Günlük yaşanırken etrafınızdan o kadar çok şey gelir geçer, yaşanır ki, bunların çoğunun farkında bile olmazsınız, ta ki bir şey sizin yaşamınıza, usunuza dokunana kadar.
Dün 15 Temmuz idi, basın yayın organlarından, sanal ortamdan o kadar çok yayılıyordu ki, artık sabrınız kalmayabilirdi. Öğleden sonra düşen bir haber, beni oturup düşünmeye zorladı. OLCAY BAYKAL!..
Evet bir çok kişi için Olcay Hanım, Olcay Baykal, Deniz Baykal'ın eşi idi. Hani bir söz vardır, "aşk tesadüfleri sever diye", işte benim de yaşamımda Olcay Hanım da bir tesadüfün sonucu ama oturup düşününce neler neler geçti gözlerimin önünden.
Dönem dönem Deniz Bey de anlatırdı, kendisinden söz edilmesinden pek hoşlanmayan Olcay Hanımdan da kendisi hakkında bazı şeyler duyardık.
Olcay Hanım ile Deniz Bey'in tanışıklığı Antalya ve Lise yıllarındanbaşlar.
Antalya Lisesi biter ve Olcay Hanım Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini (SBF), Deniz Bey de Hukuk Fakültesini kazanırlar. Birinci, ikinci derken üçüncü sınıf olur ama Olcay ile Deniz arasında önceleri de olan duygusal yakınlık başka bir boyut kazanmaya başlar. Derken bir Karadeniz, Akçakoca gezisi yapmak isterler ve birden evlenmeye karar verirler ve kendilerini Belediye Başkanın nikah masasında bulurlar.
Derken okullar biter, Olcay Hanım Hazinede uzman, Deniz bey de SBF'de asistan olarak işe başlarlar. Bir süre sonra Deniz Bey ABD'deiki yıllık bir eğitim süreci yaşar, bu sürede de Olcay Hanım dilini geliştirir.
Yurda dönerler, bu kez Olcay HanımMilli Prodüktivite Merkezinde(MPM) uzman olarak işe başlar ve önemli konularda projelerde çalışır ve çeviriler yapar, Deniz bey ise SBF'de akademik hayatını sürdürür.
Benim Olcay Hanım ile tanışıklığım kendisinin emekli olmasından sonra ve Deniz Bey'in bizi Cumartesi günleri kendisine günlük siyasi, toplumsal ve ekonomik konularında istediği sunumlar sırasına rastlar.
Özellikle Deniz Bey CHP Genel Başkanı olunca, bizim bürokrasiden, akademik ve siyasi arkadaşlarımızdan oluşan bir düşünce topluluğumuz olduğunu biliyordu ve o yüzden de partiye yeni projeler üretip, kendisine Cumartesiler sunumlar yapmamızı istemişti. Biz o sunumları yaparken, Olcay Hanım da büyük bir nezaket ve misafirperverlikle bizleri ağırlardı. İlk sıralar biz de bir şeyin ucundan tutalım, sizi yormayalım desek de, izin vermezdi.
Daha önceden bazı konuşmalarında duymuştum, Olcay Hanım'ın SBF'de iken çok da geniş bir sosyal çevresi varmış. Hatta Cumhurbaşkanlığıönceki Genel Sekreteri sayın Kemal Nehrozoğlu ve eşleri Müşerref Hanım ile de çok samimiyetleri varmış. Keza GATA'nın Genel CerrahiUzmanı, Antalya'dan komşularının oğlu Dr Kadri Yakut gibi.
Olcay Hanım, hem çalışır iken iş yaşamında hem sonrasında tam bir hanımefendi tavrı sergilemiştir, öyle eşinin payeleri ile öne geçmek gibi bir derdi olmamıştı. Tam bir Osmanlı Kadını gibi evini çevirmek ve iki çocuğuna iyi bir eğitim hayatı sağlamık en baştaki hedefi idi.
Deniz Bey'in hem Or-an'dakievine hem de Angoradaki evine gittiğimzaman hep aynı Olcay Hanım ile karşılaşırdık, sakin, mesafeli ve hanımefendi tavrı ile.
Yıllar geçmiş, Deniz Bey Genel Başkanlıktan ayrılmış, üstelik bir de rahatsızlık geçirmiş, Angoradaki evinde her zamanki koltuğunda oturduğu günlerdi; yine kızı Aslı'ya benim gelmemi istemiş, ben de yine her zamanki gibi sunum yapmak için o Cumartesi de elimde notlar ile gitmiştim.
