Başkan Trump’un yönettiği ABD, egemen bir devlet olan Venezuela’yı resmen işgal etti; askerleri halkın seçtiği Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve hukukçu eşini kaçırarak yargılanacakları iddiasıyla New York’a götürüyor. Hangi gerekçeyle yapılmış olursa olsun bu olay uluslararası hukuk tarihine “siyasi eşkıyalık” örneği olarak yazılacak ve yapanlar hayırla anılmayacaktır.
New York Times’te olayın hemen ardından yapılan değerlendirmede, eylemin hukuka aykırı olduğu, Amerikan politikasının Latin Amerika’da yeniden üstünlük sağlamak için uygulanmakta olduğunu ortaya koyduğu ifade edildi. New York Belediye Başkanı da saldırıyı eleştirdi. Fakat Amerikan medyasını kontrolünde tutan Yahudi ve Siyonist sermayenin elindeki gazete ve TV’ler Filistin’de yapılan soykırımda olduğu gibi bu saldırıyı da eleştirmekten kaçınıyorlar.
Oysa Trump her zamanki küstah tarzıyla amaçlarını açıkladı: “Maduro’nun silah ve uyuşturucu suçlarından yargılanacağını, Venezuela’dan sağ duyulu bir yönetime geçiş yapılana kadara rejimi ellerinde tutacaklarını, ülkenin petrol endüstrisine dahil olacaklarını, Amerikan petrol şirketlerini devreye sokacaklarını” açıkça ilan etti. Uluslararası hukukun 19. asırdan başlayarak devletlerin ortak çabalarıyla belirlenen ve dokunulmazlığı kabul edilen esaslarının başında devletlerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi ve özenle korunması yer alır. Çünkü ortak akıl, bu prensibin barış ve istikrarın asli unsuru olduğunu görmüştür. Trump ve ABD 19. asrın kovboyu havasında, kuralı ve hukuku biz koyarız ve uygularız dercesine egemen bir ülkeyi işgal etmekte sakınca görmüyorlar.
Bu saldırıya meşruiyet kazandırmak maksadıyla Maduro’yı silah ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla yargılayacaklar. Ama saldırının esas sebebi bu değil. Şöyle ki:
1) Venezuela dünyanın en zengin petrol yataklarının bulunduğu bir ülke. ABD işletmelerin kamulaştırılmasını şirketlerinin mal varlığının gaspı olarak görüyor. Trump’ın açıkladığı gibi şirketleri yeniden devreye sokup petrolü kontrolüne almak istiyor. Venezuela petrolünün en büyük müşterisi şu anda Çin. Ama şirketler petrolü uygun fiyatla piyasaya sürerse bizim gibi Rusya’dan petrol alan ülkelere “işte size alternatif, artık Rusya’dan petrol almayın” diyebilecektir. Rusya’ya büyük darbe vurabilecektir.
2) Venezuela’da topraktaki büyük miktarda altını kendi şirketlerinin çıkarmasını sağlayacaktır.
3) Venezuela’da halk ekonomik kriz, gıda kıtlığı ve siyasi baskılardan dolayı başta Meksika üzerinden ABD’ne olmak üzere kitlesel göçe zorlanıyor. Son yıllarda 8 milyon insan göç etmiş; geçen yıl bu sayı üç milyonu bulmuş. Trump bu akımı kesinlikle önlemek istiyor.
4) Venezuela ve Bolivya kokain üretim ve dağıtım merkezleri konumunda. Trump Maduro’nın bu kartelin ortaklarından olduğuna inanıyor. Onu cezalandırarak bu trafiği keseceğini düşünüyor.
5) Venezuela, Küba ve Nikaragua ile beraber sosyalist bir üçlü oluşturuyor; Trump, bunu dağıtmak istiyor.
Venezuela’nın işgali sadece Trump’ın isteği değil, kapsamlı bir “Derin Devlet” plânı. Başta CIA olmak üzere Pentagon, Dışişleri, Özel Güvenlik Müsteşarlığı gibi kurumlar bu operasyonu birlikte yaptılar. Trump hepsinin üzerinde olayı organize ederek siyasi siciline kapkara bir sayfa daha eklemiş oldu.