ANKARA'DAN

Bekle Bizi Güzel Günler

Son zamanlarda ne zaman iki kelam yazmak için klavye başına geçsem, kafamdan onlarca şey geçer ve sayfalarca yazarken, içimden hepsini silmek geçiyor ve vazgeçerim. Neden mi? Bir insan neden içinden geçenleri, düşüncelerini paydalar ile paylaşmak ister.

Son zamanlarda ne zaman iki kelam yazmak için klavye başına geçsem, kafamdan onlarca şey geçer ve sayfalarca yazarken, içimden hepsini silmek geçiyor ve vazgeçerim.

Neden mi?

Bir insan neden içinden geçenleri, düşüncelerini paydalar ile paylaşmak ister. Bu bilgi olur, deneyim olur hatta siz yemeyin diye yenilen kazıklardan çıkartılan dersler olur.

Son zamanlarda sevdiğim, güvendiğim dostlarım, yakınlarım, arkadaşlarım ya da tanıdıklarım ile konuşurken iki sonuç pek dikkatimi çekiyor, başarılı olmuş, üretken olmuş ve de çevrelerinde saygın olmayı başarmış kişiler bunlar;

Deniliyor ki, "iyi ki namerte muhtaç değiliz".

Özünde ne kadar güzel bir söz ama ne kadar da yürek sızlatan, acıtan bir söz. O kadar çaba, ödenen bedeller, çekilen acılar, bu dilek dilensin diye mi çekilmişti!...

Hali vakti yerinde bir ailenin büyük oğlu olarak ailem, beni okusun da topluma, millete yararlı bir adam olsun, gelsin tarlamızın, tokatımızın başına geçsin diye okutmuştu.

Ben ne yaptım, elbette ki elimden geleni.

Lise bitip, üniversite tercihini duyduklarına göre havadan yapıp, açıkta kalınca, dünyanın kaç köşe bucak olduğunun farkına vardım. Hele hele o zamanlar gece saat 23'te TRT radyoda yayınlanan açık kontenjan duyurularında "Fırat Üniversitesi, Veteriner Fakültesi" için istenilen puanın, 15-20 puan puanım altında olduğunu görünce, umutlandım ve yaz günü köyde tarla, tokat, harman işlerini bırakıp; Anneme, Babama ben böyle böyle gidiyorum deyip, cebime de bir tomar para koyup Antalya'nın yolunu tutunca soluğu "Fırat Üniversitesi"nin nerede olduğunu öğrenmek için Antalya TÖB-DER'de aldım.

Cumhuriyet Meydanına yakın bir binanın en üst katındaki Töb-Der'de bunu bilen yoktu, az ileride sahil kenarında askeriyenin yeri vardı, oraya da sordum, orada da bilen yok ama bir Adana'ya git deniliyordu.

Öğleden sonra otobüsle çıkıp, sabahın köründe Adana'ya inip, kahvaltı bile aklına gelmeden Antalya'daki gibi aynı yerlere gidip, sorup, aynı yanıtlar alıp, bu kez onlar Antep'e bir git deyince Antep'e. Oradakiler de Diyarbakır'a deyince Diyarbakır'a gittim.

Diyarbakır'da da aynı yerlere sorup, sual ettim ama onlar da "Gardaş, burada Dicle var, sen Elazığ'a gitsen iyi olur" deyince, üç buçuk saatlik dolmuş yolculuğu ile Elazığ'a varıp, Fırat Üniversitesi'nin orada olduğunu öğrenince bir "Ohhhh" çektim.

İlk iş, Üniversiteye yakın bir yerde otel bulmak oldu. Gece yatıp, son ön kayıt gününün sabahı, öğrenci işlerinin önünde buldum kendimi.

Ön kayıtı yaptırıp, otele gelince karnımın acıktığımı hissettim. Orada buranın en meşhur yemekleri nedir diye sordum, ooo neler saymadılar ki, meşhur yöresel Harput Köftesinden tutun da Sırın, Gömme, Boraniye kadar, hiç de aklımdan çıkmadı.

Hemen yakınlarda düzgün bir lokanta da tarif olunca, orayı mesken tuttum. Akşam oldu otelin girişinde lobide çay içiyorum, genç bir adam geldi, o da orada bir yerlere oturdu, sonra birbirimize bakıp selamlaştık. Sohbet koyulaşınca, meğer benim önkayıt kaptırdığım Fakültenin genç hocası, Atilla Tanyolaç imiş.

Bir gün sonra yorgunluk geçip, kendime gelince, ikinci akşam üstü, Atilla hocaya ben memlekete gideyim, kesin kayıt olursa gelirim dedim. Atilla Hoca ise, senin puanın tutar bir yere gitme, zaten buraya iki günde geliyorsun dedi, ben de kaldım.

Neyse, gerçekten de, ben kesin kayıt yaptırdım.

Eeeee okula gidilecek, sabah bir gün önceden aldığım bir şeyleri attıştırıp, yola çıktım, az ileride kalabalık bir öğrenci grubu geliyordu, onlara karışıp üniversiteye vardım.

Bir gün sonra da aynı şekilde otelden çıktım ve gelen ilk gruba katıldım. Ben Lisede okurken, biraz solcu duvar gazetesi çıkartıp, sağcı bir öğretmenimden dayak yiyip, bir dönem okuldan uzaklaşmış bir öğrenci olarak, o sabah yürüdüğüm grup ülkücü sağ öğrenciler idi. Sonradan öğrendim ki, üniversitede iki öğrenci grubu varmış, birisi ülkücü sağ, diğeri de kürtçü sol gruplar. Ben otelden çıkarken hangisi denk gelirse onlar ile gidiyordum.

