YORUMLAR-YANKILAR..

Psikiyatrik Sorunları Olan İki Ruh Hastası Siyasetçi Dünyayı Felakete Sürüklüyor

Bu klasik bir savaş değil, insani değerleri ve ahlâki kuralları yok sayan, öldürmekten sadistçe haz duyan, tarihte benzeri bulunmayan bir toplumsal katliam. ABD-İsrail uçakları, 28 Şubat’ta başlayan hava saldırılarının daha ilk iki gününde İran kentlerine geçen yılki 12 gün savaşının tamamında attıklarından daha fazla bomba yağdırdılar. Bu yoğunluk sonraki günlerde de devam etti. Trump, İran’ın bu çapta bir saldırıya fazla direnemeyip pes edeceğinden emindi; İran “kayıtsız şartsız teslim”  olmadıkça saldırıların aynı yoğunlukta dört hafta daha süreceğini söyledi. Netanyahu, daha da ilerisini düşünmüyor, fırsat bulmuşken sadece rejimi devirmek istemekle yetinilmemesini,  İran’ın ayağa kalkamayacak hâle getirilip çökertilmesini istiyordu. Savaş, iki hafta tamamlanırken, sonu belirsiz bir sürece girmiş görünüyor.

Bunun birinci nedeni ABD-İsrail’in İran’ın sosyolojik, politik, demografik, askerî, idari ve kurumsal yapısını doğru belirleyememiş olmalarıdır. Hava ve deniz gücünü bombardımanla tümüyle yok ettiler; ama kara harekâtı yapamadıklarından hedef alacakları bir askerî birlik bulamadılar. Devrim Muhafızları Ordusu denilen, dinî, askerî organizasyon varlığını fiili eylemlerde ortaya koyan, üniformalı olmayan, sivil görünümlü, gerilla yöntemi kullanan paramiliter bir yapılanma. Eylem yaptıktan sonra toplum içerisine karışıp kayboluyorlar. On milyonluk Tahran’da iki yüz binden az olmadıkları hâlde varlıklarını kamufle etmeyi başardılar,  yoğun bombardımana rağmen İranlıların can kayıpları sınırlı kaldı.

ABD-İsrail kara harekâtı yapılmadan sonuca ulaşamayacaklarını gördüklerinden bu eksikliği gidermeye çalışıyorlar. Önce rejim muhaliflerini silahlı eyleme yönlendirmek istediler, ama halkın rejim karşıtı olanları bile saldırganlarla aynı safta görünmek istemediler, vatanseverlik duygusu etkili oldu. Kuzey Irak’taki Peşmergeleri çeşitli vaatlerle kullanma çabaları da sonuçsuz kaldı. Kürt gruplar bunun kendilerine çok pahalıya mal olacağını, hem ağır kayıplar vereceklerini hem de asırlarca sürecek Fars-Kürt düşmanlığı doğuracağını gördüler, tuzağa düşmediler. Son günlerde bölgeye iki bin civarında Amerikan Deniz Piyadesinin geleceği söyleniyor. Ancak Pentagon kendi gücüyle kara harekâtı yapmayı düşünüyorsa bu sayıdaki askerle sonuç alınamayacağını, en az Irak’taki Körfez Harekâtı hacminde askerî gücün seferber edilmesi gerektiğini bilir; Netanyahu ve siyonistlerin etkisi de muhtemelen kalmaz.

Savaş, üçüncü haftasına başlarken yıkıcı etkileri sadece hedef alınan İran ile sınırlı kalmıyor, giderek genişliyor, derinleşiyor, küresel çapta bir felakete dönüşüyor. Aslında Tahran Hükûmeti de bunu istiyor. Savaşta askerî gücünün sınırlı olduğunu bildiğinden Amerikan üslerinin olduğu Körfez ülkelerini hedef aldı; bu arada enerji üretim tesislerini de bombaladı. Elinde bu kadar fazla sayıda etkili füze ve dronların olduğunu kimse tahmin etmiyordu. İran, hava saldırılarıyla harabeye dönerken ABD ve İsrail’in yanı sıra Körfez ülkelerini de kendisiyle birlikte dibe çekiyor.

Petrol fiyatları yüz dolar barajını aştı, doğalgaz ile birlikte çok daha yükseleceği iddia ediliyor. ABD artışları frenlemek için küresel depoları piyasaya sürüyor. Ama palyatif önlemlerin etkisi kısa süreli kalır. Amerika’da benzin fiyatlarının artması seçim sonuçlarını elbette etkileyecektir. Resesyon ihtimali giderek güçleniyor. Bu krizin yaşanmaya başlaması kesinlikle sürpriz değildir. Trump, ülkesindeki Protestan Evanjelik kesimin ve siyonistlerin desteğini yeterli görüyor. İki hafta önce Beyaz Saray’daki ofisinde ağırladığı Evanjelik mezhebinin inanç temsilcileriyle sergilediği görüntüler, dinî fanatizminin derecesini yansıtıyordu. Bir yandan tahrif edilmiş olan Tevrat’daki hükümleri siyasal program olarak uygulamaya kalkışan radikal Yahudiler ve Netanyahu diğer yanda Armageddon kehanetine sarılan Evanjelikler, Amerikan siyonistleri ve bunların önderi Trump bütün dünyayı elbirliği halinde ateşe vermeye çalışıyorlar. Avrupa ülkeleri felaketin farkındalar ama Trump’ın şerrinden çekindiklerinden İspanya Hükûmeti’nden başka karşı çıkan olmuyor.

İran’daki Ayetullahlar yönetimi,  mezhebî görüşlerini bölgede hâkim kılmak, “Şia hilali”_oluşturmak için 1980’den geçen yıla kadar uğraştı. Bu yayılmacı mezhepçilik, fanatizmin İran türüydü. Netanyahu gibiler saldırılarında daima gerekçe olarak kullandılar. Şimdi de aynı şeyi yapıyorlar. İran, politikalarında başarı sağlayamadı, geçen yıl çekilmek zorunda kaldı. Ama yaptığı yanlışlardan ötürü siyonistlerin girişimlerine çanak tutmuş, fırsat vermiş oldu. 
Yayın Tarihi
15.03.2026
Bu makale 31 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!