Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close

Yarbay Mustafa Kemal’in Türk Milletinin Atası Olma Kaderi Gelibolu’da Yazıldı.

 Prof. Geoffrey LEVİS’İN Atatürk için:

“ O, tek bir insanın neler yapabileceğini gösteren

 20. Yüzyılın olağan üstü lideri diyor.

evet kitleleri ardından sürükleyebilen,

insanları birbirine kenetleyebilen siyasal bir Önder…

Ancak sonuçta Atatürk de herkes gibi bir insan

 Karizması, zaafları, kadınlarla olan ilişkileri, dostlukları,

nefretleri, iyilikleri ve hatta kıskançlıklarıyla bir İnsan.”  

 Taylan Sorgun/ İMPARATORLUKTAN CUMHURİYETE/, İmparatorluk,  İttihat ve Terakki, Cumhuriyet “1902-1938 Üç Devrin Galerisi” Fahrettin Altay paşanın hatıratlarından derleyip yazdığı kitapta; Osmanlı Devletinin son dönemi, İttihat ve Terakki Partisi ve erken Cumhuriyet döneminde cereyan eden olayları Altay paşanın gençliğinden itibaren tuttuğu notlarını kendi özgül bilgileriyle harmanlayarak yazarken titiz bir çalışmanın detayını da vurgulamaktadır ”Hemen ifade etmek isterim ki, bu kitap belgesel özelliğinin yanında ateş çemberlerinin içinden geçip giden bir İmparatorluğun batışını, yeni bir devletin kuruluşunu yaşayan destansı bir neslin belki de biraz dramatik ama efsanevi  hayatıdır. Tarihi gerçeğe dayanmayan hiçbir bilgi bu kitapta yer almamıştır. Bu kitap yazılırken tarihe müthiş sadık, o yaşına rağmen anlatırken geçmişi yaşayan fakat müthiş bir müşkülpesent bir “Tarih adamı” ile karşı karşıyaydım. O, anlatıyor ben daha sonra onları kendi üslubuma göre yazıyor ve ona götürüyordum. Beraberce okuyor, tartışıyor ve olaylara son biçimi veriyorduk. Gördüm ki, ortaya önemli bir tarihi belge çıkmaktadır. Onun için de yazdığım her sayfanın altını kendisine paraf ettirmeye karar verdim. Şimdi bu paraflı sayfalar bir ana belge olarak elimdedir.”  İşte Atatürk’ü yürekten sevenlerin istediği bu titiz çalışmaların rasyonel akılla tarafsız gerçek tarihçilerin yazarların Mango gibi araştırmacıların ve özellikle de samimi dürüst silah arkadaşlarının o zaman ruhunda tutukları notlarından anılarından Atatürk’ü okumak anlamak anlamlandırmak ve gelecek nesillere doğru bilgi vermek onu özden sevenlerin görevi olmalıdır diye düşünüyorum.

Taylan Sorgun kitabının 72. Sayfasında “Çanakkale Savaşı ve sarışın Kumandanı” başlıklı bölümünde:, Büyük savaş başlamadan önce Almanlar Türkiye’de siyasi menfaatler araştırmaya başlamıştı. Orta Asya’yı kazanç sahasını müstemleke olarak kullanma arayışları içine girdiği çokça bilinen bir konu.  20. Yüzyıl başında Avrupa’nın birçok ülkesi müstemlekeleriyle büyük devletlerin başında “üstünde güneş batmayan imparatorluk” İngiltere’nin yanında Fransa’nın hatta İtalya’nın geniş müstemlekelerine karşın Almanların pek önemli olmayan batı Afrika’daki küçük Kameron’dan başka yerleri yoktu. Taylan SORGUN’UN tespiti şöyle;

