ANKARA'DAN

Bugünlerin Dünleri

Özellikle 1980 öncesi, ülkelerinin geleceği, insanların ya da yurttaşlarının refahı için düşünür ve bir şeyler üretir ve bunları da basın yayın organlarında paylaşırdı.

Özellikle 1980 öncesi, ülkelerinin geleceği, insanların ya da yurttaşlarının refahı için düşünür ve bir şeyler üretir ve bunları da basın yayın organlarında paylaşırdı.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, 2011 yılında Bilgi Edinme Yasası kapsamında yapılan yaptığı başvuru ile, gizliliği kaldırılan "12 Eylül Askeri Darbesine ilişkin, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın belgelerini, yayınlamış.

Ülkemizde yapılan Askeri, sivil Darbelerin hepsinin arkasında, maalesef hep bir emperyalist güç ya da devletin/lerin olduğu bilinen bir gerçektir.

Bugün ülkenin kaderini değiştiren bir olay olan "12 Eylül darbesi ile ilgili olarak, 1970’li yıllarda CIA'nın Türkiye Şefi olan Paul Henze, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'a darbeyi, “bizim çocuklar başardı” diye verdiği haber, yıllar sonra, şimdi belgeleri ile yayınlanıyor.

O günlerden sonra ülkenin de, yurttaşların da, gençlerin de ilgisi değişti, su alan gemi nasıl olacaksa, herkes "gemisini kurtaran kaptan" olma derdinde.

Neyse, geçelim bu günleri ve gençliğini de gelelim 12 Eylül 1980 öncesi gençliğinin, emekçi kesimlerinin ilgisine ve bilgisine.

Şimdi bu günün gençlerinin pek bilmediği bir söz ve yapıttan söz edeyim.

"SOL KOMÜNİZM BİR ÇOCUKLUK HASTALIĞI"!...

Peki bu söz kime aittir, elbette ki, Lenin'e, peki Lenin kimdir?

Marksist–Leninist ideolojinin fikirsel önderi, Bolşevik Ekim Devrimi'nin, ilk sosyalist devlet Sovyetler Birliği'nin kurucusu ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncüsü olan Rusya Bolşevik Komünist Partisi lideridir.

Sanayi Devrimi sonrası tüm dünyada üretim ilişkileri değişmiş, bu da ülkelerin yönetimlerinin değişmesine kadar gitmiştir.

Birinci Dünya Savaşı Sırasında "Sosyalist-Komünist" camiada yaşanan olayları ve ayrışmaları 1920'lerde yazdığı, başyapıtında değerlendirir.

Lenin'i bu konuda bu yapıtı/manifestoyu yazmaya zorlayan sebepler nelerdi, buna bir bakmak gerekir.

Ülkemizde artık geniş bir sol/ sosyalist/ komünist çevreden bahsetmek pek mümkün değil ama olanların da tavır ve davranışlarını izlerken biraz için sızlamıyor desen yalan olur.

Günümüz dünyasında da, ülkemizde de benzer olaylar yaşanıyor.

En baştan başlarsak, 1914 yılında "I. Dünya/ Paylaşım Savaşı" çıkınca, ENTERNASYONALİZMİ savunan sosyalist partiler arasında ilk görüş ayrılıkları çıkıyor.

Dönemin "Sosyalist" Hareketinin" en büyük partisi olan ALMAN SOSYAL DEMOKRAT PARTİ (SPD) öncülüğünde, II. Enternasyonale bağlı partiler, belki de ülke halklarının psikolojik baskısı ile, ülkenin hakim sınıflarına destek verirler.

Bu tavır ise, sosyalistleri "SOSYALİST YURTSEVERLER" ve "ENTERNASYONALİST DEVRİMCİLER" olarak ikiye böler.

Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) tüm yurtsever, sosyalist, bolşevik (henüz o yıllarda Rusya kurulmamış) ve enternasyonalist devrimcilerin öncü liderliğini yapmaktadır.

Günümüze ve ülkemize gelince ise, bir çok kesimin pek hoşuna gitmese de, derinlerde bir "Türk Solu", bir de "Kürt Solu" görünüyor.

Türk solunun içinde, demokratlar, sosyal demokratlar, yurtsever sosyalistler ve enternasyonalist devrimcilere kadar bir çok grup görünmektedir.

Kürt solunda ise, her geçen gün durum biraz daha karmaşık hale gelmektedir.

Özellikle uluslararası emperyalist sermayenin desteklediği Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'tan sonra, ülkenin verdiği ""ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI" bile reddedilir hale gelmiştir. Oysa bir ülkede ezilen sınıfların tek başına kurtuluşu mümkün değildir, "kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!.."

Bunların bazıları enternasyonalist devrimci solu savunuyorlar ama işin ideolojik yönünden bakınca bu genel felsefeye aykırıdır.

Yine bu ülkede "Yurtsever Sosyalist" olma konusunda da sorun var; çünkü artık "yurt" tanımı da değişmeye başlamıştır, ideolojik olarak sosyalist parti, dergi ve grupların ülke yönetimi konusunda ayrı ayrı görüş, düşünce, proje, program ve manifestoları var.

