ANKARA'DAN

Özlemeyi Özlemek

Yaşamın, insanların, zamanın hatta sayamadığım çok şeyin bir garip olduğunu bilirdim de; okulların kapanıp, yaz tatili sezonunun başlaması ile boşalan Ankara'da kalan bir arkadaşımın anlattıkları ile bu kadar etkileneceğim hiç aklıma gelmemişti.

Yaşamın, insanların, zamanın hatta sayamadığım çok şeyin bir garip olduğunu bilirdim de; okulların kapanıp, yaz tatili sezonunun başlaması ile boşalan Ankara'da kalan bir arkadaşımın anlattıkları ile bu kadar etkileneceğim hiç aklıma gelmemişti.

Her ikimiz de kendi işlerimiz için Kızılay meydanındaki trafik ışıklarında bekliyoruz, yeşil yansın diye.

Ben bir yönden karşıya, o da karşıdan benim geldiğim yöre geçmeye çalışırken yolun ortasında karşılaştık.

Görüşmeyeli uzun zaman olmuştu.

İkimizde el ele tutuşup eksi Emekli Sandığı gökdeleni olan bir zamanların GİMA mağazası, bu günler bir zamanların kudretli siyasetcisi olduğu söylenen KAHRAMANLAR gökdeleninin önüde konuşurken, yakınlardaki bir kafeteryaya gidelim diye Flamingo postanesine gittik.

Genellikle tiyatro, opera, bale sanatçılarının takıldığı, mutfağı da sağlam olan yerde bir şeyler yiyip, içerken konu dağıldı gitti.

Arkadaşım da emekli olmuştu önemli bir kamu kurumundan, feodal ilişkileri de güçlüydü. Onun da memleketinden gelen angaryaları bitmezdi.

Güneydoğu da geniş bir ailesi vardı. Yıllar önce eşinden ayrılmış, hali vakti yerinde ama yalnız yaşıyordu.

Evlenmek ya da birisi birliktelik gibi bir düşüncesi de yoktu.

Ondan burdan konuşurken Annesinden, Babasından, kardeşlerinden, yeğenlerinden tutun da benim de tanıdığım tüm yakınlarından söz ettik.

Sonra bir sessizlik oldu. Neden sustun dedim, derin bir iç çekerek, günün her saatinde hepsini ayrı ayrı düşünüyor, çok özlediklerimi de telefon ile arıyorum; seslerini duymak, görüntülü görüşme ise yüzlerini görmek beni çok mutlu ediyor ama nedense ben aramaz isem sanki onlar için ben yokmuşum gibi hissediyorum, deyince birden içim titredi.

Ailesi, yakınlarına hatta hemşerileri için maddi, manevi hiç bir şeyini esirgemeyen, hatta harcayan arkadaşımın anlattıkları beni çok etkiledi.

Demek ki zaman böyle bir zaman. Herkes kendi derdinde ya da telaşında.

Artık birileri için bir şey demek bazen anlamsız oluyor.

Sen boş ver bunları dedim, ben de sen de buralarda olan arkadaşları ara da bir akşam dertleşelim, bu aralar ben bir kadehe bile rezervliyim ama sizin yudumlarınız beni de mutlu eder, deyip ayrıldık.

Ortaokul yıllarında Varlık Dergisinde okudum bir öykü aklıma geldi.

Londra'da yaşayan emekli bir maliye Müsteşarı, her akşam bir bara gider parasını peşin öder ve viskini içer; bir gün cüzdanını unuttur ve aynı bara gider ve bir kadeh viski ister. Barmen 50 peni lütfen der.

Emekli Müsteşar yok, yarın akşam öderim dese de olmaz. Ben buranın müdavimiyim, emekli Müsteşarım dese de olmaz, iş büyüyünce bodygardlar gelir ve pataklayarak çöplüğü atarlar.

Bayılmış ve ayazdan üşümüş yaşlı adam kendine gelince olanları düşünür ve red ettiği o kadar rüşvet ve emekleri gözünün önünden geçerken ve içinden:

ONUR, BİR KADEH VİSKİ BİLE ETMİYOR, diye düşünür.

İşte yaşam bu, senin dün ne yaptığının birileri için bir önemi yok artık.

O yüzden dünü, yaşananları özlemenin bir anlamı da yok; ÖZLEMEYİ ÖZLEMENİN de.

Yayın Tarihi
03.07.2026
Bu makale 50 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!