Bazen lafı uzatmanın bir anlamı olmuyor, yazının başlığı gibi. Bana kalsa "Yaşanılan şu Dünyanın ne tadı, ne tuzu" kaldı" olur idi ama sonunda bu çıktı.
Gelelim işin özünün girişine; hani Dertli Divani'nin "Serçeşme" olarak da bilinen türkü/deyişinin sözleri var ya, tam da bu günlük, ya da benim yaşadığım şeyler.
Ozan ne diyordu:
"Yaşanılası Dünyanın/ Ne Tadı Ne Tuzu Kaldı/ Ömür Denen Şu Zamanın/ Çoğu Gitti Azı Kaldı".
Haydaaa!..
Sonra bu lafları eden, bu sözleri söyleyen adama baktım, benden de küçük, daha dünün bebesi sayılır ama ettiği laflara bakar mısınız!..
İnsanın ağzından laflar, sözler, ya yaşadığı, ya duyduğu ya da öğrendiğidir.
Sonra baktım ki Ozan boş değil, 2010 yılında UNESCO'nun "Yaşayan İnsan Hazinesi" projesi kapsamında 21. yüzyıl aşıklık geleneğinin temsilcisi bir ozan, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ülkenin "Yaşayan İnsan Hazinesi" ilan edilmiş.
Ne güzel, alkış!...
Gerçekten şu sözlere bakar mısınız; "Çalışmadan Yiyenlerin/ Derimizi Giyenlerin/ Nice Benim Diyenlerin/ Ne İzi Ne Tozu Kaldı.
Çürük Ökçe Yırtık Taban/ Kurdu Kuşu Ettik Çoban/ Gariban Daha Da Gariban/ Ne Çulu Ne Bezi Kaldı."
Hele hele dahası da var ki, gözlerim yaşardı, bu kadarı da olmaz artık diyesim geldi. Şu sözde bakar mısınız:
"Bizden Geçinen Kalleşler/ Döner Geri Bizi Taşlar/ Sıvıştı Yaren Yoldaşlar/ Ne Sözü Ne Özü Kaldı.
Cahiller Kendini Aklar/ Kamiller Özünü Yoklar/ Kurudu Çaylar Irmaklar/ Serçeşmenin Gözü Kaldı.
Şimdi gelelim konunun özüne. Buraya neden ve niçin geldim.
Dünya artık bir alem, avcı toplayıcı toplum, tarım toplumu, ardından sanayi devrimleri ve:
1'inci Sanayi Devrimi: Endüstri 1.0 ; 18. yüzyıl sonu, buhar gücü ve su gücünün mekanik üretimde kullanılması, makineleşme.
2'nci Sanayi Devrimi: Endüstri 2.0; 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyılın başı, elektrik enerjisiyle seri üretimin başlaması.
3'üncü Sanayi Devrimi: Endüstri 3.0; 1970'ler ve elektronik, bilgisayar ve otomasyonun üretime uyarlanması.
4'üncü Sanayi Devrimi: Endüstri 4.0 ve günümüzde bu süreci yaşıyoruz ve siber-fiziksel sistemler ile üretim ve sonucunda büyük veri bankaları ile akıllı fabrikalar.
5'inci Sanayi Devrimi: Endüstri 5.0 ve başlaması ise, kimilerine göre 2015, kimilerine göre 2020, kimilerine göre de gelecek ve kapıda bekliyor. Yani, insan ve makinenin iş birliği, bunun sürdürülebilir şekilde ve kişiselleştirilmiş üretim. Gerçi, bugün üretim dünyasında siber-fiziksel sistemler (4.0) hakim olmakla birlikte, özellikle ileri teknoloji firmaları Endüstri 5.0'ı, insan ve makine/robot odaklı, çevre dostu üretim süreçlerine geçiş planlanmaktadır.
Bütün bunları görünce, insanlığın ve Dünyanın nereye gideceğini düşünmek bile istemiyorum.
Bir türkü sözü ile başlayıp, endüstri 5.0'a kadar gelindi ama ülkenin siyasetine ancak sıra geldi.
Dünya ekonomik sisteminde yaşanan bu gelişmeler ve değişmeler elbette ki üretim ilişki ve süreçlerini de etkilemektedir. Bir çok ülkede kocaman sanayi üretimi yapan fabrikalar kapatılıp Afrika ve Asya merkezli üretim yerlerine göç etmektedir. Bu ise, hem ülkelerin ekonomilerini hem de yurttaşlarının yaşam koşullarını etkilemektedir.
Bir de sanayi devriminin yarattığı Kapitalist Sistemin geldiği TEKELCİ KAPİTALİST dönemi yaşıyoruz ki, işin içinden sistemin kurucuları için çıkmak kolay da, yurttaşlar, insanlar için zor. Hele bir de yönetimleri /hükümetleri seçen halkın dolmuşa binmesi ile yaratılan siyasi süreçler ise, işin içinden çıkılmaz halde.
Bir ülke düşünün, iktidara gelmek için yokluktan, fakirden dem vurup, bunları çözeceği vaatleri ile iktidara gelen hükümetlerin tekellerin çıkarları uygulamalar yapıp, halkı derin uykularda tutması inanılır gibi değil ama meğer, yaşanılır imiş.
Hele hele damarlarındaki akan kana kadar milli, milliyetçi olan bir partinin, düne kadar söylediklerinin tam tersini yapmasına söz bulmak zor desem de boş verin!..
Sol, sosyal demokrat hatta sosyalist partilerin geneli "emek- sermaye çelişkisi" üzerinden siyaset yaparlar ve etnik konular, sömürülen emekçiler için öncelikli değildir.
Peki, ülkede böyle midir? Neredeeee!..
Yıllarca mücadele edilen emperyalist ülkeler ile aynı eylem ve söylemler de neyin nesi. Bunu bir düşünen yok mu Allah aşkına. Onlardan birisi vardı da, şimdi mahpus damlarında.
Eeee, bu ülkenin "aslan sosyal demokratları" nişlerler!..
Onlar da sosyal'i de, demokratlığı da bir kenara bırakmışlar, onu mu kurtarsak, bunu mu, derdindeler.
Ben Üniversitelerin 78 gençliğindenim. Bize o zamanlar siyasi olarak öğretilenler, ilke, ideoloji, etik ve yurtseverlikti.
İdeoloji olmadan siyaset olmazdı. İdeoloji, hani Alis harikalar diyarında ki kız çocuğu Alis'in ormanda yolunu kaybedip, çatallı bir yol ayrımına geldiğinde, tavşana hangi yoldan gideyim sorusuna, tavşanın verdiği yanıttır.
Alis sorar, hangi yoldan gideyim, tavşan da, nereye gideceksin. Alis, bilmiyorum der.
Tavşanın yanıtı, işte bu günün ülke yurttaşları ve özellikle de sosyal demokratları için yol göstericidir.
Nereye gideceğini bilmiyor isen, HANGİ YOLDAN GİDECEĞİNİN NE ÖNEMİ OLUR Kİ!..
Yazının en başında demiştim ya, yaşanılan bu dünyanın, ne tadı ne tuzu kaldı diye, evet ya, ülkenin seçmenlerinin ve de aslan sosyal demokratlarının ideolojisiz tercihlerinin sonunda ne ülkenin ne de tercih edilecek siyasetin;
NE TADI NE TUZU KALDI!..