Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. zirve toplantısı, geçen ayın sonunda devlet başkanlarının katılımıyla Ankara’da yapıldı. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel davetine rağmen katılmayışı her bakımdan üzüntü vericiydi. Hangi nedenle olursa olsun geleneksel “Bir millet iki devlet” ilkemize aykırı olan bu kırgınlığın bir an önce giderilmesi ciddi bir gereklilik olmakta. Sorunların acilen görüşülüp giderilmesi gerekiyor.
Toplantı, protokol kuralları, görünüm ve konukların ağırlanması bakımından özenle düzenlenmişti, mükemmeldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması Türk devletlerinin tarihî, millî, toplumsal yapılarını, birlikteliklerini, bağlarını belirten, bunların her zaman geçerli olduğunu, birbirimize kopmaz bağlarla bağlı olduğumuzu ifade eden ve bu asrın “Türk asrı” olacağını belirten konuşması heyecan vericiydi.
Aslında siyasi bir vizyon anlamına gelen bu sözü Türk devletlerinin bağımsızlıklarına kavuştukları ilk dönemde çok duymuştuk. Türk devletlerinin, Türkiye’nin öncülüğünde bir araya geleceklerini, ekonomik, mali, teknolojik ve insan gücü kaynaklarını bir araya getirerek, siyasi güçlerini kullanarak küresel bir güç olacağımızı tasavvur ederdik.
Ama bunun nasıl olabileceğine ilişkin hazırlığımız yoktu, bağımsızlığa kavuşan beş Türk devletinin yöneticileri, yönetim yapıları, ekonomik imkânları, aydınları vb. konular hakkında etraflı bilgimiz yoktu. Bağımsızlıklarını Sovyetlerin dağılması üzerine kazanmışlardı. En önemlisi 18’nci asırdan itibaren Rusların asimilasyon politikalarının etkisiyle millî kimlikleri yıprandığından milliyet asabiyesi zayıflamıştı, devlet asabiyesi etkili hâle gelmişti. Böylece milliyetleri Türklük olan bağımsız Türk devletlerinin her biri (Azerbaycan müstesna) devletin adıyla kimliğini tanımlıyordu, milliyetçilik yapıyordu.
Türkiye’nin bütün bu şartları ve kendi imkânlarını da dikkate alan, süreklilik gösteren bir devlet politikası 35 yıldır olmadı. Bakan veya üst bürokrat sıfatıyla görev yapan Namık Kemal Zeybek, Ayvaz Gökdemir, Acar Okan, Mustafa Kahramanyol gibi meselenin bilincine ve heyecanına sahip şahsiyetler döneminde bir ışık yansa da bu hamleler onların görev süreleriyle sınırlı kaldı. Türk devletlerinde de Nursultan Nazarbayev gibi bu hassasiyete sahip başka lider de olmadı. Geçen haftaki toplantıda, Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev’in Türk devletlerinin dillerindeki Türkçe kelimeleri içeren bir sözlük yapılması önerisi milliyetçi lider eksikliğinin giderilmekte olduğu anlamında yorumlanabilir.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, bu asrın Türk asrı olacağı ifadesi hayata geçirilmek isteniyorsa ilk plânda kolayca atılacak adımlarla bu eylem başlatılabilir. Bu cümleden olarak:
- Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallılar Meclisi Başkanlığına, bu görevi her bakımdan liyakatle yapacak, etkili olacak Prof. Aziz Sancar getirilmeli, tam yetkiyle çalışacağı sekreteryası oluşturulmalıdır. Bu işi başarıyla yapacak özelliklere sahip dünya çapında bir değerimizden neden yararlanmıyoruz? Aksakallılar Meclisi işlevsel, etkili bir kurul haline gelmelidir.
- Rusça, artık ortak lisan durumunda olmamalı, Türkiye Türkçesi bu işlevi yapmalıdır.
- İlişkilerde asla ağabeylik tavrı olmamalıdır.
- Yüksek Akademik Konsey kurulmalı, üniversiteler arasında öğrenci ve öğretim üyesi değişimleri ile düzenli rektörler toplantısı yapılmalı, bilimsel ve teknolojik ortak projeler üzerinde çalışılmalıdır.
- Ortak Ekonomik İşbirliği Konseyi kurulmalı, her ortağın çıkarlarını dikkate alan “kazan kazan” esası üzerinde ortak işbirliği ve refahın artırılıp paylaşıldığı ekonomik ittifak kurulları oluşturulmalıdır.
- Turizm ilişkileri yoğunlaştırılmalıdır.
- Gençlik kurultayları düzenli, ilkeli, etkili ve plânlı hâle getirilmelidir.
- Ülkeler arasında savunma ve güvenlik anlaşmaları yapılmalıdır.
- Rusya, buraların arka bahçesi olmadığını anlamalı; Çin, ABD ve AB’nin emperyalist ve hegemonik niyetleri geçersiz kılınmalıdır.
Bu önerilerim şahsi görüşlerdir; ilgili devlet kurumları tarafından çok daha kapsamlı ve uygulanabilir hâle elbette getirilebilir ve getirilmelidir. Bu tarz jeopolitik bir tavır değişimi yapılmayacaksa, altı boş hamasi söylemlerle gösteriler yapmaktan, hayaller kurmaktan vazgeçilmelidir.