Suçun İzi

“Ümmet Yalanı ve Millî Uyanış: Savaşın Suratıma Çarptığı Gerçekler”. Savaşın Gösterdiği Gerçekler ve Unutulan Millî Dersler

Ortadoğu’da yaşanan her büyük kriz, yalnızca cephedeki güç dengesini değil; zihinlerdeki yanılsamaları da paramparça eder.

Son ABD/İsrail–İran savaşı da tam olarak bunu yaptı.

Kimi insanlar bu savaşa yalnızca füze menzilleriyle, hava savunma sistemleriyle, jeopolitik hesaplarla baktı.

Oysa bu savaş; sadece devletlerin değil, toplumların, inanç iddialarının, siyasi ezberlerin ve iç cephelerin de sınandığı bir laboratuvar oldu.

Ve ne yazık ki sonuç, benim açımdan hiç de şaşırtıcı değildi.

Bir kez daha gördüm ki, yıllardır dillerden düşmeyen “ümmet” söylemi, çoğu zaman sahada karşılığı olmayan romantik bir slogandan ibaretmiş.

Söz konusu çıkar olunca, aynı kıbleye yönelenlerin bile farklı başkentlere, farklı hesaplara, farklı efendilere bağlandığını ibretle izledim ve izliyoruz.

Çok acı ama çok açık bir hakikat var:

Devletler duygularla değil, çıkarlarla hareket eder.

Bu nedenle bir ülkenin güvenliği; başkalarının merhametine, mezhep yakınlığına, din kardeşliği söylemine ya da diplomatik temennilere emanet edilemez.

Eğer kendi savunma sanayiiniz güçlü değilse, kendi caydırıcılığınızı üretemiyorsanız, kendi hava savunma kalkanınızı kuramıyorsanız; bir gün tehdit kapınıza dayandığında size destek verecek olanlar önce menfaat hesabı yapar.

Çünkü uluslararası sistemin ahlâkı yoktur.

Gücü vardır.

Vicdanı yoktur.

Çıkarı vardır.

Bu savaş, bir başka gerçeği de suratımıza tokat gibi çarptı:

“Müslümanız” diyen herkes, Müslüman gibi davranmıyor.

Ağızlarında ümmet, kalplerinde ikbal; dillerinde din, zihinlerinde başka merkezlerin ajandası taşıyanları gördük.

Gazze’de çocuklar katledilirken susanları…

Siyonist İsrail yönetiminin barbarlığını açıkça lanetleyemeyenleri…

Hatta daha da vahimi, katliam düzenine doğrudan ya da dolaylı biçimde meşruiyet sağlayanları not ettik.

Demek ki sorun yalnızca dışarıda değil.

Sorun, içeride kimin nerede durduğunu artık daha net görmek zorunda oluşumuzdur.

Bir diğer acı gerçek de mezhepçilik meselesidir.

Aynı Allah’a inanan, aynı Peygamber’in ümmeti olduğunu söyleyen, aynı kıbleye secde duran, aynı kitabı rehber kabul eden milyonlarca insan; hâlâ mezhep ayrılıkları üzerinden birbirine düşmanlaştırılıyor.

Ve ne hazindir ki bazı sözde dindarlar, milyonlarca Müslümanı; soykırımcı, çocuk katili, insanlık düşmanı siyonist yapılardan bile daha tehlikeli görebiliyor.

İşte asıl çürüme budur.

Çünkü bu zihniyet, düşmanı dışarıda ararken içeride kardeş kavgası üretir.

Bu anlayış, ümmetten söz ederken ümmeti böler.

Bu dil, İslâm adına konuşur ama İslâm’ın adaletini, merhametini ve aklını kirletir.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu savaş, çok daha önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Allah korusun, Türkiye bir gün doğrudan sıcak bir çatışma veya kuşatma girişimiyle karşı karşıya kalırsa, içeride herkesin aynı safta duracağına dair safdil bir iyimserliğe kapılmamak gerekir.

