İnsanlık tarihinin en tehlikeli cümlesi hangisidir?
Bir savaş ilanı mı?
Bir idam emri mi?
Bir işgal kararı mı?
Belki de hiçbiri.
Belki de insanlığın başına gelen felaketlerin büyük bölümü tek bir cümleden doğmuştur:
"Ben ondan üstünüm."
Dinî metinlerde anlatılan kıssaya göre şeytan, kendisine verilen emre itiraz ederken tam da bunu söyler. Kendisini başka bir varlıktan üstün görür. O gün verilen cevap yalnızca bir varlığın cezalandırılması değildir; aynı zamanda insanlığa bırakılmış büyük bir uyarıdır.
Çünkü mesele ateş ve çamur değildir.
Mesele üstünlük iddiasıdır.
Mesele kibirdir.
Şeytanın Mirası Kibir..
Ve belki de o günden beri insanlığın en büyük sorunu hiç değişmemiştir.
İnsanlık tarihine dikkatle bakıldığında savaşların, zulümlerin, sömürünün ve adaletsizliğin arkasında çoğu zaman aynı duygu görülür:
Bir insanın başka bir insandan üstün olduğuna inanması.
Kimi zaman bu üstünlük bir ırka dayandırılmıştır.
Kimi zaman bir dine.
Kimi zaman bir ideolojiye.
Kimi zaman servete.
Kimi zaman makama.
Kimi zaman da bilgiye.
Maskeler değişmiştir.
Ama duygu hep aynı kalmıştır:
"Ben daha üstünüm."
İnsan garip bir varlıktır.
Doğacağı aileyi seçemez.
Doğacağı ülkeyi seçemez.
Ten rengini seçemez.
Boyunu seçemez.
Anne ve babasını seçemez.
Kalbinin atmasını sağlayamaz.
Bir sonraki nefesini garanti edemez.
Fakat bütün bunlara rağmen dünyaya hükmetmeye kalkar.
Sanki hayatın sahibiymiş gibi davranır.
Sanki sahip olduğu her şeyi kendi üretmiş gibi konuşur.
Sanki ölüm başkalarına uğrayacak bir misafirmiş gibi yaşar.
Belki de kibir tam burada başlar.
İnsanın emanetçiyken malik olduğunu sanmasında...
Tarih kitapları biraz da kibirlilerin mezarlığıdır.
Firavun'un elinde ordular vardı.
Karun'un önünde hazineler vardı.
Roma'nın önünde dünyayı titreten lejyonlar vardı.
İngiliz İmparatorluğu'nda güneş batmıyordu.
Yakın tarihte Hitler milyonlara hükmediyordu.
Stalin korku üzerine bir düzen kurmuştu.
Her biri kendi döneminde yenilmez görünüyordu.
Bugün ise çoğu bir tarih kitabının birkaç sayfasından ibaret.
Çünkü tarihin değişmeyen bir kuralı vardır:
İnsan büyüdüğünü sandığı anda düşmeye başlar.
Kibir yalnızca hükümdarlarda görülmez.
Belki de en tehlikeli kibir sıradan insanların taşıdığı kibirdir.
Çünkü onu fark etmek daha zordur.
Bir eğitimlinin eğitimsizi küçümsemesi...
Bir zenginin fakire tepeden bakması...
Bir memurun vatandaşı değersiz görmesi...
Bir yöneticinin çalışanını hor görmesi...
Bir dindarın kendisini kurtulmuş, başkasını kaybolmuş ilan etmesi...
Bir sekülerin kendisini aydınlanmış, başkalarını cahil görmesi...
Bunların hepsi aynı ağacın farklı dallarıdır.
Kibir çoğu zaman yalnız yürümez.
Yanında nankörlüğü taşır.
Çünkü insan kendisini büyütmeye başladığında, sahip olduklarının kaynağını unutmaya başlar.
Başarıyı yalnızca kendisine yazar.
Şansı zekâsı sanır.
İmkânları hakkı sanır.
Ve zamanla şöyle düşünmeye başlar:
"Ben olmasaydım bunların hiçbiri olmazdı."
Oysa insan hayatının büyük kısmı kendi kontrolünün dışındadır.
Bir deprem bütün planları değiştirebilir.
Bir hastalık bütün hesapları bozabilir.
Bir kaza yılların emeğini silebilir.
Bir telefon görüşmesi hayatın yönünü değiştirebilir.