Türk solunun bazı kesimlerinde, özellikle 1970'li yıllardan sonra enternasyonalist yaklaşımdan uzaklaşılmaya, biraz da olsa nasyonalist bir çizgiye yaklaşmaya başlanmıştır; sonunda da konu "KÜRT SORUNU" ya da "GÜNEY DOĞU SORUNU" 1900'lü yılların sosyalist partilerinin yaşadığı sorunlar gibi bir durum yaşamaya başlamıştır. Bu durum ülkede sol, sosyalist enternasyonalist çizgide dalgalanmalara sebep olmaktadır. O yüzden hem Kürt Solu, hem de Türk Solu'nun şimdi oturup iki kere düşünme vaktidir.

Neden mi? Yanıtı gayet basit.

Kürt solunda özellikle BOP'tan sonra ne gündeme geldi, "Birleşik Kürdistan" fikri. Bu nasıl olacak, yaşanılan ülkede siyasi mücadele ile mi?

Şimdi yine en başa dönelim, bir yandan Enternasyonalist devrimci, sosyalist olunacak, diğer yandan da "ulusal kurtuluş mücadelesi" verilip, ayrı bir devlet kurulacak. Emperyalizmin elinin her deliğe girdiği bu gün bu bir hayaldir. Bu durum bazı Türk sol kesimlerinde de bulanıklığa sebep olmaktadır.

Kürt solu, 1970'lerin ilk yıllarında olduğu gibi daha enternasyonalist bir çizgide, biraz da Lenin taktiği ile bu günlere gelmiştir.

Bilindiği gibi Lenin, Çarlık Rusya'sında, Bolşevik devrimini hazırlarken, 1903-1905 yıllarını, devrimin hazırlık yılları, 1905-1917 yıllarını da devrim yılları olarak sayar.

Lenin, o yıllarda gerici sendika, parlamento ve sendikalar ile çalışmalar yapmasına karşı çıkanlara bu durumu şöyle savunur:

En gerici Parlamentolarda bile çalışarak, orada işçi sınıfının temsilini, savunmuştur, bu nedenle;

Kişisel olarak böyle bir ayrımı kabul etmesem de son durumdaki Kürt Sosyalistleri de, Türk Sosyalistleri de, emperyalist saldırılarının had safhaya ulaştığı bölgemizde, Ülkenin birliği, beraberliği ve en önemlisi de bütünlüğü;

Halkımızın mutluluk ve refahı için el ele vermeliler, Lenin'in Çarlık Rusya'sında uyguladığı "En gerici parlamentolarda bile çalışma" stratejisi, ülkenin mevcut koşulları göz önüne alınarak, bir realite olarak hayata geçirilmelidir.

Bu Ülkede, Kürt ya da başka bir etnik kökenden emekçi ne kadar eziliyor ise, Türk emekçi de en az onlar kadar ezilmektedir. Yoksulluk neredeyse hepsinin kaderi olmuştur.

Yine bu Ülkede emekçiyi eğer Türk Patron ne kadar sömürüyor ise, Kürt Patron da o kadar sömürmekte değil midir?

Dolayısı ile bu ülkenin yurttaşlarının çıkarları ortaktır. O yüzden Mustafa Kemal Atatürk'ün şu söz çok değerlidir:

Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkına, TÜRK MİLLETİ denir.

Turgut Özal'ın bir dönem çok popüler olan "ADRİYATİKTEN, ÇİN SEDDİNE" sözü ve düşüncesi pratikte yaşama geçirilememiş ise, bugün emperyalist "BOP" projesinin bir argümanı olarak "Büyük Kürdistan" projesi de aynı hayalin ürünüdür.

Yıllardır yüzlerce Türk Asker ve Polisi ülke savunması için boşu boşuna nasıl şehit oldular ise, Kürt çocukları da boşu boşuna dağlarda hayatlarını kaybetmişlerdir. Hiç kimsenin bu diğerleri kaybettirmeye;

Türk ve Kürt Milliyetçi akımlarının değirmenine su taşımaya hakkı yoktur.

İnsan Hakları ve Özgürlükler için elbette ki bir mücadele şarttır, hatta bu konuda devrimler bile yapılmalıdır ancak, bu tüm yurttaşların bu hak ve özgürlükten yararlanmaları yönünde, bu bir sosyalist mücadele gerektiriyor ise, öyle de olmalıdır.

Her geçen gün Atatürk'ü biraz daha iyi anlamaya başladık.

Çanakkale savaşında Türklere karşı, İngilizlerin askeri olarak savaşan ANZAK Askerlerinin, Analarına söyledikleri ve Büyük Atatürk'ün bunun üzerine yazdıkları ve söyledikleri, herkesin kulağına küpe olmalıdır.

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ, HEPİMİZE YETECEK KADAR BÜYÜKTÜR."

Günümüzde sol, sosyalist, demokrat olan herkesin hedefi ve mücadelesi;

Ülke kaynaklarının, yurttaşlarına eşit olarak dağıtılması, gelir adaletsizliğinin ortadan kaldırılması, insan hakları koşullarında ve insanca yaşamak olmalıdır.

Yayın Tarihi
02.08.2026
Bu makale 130 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!