Bir hafta sonra her iki grup da haklı olarak, beni önce sırtıma bıçak dayayarak, sonra da tabanca namlusu dayayarak, "sen ne ayaksın" dediler. Ben sadece üniversiteye gittiğimi düşünüyordum, meğer otelin önünden katılan öğrenci olarak fişlenmişim.

İş düşündüğümden de öte idi. Ben derslere gidiyorum ama ne yolda, ne de fakültede kendimi güvende hissediyordum.

Bir akşam Atilla Hocama, ben fakülteyi bırakıp, memlekete gidiyorum deyince, "olmaz öyle şey" deyip, konuyu kapattı ama benim keyfim kaçmıştı. İki gün sonra Fakültenin Dekanının kapısına vardım ve görüşeceğim dedim. Yoğun falan dediler ama ben beş dakika görüşmeden gitmem deyince, içeri aldılar. Hoca, "hayırdır" deyince, ne olanları anlattım, o da Atilla Hoca gibi düzelir falan dese de, ben artık orada sağcılar için de, solcular için de deşifre olmuştum. Kimseye bir şey anlatmanın olanağı yoktu artık, herkes bana öteki tarafın ajanı gibi kuşku ile bakıyordu.

Dekana ayrıntılı anlatıp, diploma ve belgelerimi verin deyince, dekan önce olmaz, her şey zamanla düzelir dese de, artık benim buradan zıkkım sıyrılmıştı. Dekan benim kararlılığımı görünce, "memleketin neresi" dedi, ben de Antalya deyince, bir personeli çağırdı ve benim de belgelerimin içinde olduğu bir kocaman sarı zarfı istedi, sonra da benim belgelerimi çıkartıp, bir aldım belgesi imzalatıp bana verdi.

Tabi belgelerin içinde olduğu sarı zarfı alıp, koşa koşa otele geldim. Ödemeleri yapıp, dosdoğru garaja ve oradan da Antep'e, çünkü doğrudan bırakın Antalyayı, Adanaya bile dolmuş, otobüs yoktu.

Bir gece daha Antep'de kalıp, sabah erkenden, Adanaya, oradan da öğleden sonraki Antalya otobüsü ile Antalyaya yöneldim. Sonradan hep düşünürüm, insan bir daha beyran çorbası içip, ya da Ali Nazik kebabı, küşleme yemeden oradan gider mi diye, kendi kendime hala gülerim.

Hani başlangıçta, düşünüyorum ama artık yazmak içimden gelmiyor dedim ya, bu arada da, iki önemli kişinin öyküsü geldi aklıma.

Tevfik Fikret, istanbul'u pek sever ama II. Abdülhamit'in baskıcı dönemine kızgınlığını, kırgınlığını, öfkesini, hayal kırıklığını, "sis"in olanca yoğun olduğu ve İstanbul'un üstüne çöktüğü, Polisin evini gözaltında tuttuğu bir şubat sabahı yazar. Şair, şiirlerde genellikle istanbul'u över ama 1901 yılı o şubat sabahı, "SİS" şiiri ile İstanbul'a etmediği beddua kalmaz.

Eeeee bu ülkede duyarlı insan olmak biraz da sıkıntı çekmek, bedel ödemek demektir.

Tevfik Fikret, II.Abdülhamit'e olan kızgınlığını İstanbuldan, "sis" şiiri ile alırken, Vedat Türkali ise, "İstanbul" şiiri ile bir başka sitem ve yaraya dokunur.

"Salkım salkım tan yelleri estiğinde/ Mavi patiskaları yırtan gemilerinle/ Uzaktan seni düşünürüm İstanbul", der.

Vedat Türkali'nin bu dizeleri yazdığı yıl 1944, İkinci Dünya savaşı yılları (1 Eylül 1939'da başlar, 2 Eylül 1945'de biter) ve Maltepe Askeri Lisesinde yüzbaşı rütbesi ile Edebiyat öğretmenidir. Türkiye her ne kadar savaşa girmemiş ise de, ne yazık ki 1944 yılında Maltepe Askerî Lisesi, savaş nedeniyle Akşehir'e taşınır; Vedat Türkali de okulla birlikte Akşehir'e gitmek zorunda kalır. izni olmadığı için de yeni doğan kızı Deniz'i ve eşini görmeye gidemediğinden, onlara duyduğu bu özlemi, "İstanbul" şiiri ile dizelerine taşımıştır.

"Koyunkoyuna yatan/ Kirli çocuklarınla bekle bizi/ Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi/ Bekle dinamiti tarihin/ Bekle yumruklarımız/ Haramilerin saltanatını yıksın/ Bekle o günler gelsin İstanbul bekle/ Sen bize layıksın"!...

Ne garip zamanlar, Tevfik Fikret bir başka şey kızıyor, üzülüyor, sitem ediyor, aradan yıllar geçiyor Vedat Türkali başka şeylere.

Eeeee bu günlerde de bizler başka şeylere, hatta iki kelam döktürmeyecek kadar sitem ve sıkıntı ile.

Bu ülke, ne zaman aydınlık günler görür ki!...

Yayın Tarihi
27.08.2026
Bu makale 118 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!