Bayındır Köyü çevresinde 56 taş tümülüs olduğu söylenir. Kayhan Dörtlük’ün Bayındır Çağıltemeller mevkiindeki kurtarma kazısı raporunda ilk araştırmalarda geniş alan içinde 16 yığma taş tepeciğin belirlendiği, daha sonra C ve D tümülüslerinde kazı yapıldığı bildirilmektedir.[3] Farklı sayıların, araştırılan alanın sınırları ve saha sayımlarının kapsamıyla ilgili olduğu göz önünde tutulmalıdır.
Bayındır C ve D tümülüsleri özellikle önemlidir. Aynı mezarlık sahasında farklı ölüm uygulamalarının bulunması, defin geleneğini değişmez bir etnik işaret gibi görmemek gerektiğini düşündürüyor. Bayındır buluntuları aynı zamanda Gordion ve Frig dünyasıyla güçlü ilişkiler göstermektedir. Bu nedenle Bayındır, yerel Milyas geleneği ile Anadolu’nun daha geniş kültürel ilişkilerinin birlikte değerlendirilebileceği önemli bir sahadır.[3][4]
Gordion’dan Tuva’ya, Tümülüs ile Kurgan, Gordion’daki Tümülüs Anadolu’nun en büyük anıtsal mezarlarından biridir. Yaklaşık 53 metre yüksekliğinde ve 300 metre çapındaki yığmanın merkezinde büyük bir ahşap mezar odası bulunmaktadır. Dendrokronolojik tarihleme mezar odasında kullanılan ardıçların en geç MÖ 740 yılına ait olduğunu göstermiştir. Bu tarih, mezarın Midas’a ait olamayacağını; daha çok onun selefi ve muhtemelen babası Gordios için yapılmış olabileceğini düşündürmektedir.[5]
Aynı geniş tarih aralığında gözümüzü binlerce kilometre doğuya, Güney Sibirya’ya çevirdiğimizde Tuva’daki Arjan (Arzhan) 1 Kurganı ile karşılaşırız. Türkçe arkeoloji çalışmalarında Arjan 1, Tuva’nın kuzeyindeki Altay-Sayan kuşağının en önemli anıtsal mezarlarından biri olarak değerlendirilmekte ve MÖ 9. yüzyıla tarihlendirilmektedir.[6] Büyük taş örtünün altında ahşap bölmeler, insan gömüleri ve at kurbanlarıyla karşılaşılması, onu erken bozkır hükümdar mezarı geleneğinin başlıca örneklerinden biri hâline getirir.
Böylece kronolojik bakımdan dikkat çekici bir tablo ortaya çıkar: Arjan 1 MÖ 9.–8. yüzyıl çevresinde; Gordion Tümülüs MM yaklaşık MÖ 740’ta; Bayındır’ın erken tümülüsleri ise MÖ 8. yüzyıl sonları ile 7. yüzyıl çevresinde karşımıza çıkar. Bu üç sahayı doğrudan aynı halkın eseri saymak mümkün değildir. Ancak yüksek statülü ölünün özel bir mezar mekânına yerleştirilmesi, taş veya toprak yığınıyla anıtsallaştırılması ve değerli eşyalarla uğurlanması üzerinde durulmaya değer bir kültürel benzerliktir.
MÖ 8.–7. yüzyıllarda İç Asya ile Anadolu arasında aşılması mümkün olmayan bir kültür duvarı yoktu. Kimmer ve İskit/Saka hareketleri Kafkasya ve Ön Asya’ya kadar ulaşmıştı. Bu sebeple Arjan–Gordion–Bayındır benzerliğini doğrudan soy bağı kanıtı olarak değil, Avrasya’da aynı çağlarda görülen seçkin ve hükümdar mezarı kültürlerinin karşılaştırılması olarak ele almak daha sağlıklıdır.
Harappa: Küp ile Ateşin Buluşması. Elmalı’daki küp mezarlardan doğuya, İndus havzasına yöneldiğimizde Harappa’nın geç dönem mezarlıklarında kap ve ölüm ilişkisini yeniden görürüz. Harappa’daki Cemetery H geleneğinde bazı safhalarda yakılmış ya da ayrışmış insan kalıntılarının büyük kaplara yerleştirildiği bilinmektedir. Elmalı ile Harappa’daki uygulama aynı değildir: Elmalı’da beden doğrudan küpe konulurken Harappa’nın bazı geç gömülerinde kemikler urnaya yerleştirilmiştir. Fakat her iki örnekte de kap, gündelik eşya olmaktan çıkıp ölünün son mekânına dönüşmektedir.
