Yaşamın, şans ile şanssızlıkların kesiştiği, hangisini başarırsan, hangisinin dönemine denk gelirse, hangisinin çevresinde yetişir ve yaşarsan, onun yaşadığı bir şey olduğunu, onun HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ'NDE Felsefe Hocam olduğu yıllarda öğrenmiştim.
Her ikimizde kendi koşullarımızda şanslı yerlerde doğmuştuk;
Gel gör ki dönem ve koşullar bizlerin istemi dışında yaşam koşulları sunmuştu bizlere.
4 Ekim 1936 yılında, İstanbul doğumlu, Sisam Adası bir göçmen Babanın ve dört yaşındayken Çorlu'dan İstanbul'a göç etmiş bir Annenin kızı olarak İstanbul - Beyoğlu'nda dünya gelir, çocukluğu ise Beyoğlu'nda eczacı bir Babanın kızı olarak geçer.
İlk şanssızlığını 1942 yılında çıkartılan "Varlık Vergisi" nedeniyle yaşar ve aile bazı mülklerini kaybeder ama şansı ise 1954 yılında Zapyon Kız Lisesinde ve 1959 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde başlar;
Üniversiteden mezun olduktan sonra, aynı yerde 1965 yılında Doktorasını yaprak, akademisyenliğe adamını atar;
Emel ve İhsan Doğramacılar ile birlikte 1969 yılında kurduğu FELSEFE BÖLÜMÜNDE, önce 1970 yılında Doçent ve 1978'de de Profesör olur.
İşte benim de kendisi ile yolumun kesiştiği bu yıllardır.
Zorunlu ders olarak aldığımız "Felsefeye Giriş" ve "Felsefe Tarihi" dersleri, biz 78 Kuşağı için pahalı biçilmez bir değerde idi.
Hacettepe Üniversitesinde kurduğu Felsefe Bölüm Başkanlığı'nın yanında, aynı üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü ile bu Merkez bünyesinde kurulan UNESCO Kürsüsünün de yıllarca sorumluluğunu üstlenmiştir.
Hacettepe Üniversitesi Beytepe yerleşkesinde bulunan Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesinin derslikleri ile hocaların odaları ayrı ayrı bloklarda idi, dolayısı ile bazen sınıflarda, bazen de anfilerde yapılan derslerden sonra, Öğrenci Temsilcisi olarak Hocam ile odasına kadar çok sohbetimiz olmuştur.
Emel Doğramacı Hocam ile ilişkimi bildiği için bana nerelisin, hangi liseden geldiğim gibi sorular da sorardı.
Bir gün, Hacettepe'ye gelinceye kadar Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi, ardından Antalya İnşaatfaki öğrencilik maceralarımı anlatınca, bir "sürgünlük, çirkin ördek yavrusu" kardeşliği oluşmuştu sanki, hele bir de lise Felsefe öğretmenimin İstanbul Üniversitesi mezunu BAHRİ ERGÜN olduğunu öğrenince, beni biraz da çok sevmiş ve güvenilir bulmuştu.
Ankara'da olduğu yıllar, görevim gereği Emel Hanımın desteği ile Hacettepe Üniversitesi ile yürüttüğüm projeler ile Beytepe'ye gelişlerimde fırsat buldukça yanına uğrardım.
Hani ünlü bir söz vardır, asırlardır konuşulan, tartışılan "Doğduğun ev kaderindir" diye,
Yaptığın bilinçli seçimler de senin kaderin olur.
Dün 2 EKİM idi, akşam saatlerinde basın yayın organlarına ve sanal ortama İOANNA KUÇURADİ Hocamın yaşama veda ettiği haberi yayılınca, birden gözümin önünden bu yaşananlar ve yıllar geçti.
Yaşanılan onca şanssılığa ve haksızlığa rağmen, iyi ki yaşamımda olmuşsun be İOANNA KUÇURADİ Hocam; yazdıkların, anlattıkların, öğrencilerin ve sevenlerinin gönlünde sonsuza kadar yaşa emi!..
Ülkem her gün bir değerli aydınını, bir değerli yurtseverini kaybediyor ne acı!..