Gaziantep’te 26 Haziran 2025 tarihinde oturduğu apartmanın üçüncü katında yatak odası penceresinden saban 06,47’de düşerek hayatını kaybeden Emel Akbaş’ın soruşturma dosyasında, skandal detaylar gizlilik kararının kalkmasıyla gün yüzüne çıktı. 06:47'de hayatını kaybeden Emel’in telefonundan 07:14'ta eşine mesaj gitmesi ve yazışmanın devam etmesi, "delilleri örtbas etme girişimi" iddialarını gündeme taşıdı. Dosyadaki çelişkiler ise bununla sınırlı değil.
Gaziantep’te 26 Haziran 2025 tarihinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Emel Akbaş’sın dosyasına uygulanan gizlilik kararının kalkması, soruşturmadaki zincirleme ihmal ve çelişkileri gözler önüne serdi. Savcılığın verdiği tartışmalı takipsizlik (KYOK) kararının ardından avukatlar tarafından incelenen dosya, olayın basit bir intihar veya kaza olmadığının; aksine delillerin karartılmış olabileceğinin en net kanıtlarını sunuyor.
Dosyaya giren en sarsıcı bölümler, zaman çizelgesindeki korkunç tutarsızlık ve sanal iletişim kayıtları oldu.
Emel Ambulansta Can Çekerken Kocası Mesajları Ayarlıyormuymuş..?
Dosyadaki en çarpıcı ve en karanlık noktalardan biri, ölüm zamanı ile telefondan yapılan işlemler arasındaki uçurumdur. Olayın meydana geldiği 26.06.2025 tarihine ait zaman çizelgesi şu şekilde işliyor: Kamera kayıtlarındaki verilere göre Emel Akbaş Bayhan evinin yatak odası penceresinden saat 06:47:40’ta düşüyor. Ancak saat 07:13.50’ten itibaren Emel Akbaş Bayhan’ın şahsi telefonundan eşine mesajlar gitmeye ve karşılıklı mesajlaşma 1-2 dakika süreyle devam ediyor. Emel’in o sırada yani bu mesajlaşma sırasında ambulans ile hastaneye giriş yaptığı ise 07.13.25 sırasında hastane güvenlik kameralarında tespit ediliyor. Mesajlaşma kurgusunun ambulans ile hastaneye nakil aşamasında olduğu dijital olarak tespit edildiği kaydediliyor. Emel Akbaş Bayhan’ın şahsi cep telefonuyla Siber Suçlar Önleme birimi tarafından tespit edilen kritik delilin olayın rengini tamamen değiştirdiği, Olay yerinde Emel Akbaş’a müdahale eden sağlık ekipleri, maktulenin bilincinin tamamen kapalı olduğunu ifade eden Glasgow Koma Skalası (GCS) 3 tanısını rapora işledi. Bu, tıbben bir insanın parmağını dahi oynatamayacağı, hiçbir dış uyaranla iletişim kuramayacağı "en derin koma" seviyesi olduğu kaydedildi.
Dijital Çelişki: Ancak adli bilişim raporları, olaydan tam 27 dakika sonra (07:14) maktulenin WhatsApp hesabından karşılıklı bir mesaj trafiği yürütüldüğünü belgeliyor.
Uzmanlar, tıbben bitkisel hayat sınırındaki bir kişinin 27 dakika sonra karşılıklı mesajlaşması hayatın olağan akışına aykırıdır. Uzmanlar, bu durumun bir "dijital kurgu" olma ihtimali üzerinde duruyor. Yani; olaya intihar süsü vermek amacıyla, telefonunun bir başkası tarafından kullanılarak sahte bir delil geçmişi oluşturulduğu şüphesi ağırlık kazanıyor.
Hukuk çevreleri ve uzmanlar, kadının hayatını kaybetmesinin ardından geçen yaklaşık 30 dakika boyunca telefonda aktif yazışmaların devam etmesini ve eşin bu mesajlara karşılık vererek iletişimi sürdürmesini "delilleri gizleme ve örtbas etme girişimi" olarak değerlendiriyor.
"Peki Telefon Kimin Elindeydi?"