“İhtimal ki Irak petrollerini keşfetmişler. Fakat gizli tutuyorlar. İşte bu yüzden İmparator İkinci Wilhelm iki defa İstanbul’a geliyor ve Sultan Hamit’le dostluk kuruyor. Bağdat ve hicaz demiryollarının yapılması yardımla Arapları ve Sultan Ahmet Meydanında eski Roma İmparatorluğunun araba yarışlarının yaptıkları meydanın kapısının bulunduğu yere güzel bir çeşme yaparak o yollarda ümit besleyenlerin hoşnutluğunu kazanmak istediği zannolunur.” Birinci dünya savaşının başlamasıyla Almanya Osmanlı devletinin ortaklaşa yapmak istedikleri birçok proje yarıda kalır. Osmanlı devleti büyük savaşa Almanların yanında yer alarak girdi. Enver Paşa padişah vekili yani Baş Kumandan vekili oldu. Albay Fahri Bey Tekirdağ’da bulunan Yanyalı Esat Paşa’nın komutasındaki üçüncü Kolordu Kurmay başkanlığına atanır. Esat Paşa, Osmanlı devletinin son devir Türk tarihinin değerli askerlerindendir. İngiliz donanmasının 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u kısa bir sürede işgal etme planı vardı. İstanbul düşerse yurdun tümü düşer. Onun için son dönem Osmanlı devletinin mümtaz kurmayları bu planı bozmak için Çanakkale/ Gelibolu savaşlarında görev alıyorlar. Albay Fahri Bey: “üçüncü Kolordu komutanı Esat paşa Kurmay okulunda iken bizim hocamızdı. Balkan Harbinde Yanya Kalesini savunmuş tecrübeli, bilgili, nazik, üstüne çok bağlı ve itaatkar bir insandı. Karargahı mümtaz ve yetişmiş kurmaylardan teşekkül etmişti.”

Düşman donanması, Osmanlı kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında başarısız olunca bu defa Gelibolu yarım adasını hedef aldılar. Bunun karşısında Kolordu Karargahı Gelibolu’ya gönderildi. Arkasında üç depo alayının Tekirdağ’da toplanarak başka kolordulardan verilecek topçu ve ek birliklerle 57, 58, 59’ncu piyade alaylarından on dokuzuncu Tümenin yeniden teşkiline ve tümen komutanlığına Sofya Ataşemiliteri, Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Bey tayin edildi. “Mustafa Kemal Bey Gelibolu’dan geçerken bize uğradı, kendisini ilk defa görmüş oluyordum, enerjik, muhatabına itimat telkin eden, tok sözlü, sarı saçlı, mavi gözlü düzgün endamlı genç bir komutan. Görüştükten sonra kendisini uğurladık. Eceabat’a gider gitmez beni aradı. “aman Reis Bey, Kumandan paşadan rica edelim,  bana verilen 72 ve 77 numaralı alaylar ARAPTIR. Bir kısmı Yezidi, Nusayri gibi savaşa karşı insanlardır. Eğitimleri de azdır. Bunları geri alsınlar, halis Türk delikanlılar olan ve eğitimleri oldukça ilerlemiş bulunan benim eski iki depo alayını göndersinler.” Yarbay Mustafa Kemal Bey’in ikazı çok önemliydi. Zira tehlikeli bir bölgeye böyle eğitimsiz askerlerin gönderilmesi nasıl dikkate alınmamıştı. Ayrıca 19.Tümenin Maydos (Eceabat), mevki olarak tatbikat bakımından dar ve havası bozuk bir yerde tutulması yanlış ve buranın yerine yarımadanın en hakim noktası olan Kocaçimen dağının eteklerinde ordugahta bulundurulmasının çok daha yararlı olacağını teklif ediyordu. Ancak Mareşal Liman von Sanders karşı çıktı. Düşmanın saldırıları karşısında bu yerin seçilmesinde ne kadar yanlış olduğu görüldü. 72. ARAP alayının çadırlı ordugahında alaydan kaçan bir çok ARAP erlerin çadırlarda nargile içmekte oldukları görüldü. Tüm stratejik yanlışlar, Alman subaylarının Arapça yazılı haritaları iyi okuyamamalarının, Mareşal Liman von sanders’in öngörüsüz tutumuna rağmen Yarbay Mustafa Kemal ta başından beri üstün başarı göstererek farklılığını ortaya koymuştu.

