19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, yalnızca bir askeri mücadeleyi başlatmadı.
Bir milletin makûs talihini değiştirdi.
Emperyalizmin “bitti” dediği Anadolu insanı, onun önderliğinde küllerinden yeniden doğdu.
Ama bugün başka bir savaşın içindeyiz.
Bu kez toplar, tüfekler, işgal orduları yok.
Bu kez savaş; zihinlerde, ekranlarda, kültürde, kimlikte ve gençliğin ruhunda yürütülüyor.
Bir zamanlar cephede yenemedikleri Mustafa Kemal’i ve Anadolu insanını, bugün toplum mühendisliğiyle içeriden dönüştürmeye çalışıyorlar.
Hedef açıktır:
Atatürk’ün kurduğu genç Cumhuriyet’in ruhunu aşındırmak, milleti köklerinden koparmak ve bu muhteşem son Türk devletinden tarihî bir intikam almaktır.
Bugün gençlik sadece ekonomik sıkıntılarla, gelecek kaygısıyla ya da eğitim sorunlarıyla boğuşmuyor.
Aynı zamanda görünmez bir ideolojik bombardımanın altında yaşıyor.
Algoritmalarla yönlendirilen hayatlar…
Kültürsüzleştirilmiş eğlence anlayışı…
Tarihsizleştirilmiş nesiller…
Milli kimliği küçümseyen çevreler…
Aileyi, ahlakı, emeği ve aidiyeti hedef alan yeni akımlar…
Bütün bunlar tesadüf değildir.
Bir milletin gençliği elinden alınırsa, o milletin yarını da elinden alınır.
Atatürk bunu bildiği için Cumhuriyet’i gençliğe emanet etti.
Çünkü gençlik, sadece yaş meselesi değildir.
Gençlik; fikir, ahlak, cesaret, sorgulama ve vatan bilincidir.
Bugün ise bazı gençler kendi tarihinden utanacak hale getiriliyor.
Kendi kahramanlarına yabancılaştırılıyor.
Kendi devletine güvensiz, kendi milletine mesafeli, kendi kültürüne öfkeli bir ruh hali içine itiliyor.
İşte asıl tehlike buradadır.
Emperyalizm artık yalnızca toprak istemiyor.
Zihin istiyor.
Kimlik istiyor.
Dil istiyor.
Tarih istiyor.
Gençliğin hafızasını istiyor.
Çünkü hafızasını kaybeden gençlik, başkasının hikâyesinde figüran olur.
19 Mayıs bu yüzden sadece bir bayram değildir.
Bir uyarıdır.
Bir diriliş çağrısıdır.
Bir hesaplaşma günüdür.
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği Cumhuriyet’i gerçekten koruyabildik mi?
Eğer gençlerimiz umutsuzsa, yalnızsa, öfkeliyse, yönünü kaybetmişse; bunda sadece gençleri suçlayamayız.
Eğitimden medyaya, aileden siyasete, kültürden ekonomiye kadar hepimizin payı vardır.
Ama yine de umut vardır.
Çünkü bu toprakların mayası sağlamdır.
Bu millet, Çanakkale’de de, Sakarya’da da, Dumlupınar’da da imkânsız denileni başarmıştır.
Bugün yapılması gereken; gençliği suçlamak değil, gençliğe yeniden yön göstermektir.
Gençliğe ekranların değil kitapların,
algıların değil hakikatin,
tüketimin değil üretimin,
umutsuzluğun değil mücadelenin yolu gösterilmelidir.
Atatürk’ün mesajı hâlâ geçerlidir.
Ama o mesajı sadece törenlerde okumak yetmez.
Onu eğitimde, adalette, bilimde, ahlakta, kültürde ve devlet aklında yaşatmak gerekir.
Çünkü Cumhuriyet yalnızca geçmişten kalan bir miras değildir.
Her gün yeniden savunulması gereken bir emanettir.
Ve bugün o emanetin en kritik cephesi gençliğin zihnidir.
Son söz şudur:
Bir zamanlar Anadolu’yu işgal edemeyenler, bugün Anadolu’nun çocuklarının zihnini işgal etmeye çalışıyor.
Ama unuttukları bir şey var:
Bu milletin damarlarında hâlâ 19 Mayıs’ın ateşi vardır.
Yeter ki gençlik uyansın.
Yeter ki hafızasına sahip çıksın.
Yeter ki Atatürk’ün emanetini sadece sözde değil, ruhunda taşısın.