Bu noktada Hindistan kitabımın “Sakalarda Ölüm” bölümünde ele aldığım İç Asya ve Saka ölüm gelenekleri önem kazanmaktadır.[2] Hindistan’daki ölü yakma geleneğinin doğrudan Ön-Türklerden geçtiğini bugün kesin bir tarih hükmü olarak ileri sürmek yerine, şu soruyu araştırmak daha doğru olacaktır. Hindistan’ın kuzeybatısındaki kremasyon ve ikinci defin geleneklerinin biçimlenmesinde Türkistan ve daha geniş İç Asya kültür çevresinin payı olmuş mudur?
Bu soru, Harappa–Afganistan–Türkistan hattındaki tarihî kültür temaslarını göz önünde tutmakta; fakat kültürel benzerliği doğrudan etnik özdeşliğe dönüştürmemektedir.
Ateş, Yok Etmek mi, Dönüştürmek mi?Ateş eski toplumlarda yalnız yok eden bir unsur değildir. Arındıran, dönüştüren ve bir hâlden başka bir hâle geçiren kutsal bir güç olarak da algılanmıştır. Bayındır’daki kremasyon örnekleri, Harappa’nın bazı geç dönem uygulamaları ve Hindistan’daki güçlü ölü yakma geleneği bu bakımdan birlikte düşünülmeye değerdir.
Edward Tryjarski’nin Türkler ve Ölüm adlı kapsamlı eseri de Türk dünyasında tek bir defin şekli olmadığını gösteriyor. Yakma, toprağa gömme, ikinci defin, yükseltilmiş mezarlar, suyla ilişkili uygulamalar ve farklı mezar biçimleri geniş zaman ve coğrafya içerisinde görülmektedir.[7] Bu çeşitlilik, “Türkler ölüyü yalnız şu biçimde gömerdi” şeklindeki tek çizgili açıklamaların yetersizliğini ortaya koyar.
Saha/Yakut Dünyası: Ölüyü Topraktan Ayırmak .Saha/Yakut ölüm gelenekleri bu çeşitliliğin dikkat çekici örneklerinden biridir. Burada bir adlandırma ayrımını özellikle belirtmek gerekir: Saha, Yakutların kendi adıdır; antik çağın Saka topluluklarıyla sırf ad benzerliğinden hareketle özdeşleştirilemez.
Saha toplumlarında arangas adı verilen yer üstü veya yükseltilmiş ahşap mezar uygulamaları bilinmektedir. Ölünün ahşap bir yapı içerisinde toprağın üzerinde tutulması, ölüm ile sıradan toprak arasına özel bir kültürel mekân konulduğunu düşündürür. Tryjarski bu ve benzeri Türk ölüm geleneklerini karşılaştırmalı biçimde ele almaktadır.[7]
Elmalı’da bu sınır küptür; Arjan ve Gordion’da ahşap oda ile kurgan veya tümülüstür; Harappa’da urna ve ateştir; Saha dünyasında ise ağaç ve yükseltilmiş ahşap yapıdır. Bütün bunların tek kaynaktan çıktığını ileri sürmek mümkün değildir. Ancak ölüyü yaşayanların dünyasından özel bir mekân aracılığıyla ayırma düşüncesi, karşılaştırmalı Avrasya ölüm kültürünün dikkate değer motiflerinden biridir.
İdil’de Hazar Kağanı: Mezarı Suyla Gizlemek. Bir başka önemli örnek İbn Fadlan’ın Hazar kağanı hakkındaki anlatısıdır. İbn Fadlan’ın seyahatnamesi, X. yüzyıl Türk ve kuzey halklarının yaşayış ve gelenekleri hakkında başlıca kaynaklarımızdandır. Ramazan Şeşen’in Türkçe neşrinde de Hazarlar ve diğer topluluklarla ilgili kayıtlar yer almaktadır. İdil bölgesini İdil Urallarda Türk Ruhu adlı eserimde detaylı inceledim.[8]
İbn Fadlan’ın aktardığı geleneğe göre büyük Hazar kağanının mezarı çok odalı bir yapı içinde hazırlanır. Su mezarın üzerinden geçirilerek yerinin bulunması güçleştirilir. Burada Arjan ve Gordion’daki görünür anıt mezarın tersine hükümdar mezarı gizlenmektedir. Fakat her iki durumda da hükümdarın ölümü sıradan insanın ölümünden ayrılmıştır. Birinde mezar yükseltilir, diğerinde suyun altında kaybedilir.
