ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE

Anneler Günü’nün Önemi ve Anılarım

1.  Genel hususlar.

      Değerli dostlarım ve yüreği insan sevgisi ile dolu Atatürk sevdalısı yurtsever kardeşlerim hepinize yürekten selam ve sevgilerimi sunuyorum ve sizlere yaşamlarınızda ailenizle birlikte mutluluk ve esenlikler diliyorum. Bu pazar günü (09.05.2021) Anneler Gününü kutlayacağız. Anneler günü ile ilgili olarak yaşamım boyunca gerek kendi annemle gerekse diğer annelerle ilgili olarak yaşanan anılarımdan birkaç çarpıcı örnekler vererek bu paylaşımımı öykü tadında sizlere aktarmak istiyorum. Bu nedenle başlangıçta tüm annelerimizin bu değerli gününü yürekten kutluyorum ve onlara tanrı tarafından verilen doğurganlık özelliğinden dolayı sahip oldukları bu kutsal işlevlerinin onları çok önemli bir seviyede yücelttiğine inanıyorum. Bütün annelerimize yaşamları boyunca yavrularıyla birlikte ailece mutluluk, başarı, huzur ve esenlikler diliyorum. Bunun yanında yaşamımızda az da olsa biyolojik olarak anne olduğu halde anneliğin kutsal değerlerinin tersinde davranan ve biyolojik olarak anne olmadığı halde sorumlulukları gereği ve vicdanın sesini dinleyerek harika denecek şekilde annelik görev ve sorumluluklarını yerine getiren kadınlarımıza şahit olmaktayız.

1.  Genel hususlar.

       a.  Biliyorum herkesin kendi annesi ile çok özel yaşam anıları vardır. Elbette ki bütün anneler için çok güzel sözler söylemek yeterli bile olmaz. “Cennet annelerin ayağı altındadır“ sözü bile ne kadar anlamlıdır. Onlar başımızın tacı. Canım annem de aramızdan ayrılalı yaklaşık 7 yıl oldu. Canım annem şundan emin olunuz ki tüm evlatların ve seni tanıyan herkes tüm akraba ve dostların seni çok özlüyoruz. Biliyorum bütün anneler değerlidir ve güzeldir. Ama sen bir başkaydın. Önce bizleri insan sevgisi ve insancıllık duyguları ile insana değer verilmesi ilkesiyle yetiştirdin. Senin cennette olduğuna eminim. Annemi ziyarete gittiğimde çeyrek altın takmıştım. Fotoğraflarına baktığımda onu görünce çok hüzünlendim. Çünkü sen çok değerlisin derdim. Bu bağlamda yaşamını yitiren başta sen ve Ata’mızın annesi Zübeyde hanımefendi olmak üzere tüm annelerin mekânları cennet olsun. Seni büyük bir özlemle anıyorum. Dün de mezarının başında oldum ve sana dualar ettim canım annem. Zaten annemin mezarı evime çok yakın olan Antalya Uncalı Mezarlığında olması nedeniyle mezarında üst üste defnedilen babamla birlikte sık sık ziyaret ediyorum ve mezarlarının da bakımlarını yapıyorum. Annem yaşamı boyunca yaşama sevinci olan, neşeli, hayat dolu ve insanlarla hiç çatışmayan herkesle barışık bir kadındı. Ancak annem 1975 yılında çok büyük bir acı yaşadı ve ikinci çocuğu olan ablamı 21 yaşında doğumda kaybetmişti. Bana sürekli “Allah kimseye evlat acısı göstermesin “derdi.

       b.   Benim annemle çok güzel anılarım vardı. Ölene kadar kendisi çok eğitimli olmasa bile ailesinde görgülü ve insan sevgisi odaklı yetiştiği için biz çocuklarını çok güzel yetiştirdi ve sevgisini, ilgisini hiç eksik etmedi. Aslında iki kız çocuğundan sonra doğduğum için evlatlarını hiç ayırt etmese de bana karşı özel bir ilgisi vardı. Arkadaş ve ahretlik gibiydik. Benim doğumumu ve özellikle adımım Kemal olmasını beni mutlu edecek şekilde anlatırdı. Annem bana hamile iken bir kiracımız olan kadın anneme gelerek “Semiha abla ben dün gece rüyamda Atatürk’ü gördüm. Senin oğlun olacak ve adının Kemal olduğunu gördüm. Ne olur eğer çocuğun erkek olursa adını Kemal koyar mısın? “ demiş. Tabi ki annem de erkek olacak diye seviniyor. “ tabi ki koyarım “ demiş garibim kadıncağız. Kadere bakın ki ben doğuyorum ve kurbanlar kesiliyor. Aile çok mutlu ve benim adım Kemal konuyor. Ben de Yüce önder Atatürk ile aynı mesleği seçiyorum ve onunla aynı okulda (Harbiye), aynı tabur ve Atatürk’ün numarası 1283 olan bölükte okuma onuruna erişiyorum. Bu olaya asla hiçbir şekilde bir kutsiyet vermedim. Tamamen tesadüf olduğunu düşünüyorum. Asla dogmatik düşüncelerle işim olmaz. Ama Atatürk’ü sevmemde onun gibi asker olmamda çok büyük etkisi olmuştur.