Gaziantep Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen inceleme sürecinin yanı sıra; yazışmaların, Emel'in ambulans ile hastaneye nakledilirken Emelin telefonunu ele geçiren kişi (şüpheli kocası) tarafından kurgulandığı, belirlenen zaman diliminde maktulenin ambulans ile hastaneye nakledildiğine dair görüntü kaydının ortaya çıkması iddiaları kuvvetlendiriyor. Eşin bu mesajlara karşılık vererek sanki Emel hayattaymış gibi yazışmayı sürdürmesi, intihar tezini tamamen çürüten ve olayın bir cinayet şüphesiyle ele alınması gerektiğini gösteren en büyük çelişki olarak öne çıkıyor.
GİZEMLİ SİLÜET VE İŞLEME KONULMAYAN DELİLLER
Soruşturmadaki çelişkiler ve ihmaller sadece mesajlarla da sınırlı değil. Dosyada incelenen kamera kayıtlarına ilişkin Ulusal Kriminal Büro tarafından yapılan tespitler vahim bir tabloyu ortaya koyuyor: 06:47:40 rightarrow Düşüş Anı, 06:47:42 rightarrow Pencerede bir kişi/silüet
Eldeki kamera görüntülerinin incelenmesinin ardından ortaya çıkar olay anında iki saniye sonra pencerede görülen silüetin kime ait olduğu soruşturma boyunca aydınlatılmadı.
Flash Bellek Skandalı!
Avukatlar, olayın en önemli delili olan yüksek çözünürlüklü orijinal görüntüleri içeren flash belleğin bizzat savcılığa teslim edildiğini ancak bu delille ilgili hiçbir işlem yapılmadığını belirtiyor. Savcılığın, delili "Cinayet Masası'na gönderdik" diyerek dosyadan elini çektiği ancak Cinayet Masası'nda da delilin incelenmesine veya rapora bağlanmasına dair hiçbir bilginin bulunmaması şüpheleri arttırmaya devam etti.
FİZİKSEL DURUMA AYKIRI TUTANAK: "BEN KENDİM ATLADIM" İDDİASI
Takipsizlik kararında yer alan en trajikomik ve akıl almaz detay ise komşuların ifadelerine dayandırılan tutanaklar oldu. Dosyada; kaburga kemikleri ciğerlerine batmış, iç kanama ve ağır travma geçiren Emel Akbaş’ın, düşme sonrasında yanına gelen komşularının "Seni aşağıya kim attı?" sorusuna “Ben kendim atladım.” şeklinde yanıt verdiği iddia ediliyor.
Tıbbi ve fiziksel gerçeklere tamamen aykırı olan ve bu denli ağır yaralı bir kişinin telaffuz etmesi hayatın olağan akışına ters düşen bu ifadenin, soruşturma makamlarınca hiçbir sorgulama yapılmadan takipsizlik kararına gerekçe gösterilmesi, hukukçular ve uzmanlar tarafından skandal olarak nitelendiriliyor.
ADLİ TIP RAPORU: "DNA VAR, İNCELEME YOK"
Gaziantep ATK Grup Başkanlığı tarafından dosyaya sunulan biyolojik inceleme raporu da son derece dikkat çekici detaylar içeriyor. Rapora göre:
Vajinal/perivajinal örneklerde birden fazla erkeğe ait olabilecek karışık DNA profili,
Fetüs dokusunda erkek DNA'sı,
Tırnak örneklerinde kısmi DNA bulguları tespit edildi.
Ancak hukukçulara göre soruşturmanın en büyük ihmali burada yatıyor. Şüpheli kişilerin veya olay sırasında evde bulunduğu değerlendirilen üçüncü şahısların DNA ve parmak izi karşılaştırmaları hiçbir şekilde yapılmadı.
“SORUŞTURMADA CİDDİ EKSİKLİKLER VAR” İDDİASI
Aile ve avukatları, soruşturma sürecinde birçok kritik delilin yeterince incelenmediğini ileri sürüyor.