 İhsan ILGAR—NURER UĞURLU’NUN: ESAT PAŞA/ Çanakkale Savaşı Hatıraları kitabında Mustafa Kemal’in Anafartalar Grubu Kumandanlığına Tayini; şöyle anlatıyor: 6 Ağustos günü müttefik kuvvetler yeni bir saldırı planı hazırlığında oldukları istihbaratı alınmıştı. Hedef Conkbayırı ele geçirip boğaza hakim olmak, İngiliz birlikleri sazlı dere içinden sızarak Conkbayırı’na çıkarma Yaparken,  ANZAK’lar da Arıburnu kuzeyinde Suvla koyundan hücumla Kocaçimen Tepesi ve Conkbayırını çembere alacaklardı. 6 Ağustos sabahı düşman Kanlısırt’ta aldığı yeni takviye birliklerle hücuma geçti. Çok şiddetli bir çarpışma oldu. Antalyalı Mümtaz Yarbay Tevfik Bey ve birçok subay ve er şehit oldu. Sazlı dere içinden Conkbayırına İngiliz birlikleri çıkmış 7 Ağustos günü 9. Tümen düşmanın daha fazla ilerlememesi için büyük gayret gösterdi. Tümen komutanı ve kurmay başkanı Hulusi Bey yaralanarak geri gönderildiler. Yarbay Cemil (Conk)’un komutasındaki 4.Tümen’nin tesirli top atışları neticesinde düşman daha fazla ilerlemedi. Gelibolu savaşlarının kritiğini yapan tarihçiler, hatıralarını yazan komutanların 5. Ordu komutanı olan Liman VON SANDERS’IN öngörüsüzlüğünden hem fikirdirler. Düşman kuvvetlerinin Bolayır’a çıkacaklarını hesaplayarak Esat Paşa ve Mustafa Kemal ve diğer kurmayların karşı çıkmasına rağmen Orduyu Gelibolu Bolayır’dan ayırmamıştı. Ve harbin en kritik yeri olan Conkbayırında düşman güçlendikçe güçleniyordu. Mareşal hatasını anlayıp Gelibolu’daki 16. Kolorduyu Anafartalar’a doğru yürütme emri vermişti ama savaşa katılmaları İki gün gibi uzun bir sürede ancak olurdu. Savaşın 8 Ağustos günü tehlikenin büyüklüğü karşısında Kurmay heyetinin verdiği karar şu. Conkbayırı bölgesine kudretli bir komutanın tayini şart. Mustafa kemal Beyin Kolordu komutanı olarak görev verilmesi ve tayini gerekir. Ancak Mareşal karşı çıkar endişesi var. Mustafa Kemal ise ısrarlıydı. “ Bütün kuvvetler bir elden idare olunursa başarı elde edilebilir, Anafartalar’a gelen kuvvetleri de benim emrime verirseniz o zaman kabul ederim…” Mareşal’in bu çok olmaz mı sorusuna; Mustafa Kemal az bile diye diretir.