İtalya’da Busento: Alaric’in Nehir Altındaki Mezarı. Benzer bir nehir mezarı anlatısı Vizigot kralı Alaric için de aktarılmıştır. MS 410 yılında Roma’nın yağmalanmasından kısa süre sonra ölen Alaric’in, Cosenza yakınlarındaki Busento Nehri’nin yatağı değiştirilerek eski nehir yatağına gömüldüğü; daha sonra suyun yeniden mezarın üzerinden geçirildiği ve mezarın yerini bilenlerin ortadan kaldırıldığı rivayet edilir. Bu anlatıyı Hindistan adlı eserimde “Sakalarda Ölüm” başlığı altında, Avrasya ölüm geleneklerini karşılaştırırken ele almıştım.[2]
Alaric’in mezarı, Atilla’nın mezarı gibi arkeolojik olarak bulunmuş değildir. Dolayısıyla bu anlatıyı kanıtlanmış bir mezar buluntusu değil, tarihî bir rivayet olarak değerlendirmek gerekir. Bununla birlikte Hazar kağanının su altında gizlenen mezarıyla Alaric anlatısındaki benzerlik dikkat çekicidir. Bu benzerlik doğrudan etnik soy bağı kanıtı değildir; fakat hükümdar mezarının suyla gizlenmesi motifinin Avrasya kültür tarihi içerisinde karşılaştırılmasını anlamlı kılar.
Bu Kültürel Benzerliklerde Türkün Yeri Nerededir?. Makalenin temel sorularından biri budur. Tuva’daki Arjan kurganını yapan insanlara yalnız mezar biçiminden hareketle “Türk” demek yeterince temellendirilemez. Aynı şekilde Bayındır, Gordion veya Harappa mezarlarını doğrudan Türk mezarı olarak adlandırmak doğru olmaz.Fakat Turani kavimler olduğu kaçınılmaz.
Fakat bundan tarihî Türk kültürünün kendisinden önceki İç Asya kültürleriyle ilgisiz olduğu sonucu da çıkmaz. Türklerin tarih sahnesine çıktığı İç Asya, boş bir coğrafya değildi. Bu sahada binlerce yıl içerisinde kurgan, ahşap mezar odası, taş çevirmeler, at gömüsü, hayvan kurbanı, mezar hediyesi ve atalar kültü gibi uygulamalar gelişmişti. Tarihî Türk toplulukları bu eski İç Asya kültür mirasının bir bölümünü devralmış, kendi inanç ve devlet yapıları içerisinde yeniden biçimlendirmiş ve sonraki çağlara taşımışlardır.
Dolayısıyla “Arjan Türk mezarıdır” hükmü ile “Arjan’ın temsil ettiği eski İç Asya kurgan kültürü, daha sonraki Türk ölüm kültürlerinin oluştuğu tarihî ve coğrafi mirasın bir parçasıdır” hükmünü birbirinden ayırmak gerekir. İkinci yaklaşım, mevcut bulgularla daha sağlam biçimde tartışılabilir.
Eski literatürde kullanılan “Turanî” kavramını da burada biyolojik bir ırk adı olarak değil; Türkistan, Güney Sibirya ve geniş İç Asya’da uzun süre birbirleriyle temas hâlinde bulunan toplumların meydana getirdiği tarihî-kültürel alanı ifade eden bir terim olarak kullanmak gerekir.
Elmalı–Gordion–Tuva Hattının Önemi. Elmalı-Bayındır, Gordion ve Tuva-Arjan arasında kurulabilecek ilişkinin en dikkat çekici yanı yalnız mezarların biçimi değildir; kronolojilerinin birbirine yaklaşmasıdır. Tuva’daki erken kurgan geleneği MÖ 9.–8. yüzyıllarda belirginleşirken Gordion Tümülüs MM yaklaşık MÖ 740’a; Bayındır’ın önemli tümülüsleri ise MÖ 8. yüzyıl sonları ile 7. yüzyıla tarihlenmektedir.
Bu durum doğrudan Tuva’dan Anadolu’ya mezar mimarisi taşındığını kanıtlamaz. Fakat aynı dönemde Avrasya boyunca hareket eden bozkır toplulukları ve Kimmer–İskit/Saka hareketleri dikkate alındığında, Anadolu’daki seçkin mezarı anlayışını daha geniş Avrasya bağlamında karşılaştırmak gerekli hâle gelir.
Elmalı bu açıdan son derece ilginç bir kavşaktır: Bir tarafta İlk Tunç Çağı’nın küp mezarları; diğer tarafta Demir Çağı’nın tümülüsleri; aynı geniş sahada hem yakma hem gömme gelenekleri ve maddî kültürde Anadolu’nun başka bölgeleriyle açık ilişkiler bulunmaktadır. Elmalı’nın ölüm kültürü bu nedenle yalnız yerel tarih açısından değil, Anadolu’nun Avrasya içerisindeki kültürel bağlantılarını tartışmak bakımından da önem taşımaktadır.
