ANKARA'DAN

İnsanı Ne Tanımlar

Doğa, bütün canlılar için olduğu gibi, insanı da adil yaratmamıştır ve adil da yaşatmamaktadır ama sorun doğanın sorunu değildir, sorun canlıların, özelde de insanı özele alırsak, insanın ya da insanlığın sorunudur!...

Neden mi?

Yanıtı karmaşık ve uzun olsa da, yine de bir kaç tümçe ile tanımlamak insana, insan oğluna kalmıştır.

Herkes doğduğu yere ve çevreye göre bir yaşam sürer. Bu yaşanılan doğal, aile ve sosyyal çevredir.

Bilgi, kişinin gördüğü, yaşadığı ve edindiği şeylerdir.

Çok basit, adını hiç duymadığı bir şeyi ilk defa duyan bir insan ne hisseder. Hiç!..

Bu ilk defa duyduğu şeyler hakkında bir bilgisi olmaya, oluşmaya başlayınca,bu kez usunda bir imaj oluşur ve onun ile yaşamaya başlar.

Örneğin, yaşamında hiç deniz görmemiş bir kişi için deniz, anlatılan şeylerden ibarettir. Bu bir görsele dayandı ise, bu o görselde gördüğü ve kafasında oluştuğu şeyler kadar ve gibidir.

Gündelik yaşamda da, sosyal yaşamda da insanlara ne gösterilir, ne ile ve ne kadar eğitilirler ise, bilgi ve düşünceleri de, o kadar ve onun gibi olur.

O yüzden siyasiler, yöneticiler yapmak istediklerini bu durum üzerine inşa ederler.

Anadoluda da bunu özetleyen çok güzel özlü sözler vardır.

"Uyandırma kerizi, bulandırır denizi!..."

Son zamanlarda herkesin sanal ortamdan olsun, yaşadığı çevreden olsun olsun edindiği, doğrluğunu ya da yanlışlığını sorgulamadığı o kadar çok söz ve söylem vardır ki.

Örnek bir tv kanalından duyduğu, gördüğü şeyleri sorgulamadan kabul eden o kadar çok kişi vardır ki. Hele hele özellikle son yıllarda kaynağı çok az kişi ve kesimlerce bilinen tarikat ve cemaatlerin yetiştirdiği hocaların "Cuma vaazları"nda anlattıkları bir çok şey sıradan, masum kişilerce sorgulanmadan inanılmakta, kabul edilmekte, hatta günlük yaşamda bile yaşanmaktadır.

Hocanın okuması, üfürmessinden tutun da, deve sildiği şifasına kadar say say bitmez.

Bu yüzden aileden başlayarak eğitim çok önemlidir. Hatta bir toplumu, milleti ve devleti ayakta tutacak ya da yok edecek kadar.

Unutmayın, bundan on, yirmi hatta kırık elli yıl önceki bazı Afrika (Lİbya), Ortadoğu (Irak, Suriye) gibi ülkelerin bir zamanki yöneticilerini taşlayan insanlar, bu günler onları ve baskıcı olsa da rejimlerini arar oldular.

Atatürk döneminin Afganistanı Kralı Emanullah Han, o günün Cumhuriyet değerlerini benimsemiş ve ülkenin çağdaş bir ülke olması için elinden geleni yapmıştır. Ülke 1973'de Cumhuriyeti ilan etmiş ve 1978 yılında da Sovyet güdümlü bir yönetime yönelmiş ise de, 1995-96 yıllarında ABD destekli Taliban yönetimi ülkeye hakim olmuş, 2025 yılında ise şeriat ilan edilerek, elde edilen bütün hakları yok sayılmış, uluslararası basın organlarının sesli ve görüntülü yayınlarından görülmektedir ki, ülkede köle pazarları bile kurulmaya başlanmıştır.

Bu günler eline fırsat geçiren Demokrasi ve Cumhuriyetin olanaklarını kullanıp, bu değerlere saldıranların çoğalması ve bunu hoş görenlerin artması bir tesadüf değildir.

Aileden tutun da okula kadar her yerde eğitim ve terbiyenin bozulması, cehaletin artmasına sebep olmuş, cehalet ise kimlerin işine yarıyor sorusuna yanıt vermeye bile gerek kalmayacak kadar ortadır.

Bu yüzden, insanın biyolojik olarak var olması önemli değildir, artık günümüz insanın ve insanlığının varlığı artık, eğitime bağlı olmuş ve kalmıştır.

Artık insan, eğitildiği kadar insan olmuştur.

Tolstoy'un o ünlü sözü gibi, “İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır”.

İşte insanı da fiziksel varlığı değil, toplum, devlet, millet için ne anlam ifade ettiği tanımlamaktadır günümüzde.

Osmanoğlu Beyliğinin kurucusu Osman Gazi'nin kayınbabası ve hocası, Osmanlı Devleti'nin de fikir babası Şeyh Edebali'nin İNSAN için o ünlü sözü çok önemlidir.

"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!..."

Toplum olarak da, millet olarak da, devlet olarak da bir şeyin farkına varmamızın zamanı geldiği gibi geçmektedir de.

Yüz yıldan fazla bir ömrü olan bu devletin ve yurttaşlarının elbetteki her zaman bir takım sorunları vardır, olmuştur ve olacaktır da ama bunun çözümü toplumsal olarak ve yurttaş bilinci ile olmalıdır. Etnik ya da inançsal ayrıcalıklar ile nereye varılır.

Bu ülkeyi etnik olarak bölmeye çalışmak kimin ne işine yarayacaktır. Kaddafi döneminde gıdadan , sağlığa her şey ücretsiz iken, bu gün Libya halkın ekmeğe muhtaç olmuştur.

Bu Devlet ve Cumhuriyet çok kolay ve sıradan kurulmamıştır.

Etnik ve inanç ayrımı yapılmadan da millet tanımı bugün birçok ülkenin örnek alındığı bir şekilde kurulmuş ve tanımlanmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİLİR.

Bunun gerisinde etnik olarak söylenen her şey emperyalizme hizmetten öteye geçmez.

Bu söze etnik milliyetçi diyenler olabilir. O zaman gelin ülkede ki sorunları, yokluk, yoksulluk bağlamında sınıfsal olarak EŞİTLİKÇİ bakalım.

Ülkede ki EMEK SERMAYE çelişkisini giderecek çözümler üretmek yerine ülkenin etnik sorunu bu boyutta tartışılmaya başlanması,

ÜLKE İÇİN HAYRA ALAMET DEĞİLDİR

Yayın Tarihi
24.02.2026
Bu makale 11 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!