       c.   Bu arada mezarlıktaki şehitlerimizi de ziyaret ederek gerekli dini görevlerimizi yapıyorum. Orada evlatlarının başında dualar okuyan gözlerinden yaşlar süzülen anneleri üzülerek görüyorum.  Şehitlerimizin ruhları şad olsun. Bu konuyla ilgili olarak şehit anneleri konusuna da değinmek istiyorum. Siz dostlarım hiç şehit ve gazi ailelerini ziyaret ediyor musunuz? Bir şehit annesinin hangi duygular içerisinde bir yaşam sürdüğünü düşünebiliyor musunuz? Size bu konularda birçok gözlerinizden yaşlar getirecek örnekler verebilirim. Ben 1997-2000 yılları arasında terörle mücadelede çok önemli bir birlik olan Kayseri Komando Tugay K.lığında binbaşı-yarbay rütbelerinde görev yaptım. Şehit ve gazi işlemlerine de ben bakıyordum. Ama bir tanesini paylaşmak istiyorum. Ben 1997 yazında Hakkâri ili Çukurca ilçesinde görev yaparken kendi birliğimden olmayan ve operasyonda mayına basarak bir bacağını kaybeden bir askerimizi tedavi için Askeri Hastaneye sevk için helikoptere bindiriyorduk.  Kendisine bir isteği olup olmadığını sorduğumuzda bana “Komutanım ne olur bacağımın koptuğunu anneme bildirmeyin ben evime gittiğimde ona alıştıra alıştıra söylerim “demişti. Tabii ki bu sözler gözlerimi ıslatmıştı. Bu sözcükleri yaşamım boyunca hiç unutmadım ve ben bu nedenle ölümden hiç korkmam. Gerçekten Atatürkçü düşünceye sahip parti, dernek, sendika ve STÖ.lerinin şehit ve gazi dernekleri ile ailelerini önemli gün ve bayramlarda ziyaret etmelerinin önemini de belirtiyorum.

       d.  Bu arada Burdur’da 1985-1988 yılları arasında Bölük Komutanı iken bedelli askerlik görevini yapmak için Burdur’a gelen bölüğümde askerim olan ve Norveç’te yaşayan dünyaca ünlü ressam Eser Afacan benim için harika bir anne ve çocuk tablosunu yapmıştı. Kendisine sordum “bu tablodaki kadın ve çocuğu kimdir? “Kendisi bana bunun “Anadolu kadını ve çocuğu” olduğunu söyledi. Ama ben onun Meryem ana ve Hz. İsa peygamberin çocukluğunu anlatan ünlü tablo olduğunu öğrendim. Bu olaya çok gülmüştüm. Bu askerim hakkında da yeri gelmişken önemli bilgileri paylaşmak istiyorum. Bu askerim Süryani asıllı ve Hristiyan dinine mensup çok yurtsever, Atatürkçü, aydın ve çağdaş düşünceye sahip bir askerimizdi. Askerimizdi derken yanlış anlaşılmasın benim rütbem daha üsteğmendi ve yaşça benden büyüktü. Hataylı olduğu için bütün dinlerle yakın ilişkisi vardı ve din adamlarını hiç sevmezdi. Çünkü onların dini kullanarak çıkarlarına hizmet ettiklerine inanırdı. Çok ilginç bir yaşam hikâyesi vardı. Türkiye’de yapılan Üniversite sınavlarında Türkiye birincisi olunca devlet kendisini İngiltere’de Fizik eğitimine gönderiyor, ancak resim sanatına olan ilgisi ve yeteneğinden dolayı dünyaca ünlü ressamlardan eğitim alarak kendisi de çok ünlü bir ressam olmuştu. Kendisi askerlik için Türkiye’ye geldiğinde bütün Türk basının gazete ve dergileri de kendisini haber yapmıştı. Kendisi Norveç’te yaptığı resim tablolarının sergisinde bütün konuklara Atatürk tişörtü giydirir ve bordo bere takarak bu sergileri yapardı ve adı ve soyadı Türkçe olduğu için şaşırmıştım. İşte Atatürk’ün Milliyetçilik anlayışı doğrultusunda söylediği “Ne mutlu Türküm diyene “veciz sözüyle ülkemizdeki 36 etnik unsuru tutkal gibi birleştirilmiştir. Ancak şimdi ise ülkemizdeki tüm insanlar ayrıştırılarak birbirine düşman ediliyor. Benim iletişimim askerliği ile ilişkisi bitmesine rağmen kendisiyle devam etti. Bir gün kendisiyle ilgili olarak Hürriyet gazetesinde köşe yazarı Özdemir İnce 10 Eylül 2006 tarihinde bir haber yaptı. Avrupa birliği ülkelerinde aynı asılsız Ermeni soykırımı gibi Türkiye’nin geçmişinde “Süryani Soykırımı “yapıldığı iddiaları vardı. Bu yurtsever askerim Eser Afacan kendisinin Süryani olduğunu ve tarihinde hiçbir zaman Süryanilere bırakın soykırım yapmayı ve hiçbir etnik saldırının dahi olmadığını bildirmesine rağmen komisyonlardan geçmiş olmasına rağmen artık Avrupa birliğinde hiçbir şekilde bu konu gündeme dahi gelmemiştir. Yaklaşık iki yıl önce kendisiyle yaptığım uzun telefon konuşmasında kendisine neden böyle Atatürkçü, yurtsever tutum ve davranışlar yaptığını sorduğumda bana “Kendi ailesinde tahmin ediyorum dedesi ve babası idi ve çok eğitimli İstanbullu Türk ve Müslüman aydın bir kadınla evlendiğini ve bu kadının ailede bütün çocukları bu ilkelerle büyütüp eğittiğini “söylemişti. Buradan da anlıyoruz ki ailede annelerin çocuklarının eğitiminde ne kadar önemli olduğu gerçeğidir. Şimdiki siyasal İslamcı olan siyasetçi ve din tacirlerinin eğitimli kadından korkmasının nedeni budur.