Bu kapsamda;
• Taraflarca teslim edilen orijinal kamera görüntülerinin kapsamlı bilirkişi incelemesine tabi tutulup tutulmadığı,
• Maktul ve dosya kapsamındaki diğer kişilere ait dijital materyallerin inceleme sürecinin yeterliliği,
• Otopside alınan tırnak ve doku örneklerinin akıbeti,
• Maktule ait araç üzerinde teknik inceleme yapılıp yapılmadığı,
• Olay yerinde bulunduğu belirtilen üçüncü kişi hakkında yürütülen araştırmaların kapsamı gibi kritik başlıkların hâlen netlik kazanmadığı ifade edildi.
Ayrıca, soruşturma süresince sunulan taleplerin büyük bir kısmının gerekçesiz şekilde reddedildiği ve dosyanın gizlilik kararı nedeniyle müşteki tarafın erişimine kapalı tutulduğu da vurgulandı.
Aile tarafından yapılan açıklamada, bu durumun soruşturmanın şeffaflığını ve denetlenebilirliğini ortadan kaldırdığı belirtilerek, etkin soruşturma ilkesinin ihlal edildiği ifade edildi.
AVUKATLARDAN SERT HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Ailenin avukatlarından Avukat Tayfun Gül, dosyada verilen kararın hukuki açıdan ciddi sorunlar barındırdığını belirtti:
“Dosyada mevcut delillerin kapsamı ve niteliği dikkate alındığında, kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararın ‘yeterli şüphe’ değerlendirmesi bakımından ciddi şekilde tartışmalı olduğu kanaatindeyiz.
Özellikle kamera kayıtları, dijital materyaller ve biyolojik deliller yönünden eksik incelemeler tamamlanmadan bu sonuca varılması, ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Maddi gerçeğe ulaşıldığını söylemek bu aşamada mümkün değildir. Bu nedenle gerekli tüm hukuki başvurular yapılacaktır.”
Avukat İsmet Tiryaki ise soruşturmanın anayasal boyutuna dikkat çekti:
“Yaşam hakkı kapsamında yürütülen soruşturmalarda devletin yükümlülüğü, yalnızca soruşturma yürütmek değil, etkin ve eksiksiz bir inceleme yapmaktır.
Somut olayda bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilip getirilmediği ciddi şekilde tartışmalıdır.
Ayrıca müşteki tarafın dosyaya erişiminin kısıtlanması ve taleplerin gerekçesiz şekilde reddedilmesi, adil yargılanma ve etkili başvuru hakkı bakımından değerlendirilmesi gereken önemli bir husustur.
Bu nedenle verilen karara karşı yasal süresi içerisinde itiraz edilecektir.”
“BU DOSYA KAPANMAYACAK”
Aile ve avukatları, verilen takipsizlik kararının kesin olmadığını vurgulayarak, yasal süresi içerisinde itiraz haklarını kullanacaklarını ve sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını açıkladı.
Açıklamada ayrıca, son günlerde kamuoyuna yansıyan “faili meçhul hiçbir dosya kalmayacak” yönündeki kararlılığın, Emel Akbaş dosyası için de geçerli olması gerektiği ifade edildi.
Aile, yetkililere şu çağrıda bulundu:
“Bu dosya yeniden ele alınmalı, eksik bırakılan tüm incelemeler tamamlanmalı ve maddi gerçek hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılmalıdır.”
ANNE MUAZZEZ AKBAŞ ADALET BAKANI GÜRLEK’TEN YARDIM İSTEDİ
Dosyanın deliller toplanmadan ve bu akıl almaz çelişkiler aydınlatılmadan kapatılmasına tepki gösteren acılı anne Muazzez Akbaş, Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten yardım isteyerek "Sayın Bakanım kadın cinayetlerine karşı hassasiyetinizi biliyorum. Ben de kızım için adalet istiyorum, gerçeğin ortaya çıkarılmasını bekliyorum. Adalet yerini bulmadı, ben uykularımdan oldum, gözyaşlarım dinmez oldu." Kamuoyu ve hukuk çevreleri, ailenin takipsizlik kararına yapacağı itirazı ve dosyanın yeniden açılıp açılmayacağını yakından takip ediyor.