Çok geçmeden sekiz saat sonra Kolordu komutanı olmasına sıcak bakmayan Mareşal; Mustafa Kemalin Anafartalar Grubu Kumandanlığını onayladı. Kurmay başkanı İzzet Bey’i de Esat Paşa’dan onay alarak işe başladı.  9 Ağustosta Mustafa Kemal, Anafartalar’a gelen kuvvetleri organize ettikten sonra, 10 Ağustosta Conkbayırına gelmiş, oradaki kuvvetleri de düzenlemiş ve bir saldırı yaparak düşman kuvvetlerini geri atmaya muvaffak olmuştu. İşte Mustafa Kemal’in saatı da bir kurşunla bu savaşta parçalanmıştı. İngilizlerin büyük ümitlerle gelen yeni Kolorduları artık oldukları yerde mıhlanmış kalmışlardı. Zafer tamamı ile bizim olmuştu. Mustafa Kemal, 10 Ağustosta Yalnız İstanbul’un değil bütün memleketin işgalini önlemişti. İngilizler iki ay sonra Gelibolu yarım adasını boşaltıp çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı. Conkbayırından sonra Mustafa Kemal üç yıl kıdem zammı Kılıçlı altın imtiyaz madalyası ile ödüllendirilerek Albaylığa yükseltildi ancak Enver Paşa onu tebrik ederken 19. Tümen Komutanı olarak yazmış ve Çanakkale’yi ziyarete geldiği vakitte Mustafa Kemal’in Karargahına uğramamıştır. Mustafa Kemal bundan gücenmiş-kırılmış olarak Mareşale istifasını göndermiş. Ama Mareşal artık onun kıymetini anlamış ve Enver Paşaya yazdığı mektupta, Mustafa Kemal’in orduya çok lüzumlu ve kıymetli bir komutan olduğunu, onun kaybedilmemesi lazım geldiğini ve bu sebeple de bu istifayı muameleye koymadığını bildirmişti. Bu mektuptan sonra da Enver Paşa, Mustafa Kemale güzel sözlerle dolu bir telgraf çekmiş ve Mustafa Kemal 16. Kolordu Kumandanı olmuştur.

ANDREW MANGO/ATATÜRK/Modern Türkiye’nin Kurucusu Kitabında anlattıkları da şöyle: Mustafa Kemal Çanakkale muharebelerinin eski şiddetini kayıp ettiği 1915 yılının son aylarında son bir taaruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlup duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu fikri, Ordu Kumandanı Liman Von SANDERS tarafından benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. 10 Aralık 1915’te “Anafartalar Grup Komutanlığı” nı Fevzi (Çakmak) paşaya bırakarak Çanakkale’den ayrılıp hastalık izniyle İstanbul’a gelen Mustafa Kemal İttihat ve Terakki’nin üst rütbelilerinden aynı zamanda Hariciye Nazırı olan Halil Menteşe ile görüşmeye gidiyor. Amacı Makedonya hareket sahasında üst düzey bir görev almak içindir. Bu görüşmenin iyi geçmediğini Mango kitabında anlatıyor. Mustafa Kemal askeri durumun tehlikede olduğunu ileri sürmüştü. Osmanlı ordusunun üst düzeyi ile ilgili açık ya da üstü örtülü eleştirilerle karşılaşan Hariciye Nazırı, Mustafa Kemal’e önerilerini doğruca ordudaki yetkililere götürmesini söylemişti. Mustafa Kemal “Beyefendi, farkında değil misiniz ki, artık bu memlekette milli bir Erkan-ı harbiye heyeti yoktur. O. Alman Erkan’ı Harbiye’si ki, Türk ordusunda ilk icraat olarak benim gibi asi bir askeri tart etmek kararı vardı, beni o heyete mi gönderiyorsunuz.?” Yanıtını verdiğini söylüyor. Bu görüşmeden sonra Anafartalar grubu dağılmış Mustafa Kemal’in görevi kalmamıştı. Yarım kalan işlerini yürütmek için Sofya’ya gitti. 16. Kolordunun başına Alman Albay Kannengieser getirilmişti ama çok geçmeden 16. Kolordu’nun komutanlığına atandığı haberini burada aldı. İtilaf devletleri Arıburnu çevresindeki yerlerini Ocak 1916 tarihinde terk ettiler. Gelibolu yarım adası artık sessizdi. 16. Kolordu Edirne’ye Bulgar sınırına yakın bir yerde görev almıştı. 27 Ocak günü Albay Kannengieser’den görevi, Mustafa Kemal devraldı.