       e.  Beni duygusal olarak çok etkileyen olaylardan biri de annesini kaybetmiş çocukların tepkileri ile ruhsal ve psikolojik olarak yaptıkları tutum ve davranışlarıdır. Ankara’daki Milli Güvenlik Bilgisi öğretmenliğimde özellikle varoş olarak adlandırılan bir bölgedeki bir lisede annesini kaybetmiş ve sınıf başkanı olan aynı zamanda harika karakterli, yumuşak huylu ve son derece kibar bir kızımızın bir şiir dinletisinde o ünlü “Annem “şiirini okuma görevini üstlenmişti. Ben genelde hikâye, öykü ve roman okumayı severim. Şiir yeteneğim de çok yoktur. Sıra bu şiiri okumaya geldiğinde okurken kendisinden nasıl geçtiğini annesizliğin ne demek olduğu duygusunu yüzlerce insana hissettiriyordu. Salondaki herkesin gözlerinden yaşlar akıyordu. Tanrım kimseyi annesiz ve annenin sevgisinden yoksun bırakmasın diyorum. O olaydan sonra şiirleri çok sevdim. Şimdi bu kızımız Siirt ilinde öğrencileriyle harika ilişkiler kurmak suretiyle PDR öğretmeni olarak görevine devam ediyor. Sürekli olarak kendisiyle görüşüyoruz.

      f.  Son derece önemli bir konuyu içeren bu yazımı sonlandırırken hepinizin bildiğini düşündüğüm o ünlü anne karnındaki çocuk ile tanrı arasında geçen konuşmayı burada kısaca yazmak istiyorum. Bu konuşmalar gerçekten beni çok etkiliyor. Anne karnındaki çocuk doğumdan bir gün önce Tanrıya “Tanrım ben şimdi dünyaya doğru gidiyorum. Ama ben orada ne yapacağımı bilmiyorum. Onların dilini bilmiyorum” der. Tanrı da çocuğa “Ben senin için orada bir melek görevlendirdim. O sana her konuda yardımcı olacak “der. Ve tekrar çocuk Tanrıya “Benim için yarattığın meleğin adı nedir? “diye sorduğunda, Tanrı çocuğa “ O’nun adının bir önemi yok. Ama sen ona ANNE diyeceksin “diye cevap vermiştir.

 

3.  Sonuç olarak;

      Yukarıda belirttiğimiz gibi annenin insan yaşamındaki önemini vurgulamamıza karşın, güncel ve gerçek yaşamda çok üzücü olaylara tanık olmaktayız. Kendi doğurduğu çocuğunu çöp bidonlarına atan ve şiddet uygulayan annelere az da olsa rastlamaktayız. Ayrıca büyük özveri ile annelik yapanlara uygun davranmayan evlatları da ne yazık ki görmekteyiz. Genelde kaderleri kötüdür annelerin! Çünkü yaşlandıklarında nankör evladının elinde oyuncak olurlar! Anne gençken, sağlıklı iken; her türlü nazik ve güzel sözcüklerle göklere çıkarılan annelerimiz yaşlanınca, elden etekten düşünce ne yazık ki evlatları tarafından sahiplenilmeyen ve huzur evlerinde son günlerini yaşayan annelere de tanık olmaktayız.' Ey anneler! Bakmayın, aldanmayın siz '' anneler günü '' şirinliğine... Bir düşmeye görün! Umarım evrende Anneler hak ettiği yere ulaşır. Özellikle kadınlarımız eğitim, ekonomik ve sosyal yönden güçlü hale gelip artık son zamanlarda kendilerine uygulanan şiddet ve vahşet olayları son bulur.

       Selam ve sevgilerimle sağlıcakla kalınız.

 

 

                                                                                     Tarihçi, Yazar ve E. Albay Kemal KARAKUZEY

 

Yayın Tarihi
08.05.2021
Bu makale 1401 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!