Bodrum'da yaşanan Scorpios–Maxx Royal ayrılığı artık basit bir ticari anlaşmazlık değildir. Bu olay, Türkiye'de devlet gücü ile özel sermaye arasındaki hassas dengenin yeniden sorgulanmasına neden olmuştur.
Scorpios'un yaptığı sert açıklamada "çözülemeyen görüş ayrılıkları", "kurumsal değerler" ve "faaliyetlerin durdurulması" ifadeleri öne çıktı. Dünyaca ünlü bir markanın sezonun en yoğun döneminde masadan kalkması, "Bu işte yalnızca ticari bir anlaşmazlık mı var?" sorusunu kaçınılmaz hale getirdi.
Asıl dikkat çeken gelişme ise bunun hemen ardından yaşandı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un, sahibi olduğu Maxx Royal ile yollarını ayıran Scorpios'u sosyal medyada takip etmeyi bırakması küçük bir dijital hareket gibi görülebilir. Ancak siyasette semboller bazen kelimelerden daha güçlüdür.
Çünkü burada sıradan bir şirket patronundan söz etmiyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin turizm politikasını belirleyen bakandan bahsediyoruz.
Tam da bu nedenle tartışılması gereken mesele kişiler değil, sistemdir.
Bir ülkede sektörü yöneten kişi aynı zamanda o sektörün en büyük oyuncularından biriyse, kamu vicdanındaki soru işaretlerini kim giderecektir?
Kimseyi suçlamak için değil, devlete olan güveni korumak için bu sorular sorulmalıdır.
Hukuk sadece adaletin gerçekleşmesini değil, adaletin görülebilmesini de ister. Demokrasi sadece tarafsız olmayı değil, tarafsız görünmeyi de zorunlu kılar. Çünkü devlet, vatandaşın zihninde en küçük bir ayrıcalık şüphesine bile yer bırakmamalıdır.
Bugün kamuoyunda konuşulan konu tam da budur.
Muhalefetin yıllardır dile getirdiği çıkar çatışması tartışmaları yeniden gündemdedir. Elbette hiçbir iddia delil olmadan hükme dönüştürülemez. Ancak güçlü demokrasilerde esas olan, hukuken sorun bulunması değil; böyle bir algının oluşmasını dahi engellemektir.
Scorpios neden ayrıldı?
Taraflar neden uzlaşamadı?
Gerçek anlaşmazlık neydi?
Kamuoyu bu soruların hiçbirine tatmin edici cevap alabilmiş değildir.
Sessizlik uzadıkça dedikodu büyür. Belirsizlik arttıkça güven azalır.
Turizm, sadece beş yıldızlı oteller, lüks plajlar ve doluluk oranları değildir. Turizm aynı zamanda hukuk güvenliğidir, kurumsal şeffaflıktır, öngörülebilirliktir ve yatırımcıya verilen güvencedir.
Uluslararası yatırımcılar sadece denizi ve güneşi satın almaz; hukuka, kurallara ve devletin tarafsızlığına da yatırım yaparlar.
Bugün yaşananlar belki iki marka arasındaki bir ayrılık olarak görülebilir. Ancak yarın yabancı yatırımcının zihninde oluşacak soru çok daha büyüktür:
"Türkiye'de kurallar mı kazanıyor, yoksa güç mü?"
İşte cevap verilmesi gereken asıl soru budur.
Çünkü güçlü devlet; eleştiriden korkan değil, şeffaflıkla güven veren devlettir. Güçlü ekonomi ise kişilere değil, kurumlara dayanan ekonomidir.
Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur.
Mustafa BÖĞÜRCÜ