Ölümün Çizdiği Avrasya Haritası.Elmalı Müzesi’nde gördüğüm küp mezarlardan başlayan düşünce beni Bayındır’ın taş tümülüslerine, Gordion’un büyük ahşap mezar odasına, Tuva’daki Arjan kurganına, Harappa’nın kremasyon urnalarına, Saha ülkesinin yükseltilmiş mezarlarına, Hazar kağanının İdil sularının altında gizlenen mezarına ve nihayet İtalya’da Alaric’in Busento Nehri altında kaldığı anlatılan mezarına kadar götürmektedir.
Bu kadar geniş bir coğrafyadaki bütün örnekleri tek bir kavme bağlamak mümkün müdü Bence değildir. Fakat onları birbirlerinden tamamen bağımsız kabul etmek de Avrasya’nın binlerce yıllık insan ve kültür hareketliliğini gözden kaçırmak olur.
Ölü bazen kaba konulmuş, bazen ateşle dönüştürülmüş, bazen ahşap bir odaya yerleştirilmiş, bazen kurgan veya tümülüsle anıtsallaştırılmış, bazen ağaç üzerinde toprağın üstüne kaldırılmış, bazen de suyun altında insanların gözünden gizlenmek istenmiştir. Bütün bu uygulamalarda değişen araçların gerisinde ortak bir insanlık problemi bulunmaktadır: Ölü beden yaşayanların dünyasından nasıl ayrılacaktır ve öteki dünyaya nasıl gönderilecektir?
Türkistan ve İç Asya bu büyük kültür coğrafyasının merkezî alanlarından biridir. Tarihî Türk topluluklarını bütün eski Avrasya kültürlerinin ilk ve tek yaratıcısı saymak doğru olmadığı gibi, onları kendilerinden önce binlerce yıl boyunca aynı coğrafyada oluşmuş kültür birikiminden koparmak da mümkün değildir. Türk kültürünün tarih içindeki yeri, bu eski İç Asya mirasının önemli mirasçılarından, dönüştürücülerinden ve taşıyıcılarından biri olmasıdır.
Elmalı’daki küp mezar ile Tuva’daki kurgan aynı mezar değildir. Hazar kağanının su altındaki mezarıyla Alaric’in Busento’daki mezarı da aynı tarihsel olay değildir. Fakat bu benzerlikler bize daha büyük bir araştırma sorusu bırakmaktadır: İnsanlar, atlar, mallar ve inançlar Avrasya boyunca dolaşırken ölüm düşünceleri ve cenaze ritüelleri de onlarla birlikte dolaşmış olabilir mi?
Bu makalenin vardığı kesin sonuç bir etnik özdeşlik değil, bu sorunun ciddi biçimde araştırılmaya değer olduğudur.
Kaynakça
[1] T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Elmalı Müzesi ve Karataş-Semayük, Bayındır, Kızılbel, Karaburun buluntularına ilişkin müze kayıtları.
[2] Yellice, Muharrem. Hindistan. Platanus Yayıncılık, 2018, özellikle “Sakalarda Ölüm”, s. 314–327. (Alaric–Busento anlatısı da bu bölümde kullanılan kaynaklar çerçevesinde değerlendirilmiştir.)
[3] Dörtlük, Kayhan. “Elmalı Bayındır Tümülüsleri Kurtarma Kazısı.” X. Kazı Sonuçları Toplantısı, Ankara: Kültür Bakanlığı, 1992, s. 171–174.
[4] Tiryaki, S. G. “Milyas Tümülüsleri.” I. Teke Yöresi Sempozyumu, Burdur, 4–6 Mart 2015, s. 685–698.
[5] Rose, C. Brian. Gordion. Türkçe tanıtım ve değerlendirme metinleri, Gordion Kazı Projesi/Gordion Vakfı; Tümülüs MM’nin ahşap mezar odası ve MÖ 740 tarihlemesi.
[6] Arjan (Arzhan) kurganları üzerine Türkçe arkeoloji araştırmaları; Arjan 1’in araştırma tarihçesi ve MÖ 9. yüzyıl tarihlemesi.
[7] Tryjarski, Edward. Türkler ve Ölüm: Geçmişten Bugüne Türklerde Ölüm Kültürü. Türkçesi: Hafize Er. İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 1. baskı, 2012.
[8] Muharrem Yellice. İdil Urallarda Türk Ruhu. Papürüs yayını. İstanbul. 2026.