Yıllar önce, yurtdışında girdiğim bir restoranın kapısında gördüğüm “1236” rakamının ne olduğunu merak edip garsona sormuştum. Aldığım “binanın yapılış tarihi” yanıtıyla şaşırıp kaldığımı; garson, siparişi almak için beklerken “Karatay Medresesi henüz yapılmamıştı” diye mırıldandığımı hatırlıyorum... Garson yemeği getirdiğinde, bir yanım “sorma”, öteki yanım “sor” diye bastırdığı; sonradan pişman olduğum o soruyu sordum “acaba hangi amaçla yapılmış”; sormaz olaydım; adam “o gün bugündür restoran...”
“Ört ki ölem denir” ya, tam o haldeyim...
Yenileşmeyi, ‘eski olandan kurtulmak olduğunu’ sanmanın yanlışlığını anladığımızda iş işten geçmişti... Nice hanlar, hamamlar, konaklar; sözde yenileşmek hevesiyle üstelik atanmış/seçilmiş yetkililer eliyle birer ikişer yıkılıp yok edildi... 19. Yüzyıl yapısı Hükümet Konağı, Belediye Meclisi kararıyla yıkılıp, yerine yapılan sözde modern; gerçekte kentin ortasına bir meteor hoyratlığı ile düşen binanın ömrü ne kadar oldu biliyor musunuz? 30 yıl... Sonunda yıktırıldı, ama olan Cumhuriyet Meydanı’nda zamanı bekleyen o sfenks duruşlu yüz küsur yıllık eski Hükümet Konağı’na oldu... O günlerde yıkıma el kaldıran Belediye Meclis Üyesi mimar, yıllar sonra bir sohbet sırasında “hatırladıkça içim yanıyor” demişti...
Antalya şimdilerde yatların bağlandığı eski limanda doğdu, bugün Kaleiçi olarak anılan çevrede gelişti... Sonraki devirlerde, Kalekapısı üretim ve ticaret alanı Liman ve Kaleiçi’ne eklendi... Liman ve Kalekapısı iş; ortasındaki Kaleiçi ise yaşam alanıydı... Yazı ve sohbetlerimizde sıkça yinelediğimiz “Kaleiçi, bu kentin rahmidir” sözü, Kaleiçi’nin yaşam alanı özelliğine göndermedir...
Kaleiçi’nin “yaşam alanı” özelliği ‘70li yıllara kadar sürdü... Sonra; sonra bir apartmanda daire sahibi olmak tutkusu başladı; Kaleiçi ucuz pahalı satılıp terk edildi; yapacakları işin ne olup ne olmadığını kendilerinin de bilmediği; hevesli ama bilgisiz, sözde turizmcilerin eline düştü; özeti şu ki, ikibin yıllık yaşam alanının kimliği değişti...
Eski kimliği ile kullanıldığı süre içinde, birbirini nesiller boyu tanıyan bilen sakinlerinin kültürel geldisi temelinde oluşmuş dingin komşuluk kültürünün yerini, birbirlerini daha önce hiç görmemiş; birinin ötekine aldırmadığı; gürültücü, kavgacı ve tedirgin komşuluklar aldı...
Geldiğimiz bu noktada, yanıtı verilemeyen bir soru, muhataplarının sahipliğini bekliyor; soru şu “Kaleiçi nasıl yönetilmeli?” Bu konuda vilayet, belediyeler ve esnafın, ev/bark sahibi Kaleiçililerin ortak akıl temelinde oluşturacakları, görece özerk ve yetkili bir yönetim modeline gereksinim olduğu gerçeği ortadadır... Ortak akıl, Kaleiçi’nin çok başlılıktan kurtarılıp; tek elden yönetilmesi gerektiğini söylüyor... Unutmayın, Kaleiçi bu kentin namusudur; Kaleiçi kurtulmadıkça, Antalya kurtulmuş sayılmaz...
Not; Bugün Köy Enstitüleri günü... Yaşamına Atatürk Devrimlerini ışık eden herkese; fikri her zaman hür ve genç tüm “Köy Enstitülülere” kutlu olsun...