İnsan, üzerinde mutlak hâkimiyet kuramadığı bir hayatın içinde mutlak güç vehmine kapılır.
Belki de nankörlük budur.
Modern çağ kibri ortadan kaldırmadı.
Sadece biçimini değiştirdi.
Eskiden insanlar sarayların balkonlarından aşağı bakardı.
Bugün telefon ekranlarının arkasından bakıyorlar.
Eskiden insanlar heykellerini diktirirdi.
Bugün profillerini parlatıyorlar.
Eskiden hükümdarlar alkış beklerdi.
Bugün sıradan insanlar bile görünmek, beğenilmek ve onaylanmak için görünmez bir yarışın içinde koşuyor.
Belki de insanlık tarihinde ilk kez bu kadar çok insan aynı anda kendisini sergiliyor.
Ve belki de ilk kez bu kadar çok insan kendi suretine hayran oluyor.
Çağımızın en büyük putu para değildir.
Şöhret değildir.
Güç değildir.
Egodur.
Fakat kibirli insanın en büyük sorunu kibirli olduğunu bilmemesidir.
Hiç kimse sabah aynaya bakıp:
"Bugün biraz kibirli olayım." demez.
Aksine herkes kendisini haklı görür.
Herkes kendisini daha bilgili görür.
Herkes kendisini daha ahlaklı görür.
Herkes kendisini daha bilinçli görür.
Ve tam da bu yüzden kibir tehlikelidir.
Çünkü insanın görebildiği bütün kusurlar başkalarına aittir.
Kendi kusuru ise çoğu zaman görünmezdir.
Belki de şeytanın asıl mirası budur.
İnsanlara kötülük öğretmek değil...
İnsanlara kendilerini kusursuz göstermeyi öğretmek.
Belki de mesele şeytan değildir.
Mesele Firavun da değildir.
Mesele Hitler ya da Karun da değildir.
Onların hikâyesi çoktan bitmiştir.
Asıl mesele bugün yaşayan insandır.
Çünkü her insanın içinde küçük bir Firavun vardır.
Kendisine itaat edilmesini isteyen...
Her insanın içinde küçük bir Karun vardır.
Sahip olduklarıyla övünen...
Her insanın içinde küçük bir şeytan vardır.
Kendisini başkalarından üstün gören...
Ve belki de hayat dediğimiz şey, bu üçüne karşı verilen mücadeleden ibarettir.
Bu satırları okurken aklınıza mutlaka birileri gelmiştir.
Kendini beğenen bir yönetici...
İnsanları küçümseyen bir siyasetçi...
Parasıyla böbürlenen bir zengin...
Bilgisiyle herkesi aşağılayan bir akademisyen...
Belki de içinizden:
"Tam da şu adamı anlatıyor." diye geçirdiniz.
İşte tam bu noktada durup kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor.
Ya bu yazı başkasını değil de bizi anlatıyorsa?
Çünkü kibirli insanın en belirgin özelliği, kibri hep başkalarında görmesidir.
Kendi kibrine ise çoğu zaman başka isimler bulur.
Özgüven der.
Tecrübe der.
Başarı der.
Liyakat der.
Karizma der.
Hak edilmiş üstünlük der.
Ama kibir demez.
Belki de insanın kendisine sorabileceği en zor soru şudur:
Bugün eleştirdiğim kibrin ne kadarı başkalarında ne kadarı bende?
Çünkü dünyadaki bütün kibirlileri düzeltsek bile, aynadaki insan değişmiyorsa hiçbir şey değişmiş olmayacaktır.
Bir gün hepimiz aynı yere gideceğiz.
Profesör ile çoban.
Patron ile işçi.
Yönetici ile vatandaş.
Zengin ile fakir.
Ünlü ile isimsiz.
Toprak, hiçbirimize ayrıcalık tanımayacak.
Ne unvanlarımızı hatırlayacak.
Ne banka hesaplarımızı.
Ne makamlarımızı.
Ne de alkışlarımızı.
İnsanlığın bütün büyük hikâyeleri sonunda aynı sessizliğe çıkacak.
İşte bu yüzden insanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:
Bir gün aynı toprağa karışacak olduğum insanlara karşı bu kadar kibirlenmeyi bana hangi hak veriyor?
Belki de insanlık tarihinin en büyük trajedisi budur.
Çamurdan yaratıldığını unutan insanın, kendisini dağ sanması...
Esenlikler...