Bugün sözde milliyetçilik, sözde muhafazakârlık, sözde dindarlık üzerinden topluma ahkâm kesen bazı çevrelerin; kritik anlarda hangi merkezlere yaslanacağı, hangi propaganda diline teslim olacağı, hangi milli meselede susacağı ya da saf değiştireceği artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Aynı şekilde, ayrılıkçı ve bölücü terör yapıları konusunda da duygusal hayallerle değil, devlet aklıyla hareket edilmelidir.

Adına ne denirse densin, hangi süslü kavramlarla pazarlanırsa pazarlansın; fırsat kollayan yapıların karakteri değişmez.

Siz iyi niyet gösterirsiniz, onlar bunu zafiyet sanır.

Siz toplumsal huzur ararsınız, onlar bunu mevzi kazanma alanına çevirir.

Ve ilk büyük kırılmada, safını milletten değil, düşmandan yana seçer.

Bu yüzden “terörsüz Türkiye” gibi kulağa hoş gelen başlıkların içinin; hamasetle değil, gerçekçi güvenlik stratejileriyle doldurulması şarttır.

Tüm bunların bize söylediği şey aslında yeni değildir.

Biz bu manzarayı ilk kez görmüyoruz.

Bu millet, benzer ihanetleri, benzer gafletleri, benzer teslimiyetleri ve benzer iç kırılmaları bundan yaklaşık yüz yıl önce, Millî Mücadele yıllarında da yaşadı.

O gün de işgal ordularından medet umanlar vardı.

O gün de yabancı himayesini kurtuluş zannedenler vardı.

O gün de dini istismar ederek milletin direncini kırmaya çalışanlar vardı.

O gün de manda sevdalıları, teslimiyet tellalları, iç bozguncular vardı.

Ama bu millet, bütün o karanlığa rağmen ayağa kalktı.

Çünkü karşısında sadece düşman yoktu; arkasında millet vardı.

Çünkü başında hamaset değil, irade vardı.

Çünkü söylem değil, liyakat vardı.

Çünkü teslimiyet değil, bağımsızlık şuuru vardı.

Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey budur.

Genç nesillere sadece slogan değil; tarih şuuru, millî bilinç, devlet aklı ve stratejik gerçekçilik verilmelidir.

Onlara yalnızca geçmişin kahramanlık hikâyeleri değil, geçmişin ihanetleri de anlatılmalıdır.

Çünkü bir millet, sadece zaferleriyle değil; zaaflarını tanıdığı ölçüde güçlenir.

Ayrıca şu hakikati de doğru yere koymak zorundayız:

Dua elbette müminin sığınağıdır.

Ama dua, hazırlığın yerine geçmez.

Savaşlar sadece iyi niyetle, temenniyle, sloganla ve öfkeyle kazanılmaz.

Savaş; akılla, disiplinle, teknolojiyle, eğitimle, sanayiyle, stratejiyle ve liyakatle kazanılır.

Bugünün dünyasında güçlü olmak istiyorsanız;

hava savunmanız olacak, siber güvenliğiniz olacak, istihbarat kapasiteniz olacak, yerli üretiminiz olacak, ekonomik dayanıklılığınız olacak, içeride de sağlam bir milli mutabakatınız olacak.

Aksi halde en yüksek sesle konuşan değil, en hazırlıklı olan kazanır.

Bu savaş bize şunu bir kez daha öğretti:

Bu coğrafyada ayakta kalmak; hamasetle değil, güçle, sloganla değil, stratejiyle, romantik ümmet masallarıyla değil, millî devlet refleksiyle mümkündür.

Eğer geçmişten ders almazsak, tarih yeniden tekerrür eder.

Ve tarih tekerrür ettiğinde, bedelini yine bu millet öder.

Unutmayalım: Bu coğrafyada var olmak istiyorsak, duygularla değil akılla; hayallerle değil hazırlıkla; sözle değil güçle yaşamak zorundayız.

Çünkü devletler, iyi niyetle değil; ancak güçlü oldukları sürece ayakta kalırlar.

Vatan bizim savunmaya devam edeceğiz.
Yayın Tarihi
29.03.2026
Bu makale 32 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!