Her dilde, o ülkenin yurttaşının yaşamında yer eden, günlük ya da, özlü öyle sözler, şiirler vardır ki, onlarca, yüzlerce, binlerce yıl söylenir durur.
Örneğin bizde de bazı zamanlar anımsadığım öyle güzel sözler vardır ki, hem yüreğimi acıtır hem de içimi yakar durur.
Bunlardan birisi de Hasan Hüseyin Korkmazgil'in 1973'te yayımlanan ünlü şiir kitabı ve şiiri "Acıyı bal eyledik"dir. halkın yaşadığı zulüm, yoksulluk ve zorluklara karşı direnç göstermesini, acıyı sabırla tatlıya (bala) dönüştürme anlatır.
Bakar mısınız şu dizelere;
"Ekilir ekin geliriz, ezilir un geliriz, bir gider bin geliriz". Bu bir isyanın değil, baskılar karşısında yılmayan, acıların tüketemediği halkın direniş destanıdır.
Nedense bu topraklar hep bazıları için acıların toprağı olmuş ama tükenmeden, yılmadan yaşamayı ve varlığını sürdürmüştür.
Kim mi bunlar, Ozan der ki:
"Bak şu bebelerin güzelliğine/ kaşı destan/ gözü destan/ elleri kan içinde"!... Peki buna dayanamayan bir yürek ne diyor, umutla "kör olasın demiyorum/ kör olma da/ gör beni"!.
Aslında Anadolu'da "Kör olma da gör beni", bir ilenme, beddua sözüdür. Ülkeleri, insanları ve tarihleri anlamak için onları gerçekçi olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü ülkeler, tarihleri içinde insanlarının yaptıkları ile var olurlar ya da nitelikleri kadar değerlendirilirler.
Örnek, Osmanlı'da herkesin başarısını kabul ettiği bir Fatih Sultan Mehmet (II.Memed) vardır; Anadili Türkçe, Slavca, Yunanca, Arapça, Farsça, Latince, İbranice, Keldanice ve İtalyanca olmak üzere 8 dil bilmektedir. Bu dilleri biraz da ailesinin etkisi ve katkısı ile çocuk yaşta öğrenmeye başlamış ve yaşamı boyunca da, kendisini sürekli geliştirmiştir.
Ayrıca felsefe ve bilime önem verip, yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul’a getirmesi, Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ele geçirdikten sonra, imparatorluğun felsefecisi Amirutzes ile sarayda felsefe sohbetleri yapması oldukça özel bir ayrıntıdır.
Saray’da büyük bir kütüphane kurdurmuş ve Aristoteles, St Thomas, Aquinas gibi pek çok Antik Yunan felsefecisi eserlerin getirtmiş ve okumuştur.
Bazılarının Osmanlı hayranlığının farklı gerekçeleri olabilir ama uluslararası boyutta Fatih'i, diğer padişahlardan ayıran özelliği de budur.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ise, Mustafa Kemal'i (ATATÜRK) anlamadan, Türkiye tarihi ile ilgili söz etmek anlamsızdır.
Fatih, Orta Çağ'ın karanlığı içinde kendisini ve ülkesini aydınlatmış, bir çağı kapatıp (Orta Çağ), bir çağı (Yeni Çağ) açmıştır.
Mustafa Kemal ise, Mazlum Milletlere örnek ve önder olacak bir anti-emperyalist süreci ve ulusal kurtuluş savaşını başlatıp, "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denilir" diyerek de, dünyada ilk olarak etnik (ırka) ve dinsel bir kökene dayalı ve bağlı olmayan bir ULUSLAŞMA süreci sonucunda, bir Ulus Devlet kurmuştur (TÜRKİYE CUMHURİYETİ).