Mustafa Kemal ve kurmayları Selimiye camisine Cuma namazı kılmak için gittiler. Edirne sokaklarda insan seli oluşmuştu. Halk ellerinde Mustafa Kemal çok yaşa afişleriyle Arıburnu ve Anafartalar kahramanını büyük bir coşkuyla karşılamıştı. Bu sırada İstanbul’da durum başkaydı. Padişah Mehmet Reşat’a Çanakkale Cephesinde elde edilen başarılar nedeniyle sadece padişah için “Gazilik ünvanı” töreninde Enver paşanın yaptığı konuşmada Mustafa Kemalin adı hiç geçmedi. Üstün başarılarına rağmen başarılarını görmemezlikten gelen bir zihniyete sahipti Enver paşa sadece Harbiye Nazırlığı tarafından 1915 Aralık ‘ta yayınlanan “Harp Mecmuasında” harp yorgunu bir resmini koymuşlardı. İttihat ve Terakki ileri gelenleri bilinçli olarak onun başarılarını örtüyorlardı. Türk milliyetçilerinin yayınladıkları “yeni mecmua” dergisinde Mustafa Kemal’in Çanakkale savaşındaki başarılarını halka anlatmada başarılı oldular. Çünkü 1916 tarihine kadar başarılarını ve adını pek bilen yoktu. Gelibolu savaşının bittiği tarihin üzerinden tam üç yıl geçtikten sonra Gelibolu geçilmez kahramanı ve İstanbul’u altı saat içerisinde işgal edeceklerini söyleyen Churcill’e ders veren kahramanı ancak yeni yeni tanımaya başlamıştı. Gelibolu savaşı başladığı dönemde Osmanlı birçok cephede savaşıyordu. Gelibolu savaşının başarısından sonra Mustafa Kemal’in şöhreti gün be gün yayılıyordu. Osmanlı batıda kendini güvende hissediyordu. Doğu cephesinde Ruslar 1916’da Erzurum’u almış bu cephede ilerliyordu. 2. Ordunun Batıdan doğuya kaydırılması Nisan ayında başlandı ağustosta ancak tamamlandı. Mustafa Kemal de 11 Martta Edirne’den ayrıldı. Diyarbakır’a iki tümenden oluşan Kolorduya 27 Martta görev aldı. 1 Nisan 1916 tarihinde tuğgeneral rütbesi ile paşa oldu. Halk arasında bu rütbenin bu kadar gecikmesinin Enver paşanın işi olduğu dilden dile dolaşır.

 ANDREW MANGO: Mustafa Kemal’in terfilerini Enver paşanın ertelediğini ve sonunda onaylarken, “Biliniz ki onu paşa yapsanız padişah, padişah yapsanız Allah olmak ister” dediğini söylerler. Enver her halde onun ne kadar hırslı olduğunun farkındaydı, ama Mustafa Kemal’in sicilinin olağan biçiminde ilerlediği görülüyor. Terfi etmesi çok olumlu sonuçlara yol almıştı. Kolordu Komutanı Ahmet İzzet paşa izin alıp başkente gidince Mustafa Kemal Komutan vekilliğini üstlendi. Doğudaki çarpışmalar, İstiklal savaşında Türk milliyetçi güçlerine komuta edecek subayların çoğunu bir araya getirmişti. 1916 yılında kendilerini Kafkasya cephesinde Mustafa Kemal’in komutası altında buldular ve onu önder olarak kabul etmeyi öğrendiler. Milli mücadelede de; Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Bey, İsmet (İnönü), Cafer Tayyar (eğilmez), Kazım Dirik… gibi liderler vardı. Ancak liderlik vasfını anlatan bir Amerikan hikayesindeki  “BOLİVAR İKİ KİŞİYİ TAŞIMAZ” gerçeğinde olduğu gibi tüm bu değerli komutanların içinde liderlerin lideri olma vasfına haiz bir tek şahsiyet Mustafa Kemal paşaydı.