Deniz Bey Genel Başkanlıktanistifa ettikten sonra yaşadığı bazı tatsız olayları da anlatırdı, hem bunlar hem de bürokrasideki deneyimimden dolayı, bir seçim öncesi partinin Genel Sekreteri Bihlun Tamaylıgil Hanıma, "Deniz Bey tek başına TBMM'ye gelir ise bazı tatsız durumlar yaşayabilir, o yüzden en azından yanında olacağı bir kaç kişi kontenjan verin" dedim.
İki gün sonra Bihlun Hanım beni aradı ve "Deniz Bey'e dört kontenjan vereceğiz, seni de ilk dörde koyarsa sorun yok, koymazsa da biz seni beşe koyacağız, bu kez de mecliste Vatandaşlık temel geliri ve aile sigortası projenizi güncel tutarsın" dediler.
Ben de Deniz Bey'e sadece, nezaketen sayı belirtmeden size kontenjan verecekler dedim. Listelerin son günüOsman Kaptan benim olmadığım listeyi teslim edince, benim olmadığımı gören Bihlun Hanım, "İbrahim neden yok, hani sizin her şeyiniz idi" der ama Osman Bey de, "Deniz Bey istemedi", der.
Beni üzmemek için büromuzu arayan Bihlun Hanım ile konuşan önceki belediye başkanı Prof Dr Muzaffer Eryılmaz ile konuşur, durumu bana o anlatır. Ben nasıl olsa garantiyim ya, Tunalı Hilmi Caddesinde daha sonra Aydın Milletvekili olacak arkadaşım Metin L. Baydar'ı teselli ediyorum.
Muzaffer Bey bana durumu anlatınca, ben de kendisine, ben Deniz Bey'i düşünüp ona kontenjan konuşmuşum, Deniz Bey beni istemiş, Anam beni vekil olsun diye doğurmadıya, boşverdeyip konuyu kapattık.
Deniz Bey, bu yaşananlardan sonra da beni kendisine sunum yapmak için çağırırdı. Yine böyle bir gün, artık Deniz Bey evinde, ona sunum yapıyorum; Deniz Bey hasta ama dış fiziki görünümü dışında aklı, zihni hep aktif çalışır idi.
Olcay Hanım çayları ve yanında çerezleri gelirmiş, hem yiyor hem de Deniz Bey'e bir şeyler anlatırken, konu öyle bir yerek geldi ki, Deniz Bey'e "Size, hakkımı helal etmiyorum" dedim. Deniz Bey, "ben yapmadım" derken, OIcayHanım mutfakta şaşkın idi. Daha sonra olanları anlatınca çok üzüldü.
Yine bir gün kızı Aslı aradı ve "Babam seni istiyor" deyince ben de gittim. Deniz Bey'e kişisel olarak kırgındım ama bir parti büyüğü olarak onun çağrılarına kayıtsız kalıp saygısızlık yapamazdım ve gittim.
Deniz Bey her geçen gün fiziki olarak daha da kötüleşiyordu. O halini gördükçe, dayanamadım ve "daha önce Size hakkımı helal etmiyorum demiştimya, artık siz hakkımı helal ediyorum" deyince, Deniz Bey sadece "ben yapmadım" dedi ama beni asıl etkileyen mutfakta bize bir şeyler hazırlayan Olcay Hanım idi, çayları yenilerken, bana büyük bir sevgi ile bakıp, "sağ ol" dedi.
Onca yaşadıklarından sonra iki çocuğunun anası, Deniz Bey'in sadık ve vefalı eşi, bizlere her zaman bir anne şefkati ile davranan Olcay Hanım ile ilgili sosyal medyaya düşen haber beni bu kez bir başka yaraladı.
Haberi paylaştığım Dr Kadri Yakut'un telefonda ağlaması, okul arkadaşları Müşerref ve Kemal Nehrozoğlu'nun hastalık süreçlerinden haberleri olmaması sebebiyle onu arayıp sormamaları ile ilgili üzüntüleri, benim içimi bir kez daha yaraladı.
Kendisini eşine ve çocuklarına adayan bu güzel insan, dilerim siyasiler dahil birçok insan örnek olur, onurun bağırıp çağırmak yerine sessiz çığlıklar ile de yapılabileceğini gösteren o güzel insan, bugün artık aramızda yok.
Sana geçen bir hakkımız var ise, binlerce kere helal olsun ama asıl sen bize hakkını helal et, o ağır başlı halin ile çok şey anlatan güzel insan, asıl sen bize hakkını helal et. Toprağın bol, devrin daim, mekanının Cennet olsun.