Orta Çağ'ın karanlığını Fatih Sultan Mehmet yırtarken, Feodalizmden Kapitalizme geçişin, farklı bir gerekçe ile de özgürlüklerin simgesi haline gelen 1789 Fransız Devrimi ile başlayan Yakın Çağın en azgın aşamasına geçen dünyada, Mustafa Kemal Atatürk de, dünyaya örnek model olacak bir Ulus devlet kurmuş ve devrimler yapmıştır.
Birinci Dünya Savaşı ile yeni dünyanın düzeni kurulamamış, paylaşımlar yerli yerine oturmamış, bu yetmezmiş gibi bir de 1917 Rus /Bolşevik Halk Devrimi olunca, Kapitalizm özgürlükleri genişletmek zorunda kalmıştır.
İkinci Dünya Savaşının bitişinden sonra tüm dünyaya yayılan özgürlük ve demokrasi havası ülkemizi de etkilemiş, ülkede bir 68 KUŞAĞI olarak bilinen bir Üniversite gençliği ve İşçi örgütlenmeleri (DİSK) ortaya çıkarmıştır.
68 Kuşağı, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Behice Boran, Sevgi Soysal, Cihan Alptekin, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Harun Karadeniz, Sinan Cemgil, Ulaş Bardakçı, Kadir Manga, Hüseyin Cevahir, Ömer Ayna, Taylan Özgür, gibi isimlerin liderliğinde oluşturulan Marksist-Leninist ideoloji bağlamında enternasyonal sol hareketleri başlatmışlardır.
Dünya'da ise özellikle Latin Amerikalı devrimci Ernesto Che Guevara'nın La Higuera'da yakalanıp 9 Ekim 1967'de Bolivya Ordusu'nun elinde öldürülmesi ise özellikle gençlik arasında sol ve marksist ideolojinin yayılmasına ve itibar kazanmasına sebep olmuştur.
Bu süreç o kadar ciddiye alındı ki 12 Mart 1971 Darbesinin Şefi General Memduh Tağmaç:
Ülkede "Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı, önünü kesmek gerekir... Sosyal uyanışın temelinde ekonomik nedenler aramak komünistlerin uydurmasıdır. Tüm olaylar anayasanın özgürlükçü özünden çıkmaktadır. Bu anayasa ve özgürlüğe açık yasalar değiştirilmeden olayların üstesinden gelinemez" diyerek, devrimci ve özgürlükçü hareketlerin önünün kesilmesi gerektiğini tüm dünyaya duyuruyordu.
İşte böyle bir yaklaşımın sonucunda Deniz, Yusuf, Hüseyin 6 Mayıs 1972'de, Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde (Ulucanlar) sabaha karşı idam edildiler.
İdama tanık Av Halit Çelenk ve Alman Der Spiegel dergisi, Deniz Gezmiş'in idam edilmeden önce: "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm- Leninizm! (ideoloji) Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! (Atatürk'ün Uluslaşma süreci) Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm" dediğini, tüm dünyaya haykırdıklarını yazıyor, söylüyorlardı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi içinde 68 Gençliği ve Devrimci hareketini hamasete kaçmadan anmak ve anlatmak gerekir.
Deniz, Mahir, Hüseyin, Ulaş gibi devrimciler anılacak ise, devrimci tavır ve ideolojileri görmezlikten gelinip, parka ve fotoğraflarına kilitlemeden önce, devrimci ilke ve ideolojilerini önceleyerek anmak gerekir diye düşünüyorum.
Bu bilinç yaşadığı sürece, ne devrim umudu tükenir, ne ışığı söner, ne de devrimcileri bu halk unutur.
Hani derler ya, 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gece Hıdırellezde ne dilek tutarsak gerçekleşir diye, artık Denizler, Mahirler ve diğerleri yok ama ülkemde Atatürk'ün yolundan giden ve yurtseverler gençler, insanlar çok olsun delerim.
Denizler, Mahirler, Hüseyinler, Yusuflar yattıkları topraklarda ruhları huzur etsin, gözleri arkada kalmasın diye!..