M. CELAL ŞENGÖR/ Dahi Diktatör kitabın giriş bölümünde: “ Atatürk’ün başarısının kendisiyle ilgili iki temel bileşeni vardır. Dehası ve o dehayı verimli kullanmasına izin veren yöntemi. Deha, biyolojik ve onun alt dalları olan tıpla psikolojinin konusudur ve incelenmesi Atatürk’ün şahsını aşan genel bir problem oluşturur. Atatürk’e dehasını verimli kullanma imkanını veren yöntemi ise doğrudan Atatürk’ün şahsı ile ilgilidir ki, burada ele almak ve çözmek istediğim sorun tamamen onun yöntemiyle ilgilidir. Bir diğer değişle bu yazı, Atatürk’ün başarılarının nedenlerini felsefi, özellikle bilgibilimsel (epistemolojik) irdelemek amacıyla planlanmıştır. İleri sürdüğüm tez, Atatürk’ün “yurdu düşmanlardan kurtarmak ve ulusu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak” şeklinde özetlenebilecek olan sorun  veya sorunlar yumağını çözerken kullandığı yöntemin, özellikle doğa bilimlerinde çok yaygın olarak kullanılan ve bilimsel ifadesini, ilk kez gelmiş geçmiş en büyük bilim filozofu addedilen Viyanalı Karl Raimund Popper’in (1902-1994)  1933 ve 1935 yıllarında yaptığı iki yayında (yani Atatürk’ün işlerini yapıp neredeyse bitirmiş olduğu yıllarda) bulmuş olan “eleştirel akılcılık” olduğudur.” Esasen Türk halkının özlediği de rasyonel aklın ve bilimin ışığında Atatürk’ü anlatan yazarları okuyarak anlamaktır. İçeriği son derece sağlam bilgilerle dolu olan kitaptan öğrendiğimiz şudur. Yaptığı bütün inkılapların gayesi de aklın rehberliğinde Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağa uygun, bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline deyişim ve dönüşümle taçlandırmıştır.

Prof. Dr. Özer OZANKAYA/ Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk ve Cumhuriyeti kitabın önsözünde: “ ölümünden sonra da özellikle dünyanın en saygın bilim, sanat ve siyaset adamlarının yaptığı değerlendirmeler, hep aynı yüksek övgü ve beğeni niteliğini koruya gelmiştir. Örneğin 1950’lerde George Duhamel: Atatürk’ün, bütün insanlığın içinde çırpındığı uygarlık bunalımının temel sorununa, yani çağdaş bilimin sağladığı güçlü teknolojinin nasıl kullanılacağı sorununa en geçerli yaklaşımı getirdiğini” yazıyordu.

Profesör Bernard Lewis:Atatürk’ün özgürlük ve barışın ölümsüz mimarı olduğunu, bu yoldaki en büyük zaferlerini öldükten sonra kazandığını” belirtmektedir. Bir Arjantinli diplomat, Dr. J. Blanco Villalta:”Atatürk’ün, insanlık tarihinin en büyük zafer taklarının altından kazandığı savaşlarla değil, yöneticilerini seçmekte, kendi düşünce ve inançlarını yapmakta tam anlamıyla özgür, çünkü seçim hakkına sahip bir ulus yaratmakla geçtiğini” yazmaktadır.

