Artık her sabah acayip bir haber ile uyanmak moda oldu. Kim güçlüyse onun değirmenine su taşımak ayrıcalık sayılmaya başladı. Hani bir Anadolu deyimi vardır ya, VUR ABALIYA.
Yeter ya, anlaşılan muktedirler bu işte mutlular, iyi de eskiden toplumlarda vicdanlı, insaflı insanlar olurmuş, şimdi nerede bunlar, ya da neden yok ettik ve neden bunların yenilerini yetiştirmedik.
Sabah tesadüfen bir video izledim, konuyu bildiğim için de yüreğimin sızladı.
Kahve gibi yerlere bazen takılırım. Ahali ile sohbet eder, şehrin bulvar, cadde ve sokaklarında kimler neler yaşıyor, neler yapıyor ve neler oluyor diye bakarım.
İster Ankara olsun, ister başka bir şehir, çelişkiler öylesine derinleşmiş ki, kime ne anlatırsın ki; herkesin konuşacağı bir konu ve teselli bulacağı bir şey var.
Özellikle 1980 yılları sonrası tarım gözden çıkartılıp, bugün Asya Çin, Hindistan ve Türkistan bölgesi devletlerine taşındığı gibi ucuz iş gücü olsun diye Kapitalist ülkeler üretim araçlarını, fabrikalarını Ülkemize taşımışlardı.
Bu süreçte kırsalda geçim sıkıntısı yaşamaya başlayan ikinci neslin şehirlere göçü hızlandı ve sanayi tesislerine ucuz iç gücü oldular. Bu nesil tamam, o günler birer gecekondu yaptılar, o gecekondu arsaları bu gün apartman oldu ve bir refah sağladı ama oralardan gelen kiralar ile nereye kadar. Tamam onlar sorununu çözdü de, bir sonraki nesil üretimin ve üretkenliğin dışına itildi, bunun bir süre sonra çıkmaz sokak olduğu anlaşılacaktır ama ne işe yararsa.
Köye dönse dönecek yer yok, şehirde kalsa işsizlik ve geçim sıkıntısı.
Ayrıca artık tarım politikaları ve üretim ilişkileri devlet tarafından yeniden gözden geçirilmelidir. Ben köye gittiğimde kardeşlerin evlerin avlusunda onlarca tarım alet, edevat ve makine görüyorum, artık her çiftçilik yapacak kişinin sahip olmasına olanak yok, dolayısı ile hem tarım arazi ve tarlaların toplulaştırılmasına, hem de tarımda kullanılacak bu araç ve gereçlerin bir kooperatif eliyle çiftçilere, üreticilere sunulmasında yarar vardır.
Bu hem üretimi arttırır hem de istihdam sağlar.
Peki ara sıra benzer konuşmalar duyar ve yazılar okurum ama bunları yapacaklardan bir çıkış göremezsiniz, çünkü onların tuzu kurudur. Siyasiler maaş artı emekli maaşlarını alır, onlarla ilişkisi olanlar da teşviklerden yararlanır, olan gariban yurttaşa olur, altta kalanın canı çıksın, vurun abalıya.
TBMM'de soruna çözüm üretecekler ya öteki dünya işlerini vurgularlar, ya Arapların su derdine çözüm ararlar, ya göçmenler ucuz iş gücü olsun diye yırtınırlar ya da yetmezmiş gibi, adam gibi halkına öncülük eden, önderlik edip çağdaş bir insan gibi sporunu yapan, bisikletine binen ve bunu teşvik eden il yöneticileri ile uğraşırlar ve görevden aldırırlar.
Ne aşağılık bir statü kullanma şekli. Ben bu saf halkımızın, anasının gözü politikacılar aracılığı ile seçtiği bu vekil kılıklı, ki bir de iyi bir okulda okumuş, iyi bir meslek edinmiş ama hani derler okumuşsun ama adam olamamışsın denilen cinsten kişiyi kınıyorum; hem de ülkeyi modern, çağdaş yapacağına inanılan bir partiden seçilen bu zavallı vekili.
Değerli halkım, her türlü yokluğu, yoksullu yaşayan, çeken sensin, çoluğuna çocuğuna sana teslim edilen güzel ülkeyi harabe olarak teselli edecek olan da yine sensin.
Haydi sen iyi köyü ne yaşadıysan yaşadın da, sen hiç mi bu çoluğunu, çocuğunu, onların geleceğini düşünmez, abuk subuk siyasiler, vekiller seçersin.
Ben hedefi olan kişileri ve hedefine ulaşan kişileri ve iktidarda olanları da alkışlarım, bir süreci başardıkları için ama bunları seçenleri kınıyorum, bunlara ses çıkarmayan, siyasilere susanları da ayıplıyorum.
Yeter ya, yıllarca devletin bürokrasisinde, devlete adam gibi adamlık yaptık, bedeller ödedik, sizin hakkınız için; sonuç, üç kuruşluk çıkarlar uğruna kendinizi de mahvettiniz bizi de.
Artık çevremde kimin ile konuşsam son cümle ne biliyor musunuz!...
ALLAHTAN, NAMERTE MUHTAÇ DEĞİLİZ.
Derdimiz ve kaygımız hala SİZ ne zaman anlayacaksınız!..