İstanbul doğumlu İngiliz yazar Andrew Mango;  Prof. Geoffrey LEVİS’İN Atatürk için “ O, tek bir insanın neler yapabileceğini gösteren 20. Yüzyılın olağan üstü lideri diyor evet kitleleri ardından sürükleyebilen, insanları birbirine kenetleyebilen siyasal bir Önder… Ancak sonuçta Atatürk de herkes gibi bir insan Karizması, zaafları, kadınlarla olan ilişkileri, dostlukları, nefretleri, iyilikleri ve hatta kıskançlıklarıyla bir İnsan.”  Mango Atatürk’ü işte bu yönleriyle daha bir yakınlaştırıyor bize.Bugün toplumun bir kesiminde erken Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün yakınında, çevresinde, sofra sohbetlerinde yer almış aydın kesimin abartılı klişe söylemlerle Atatürk’ü halka yanlış bilgilerle anlatarak gerçek yerine mitolojik söylemlerle zarar verdiği kanaatı  hakimdir. Osmanlı devletinin Cumhuriyete intikal eden mirasından biri de şüphesiz ki, aydınlar sınıfıdır. Değerlidir. Hasan Ali Yücel misali aydınlar Cumhuriyetin modernleşme projesinde başarılı çalışmalar yapmışlardır. Ama aynı zaman ruhunda Atatürk’ü peygamberle, Tanrıyla kıyaslayarak okuma yazma ve  yazması olmayan halkı da tedirgin eden yazar, şairler de var. Bu tip aydını tanımak için değerli tarihçi ;

Halil İnalcık/ Şair ve Patron; Kitabında; “ Patrimonyal devlette her türlü nimet ve mertebe, yalnız ve yalnız hükümdardan kaynakladığı için, buna erişmek isteyen namzetler arasında kıyasıya bir rekabet, haset, entrika ve yaltakçılık egemendi ve toplumun ahlakını yahut ahlaksızlığını oluştururdu. Patronun özel ilgisine erişenler, onun “terbiyeti” sayesinde iyi mevkiler elde ederler, onun “mürebba”larından ((yetiştirmelerinden) sayılırdı.” Bu kültürde patron ve kul ilişkisi mayası vardır. Gerçek olaylar yerine Mitolojik söylemler daha revaçtadır. Atatürk üzerinden rant kazanmaya çalışan böyle aydın tipinden uzak durmak en doğrusudur. Atatürk sağlığında bunlara itibar etmemiştir. Gelecek nesiller; Büyük tarihçilerin siyaset bilimcilerin büyük devlet adamlarının akılda, mantıkta, duygu ve düşünce de Onu nasıl değerlendirdiklerini okumayı ve anlamayı bir görev saymalı. Bütün hayatı zorlu dayanılmaz mücadeleyle geçmiş bir insanın sanki mitolojik bir kahraman gibi bilinmeyen bir gezegenden gelmiş ve bu vatanı ve milleti esaretten kurtarmış bir algı oluşturanlar büyük Atatürk’e haksızlık hatta düşmanlık yapmış olanlardır. KLİŞE SÖYLEMLERDEN UZAK DURMAK EN SAĞLIKLI YOLDUR.

 

KAYNAK:

ESAT PAŞA/Çanakkale Savaşı hatıraları yayına Hazırlayanlar/ İlhan ILGAR-Nurer UĞUR

ÖRGÜN YAYINEVİ-İkinci baskı-2004

ANDREW MANGO/ATATÜRK/Modern Türkiye’nin Kurucusu

Türkçesi/ Füsun DorukerRemzi Kitapevi- Üçüncü basım Aralık-2004

HALİL İNALCIK/ŞAİR VE PATRON/Patrimonyal Devlet ve Sanat

Üzerinde sosyolojik Bir İnceleme-Birinci basım Nisan 2003

DOĞU BATI-YAYINLARI

TAYLAN SORGUN/İmparatorluktan CUMHURİYE

İmparatorluk, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet “1902-1938 Üç DevrinGalerisi”

KUMSAATİ YAYILARI-5.Baskı-

A.M. CELAL ŞENGÖR / DAHİ DİKTATÖR

İNKİLAP KİTAPEVİ BASKI 1 İSTANBUL 2019

PROF.DR. ÖZER OZANKAYA / DÜNYA DÜŞÜNÜRLERİ GÖZÜYLE ATATÜRK VE CUMHURİYETİ

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINI ATATÜRK DİZİSİ 35 / BİRİNCİ BASKI / NİSAN 2000

 

MAKALE Yorumları

ALİ TUR
DEVRAN
mail_outline : turbey9086@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

21.03.2021

Okunma Sayısı

31588

Makaleyi Paylaş