Bazı kayıplar rakamlarla ölçülür.
Bir bina yıkılır, yeniden yapılır.
Bir köprü çöker, yeniden inşa edilir.
Bir ekonomik kriz yaşanır ve yıllar içinde telafi edilir.
Fakat öyle kayıplar vardır ki...
Ne bütçeyle ölçülebilir,
ne mahkeme kararıyla tamamen telafi edilebilir,
ne de kısa sürede onarılabilir.
O kaybın adı güvendir.
Sosyal bilimciler buna "toplumsal güven sermayesi" derler. Toplumların yalnızca ekonomik sermayeyle değil; birbirine duyduğu güven sayesinde ayakta kaldığını ifade ederler. Çünkü güven, görünmeyen ama bütün sistemi ayakta tutan bir harçtır.
Anadolu irfanı ise aynı gerçeği yüzyıllar önce tek bir cümleyle anlatmıştır:
"Şüyuu vukuundan beterdir."
Bugün kamuoyunda yardım kuruluşlarına ilişkin ortaya atılan iddialar ve bunlara bağlı yürütülen hukuki süreçler, doğal olarak toplumda geniş yankı uyandırmaktadır.
Bu iddiaların doğru ya da yanlış olduğuna karar verecek olan bağımsız yargıdır. Hukuk devletinde hiç kimse, hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan suçlu ilan edilemez. Masumiyet karinesi, yalnızca bireyin değil; hukuk devletinin de temel güvencelerinden biridir.
Ancak hukukçu gözüyle bakıldığında asıl soru şudur:
Böylesine ciddi iddiaların ortaya çıkabilmesi bile, toplumun güven duygusunu nasıl etkiler?
Çünkü bazen...
Olayın kendisinden daha ağır olan, olayın toplum vicdanında bıraktığı izdir.
İnsanlar yardım ederken yalnızca para göndermez.
Vicdanını gönderir.
Merhametini gönderir.
İnancını gönderir.
Bir çocuğun geleceğine ortak olur.
Bir hastanın umuduna ortak olur.
Bir afetzedenin yeniden ayağa kalkmasına ortak olur.
İşte bu nedenle yardım kuruluşlarına ilişkin her ciddi iddia, yalnızca ilgili kişi veya kurumları ilgilendirmez.
Toplumun tamamını ilgilendirir.
Çünkü insanların zihninde tek bir soru oluşmaya başlar:
"Acaba yaptığım yardım gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşıyor mu?"
İşte görünmez yıkım tam burada başlar.
O saatten sonra kaybedilen yalnızca para değildir.
Kaybedilen;
güvendir.
dayanışmadır.
iyilik yapma cesaretidir.
Ve en büyük bedeli, hiçbir ilgisi olmadığı hâlde gerçekten yardıma muhtaç insanlar öder.
Güven de Bir Kamu Hizmetidir
Devlet denildiğinde çoğu insanın aklına polis gelir.
Mahkemeler gelir.
Vergiler gelir.
Cezalar gelir.
Oysa modern hukuk devletinin en önemli görevlerinden biri çok daha görünmezdir:
Toplumsal güveni korumak.
Çünkü güven yalnızca ahlaki bir değer değildir.
Aynı zamanda ekonomik hayatın, sivil toplumun, gönüllülüğün ve sosyal dayanışmanın temelidir.
Güvenin zedelendiği toplumlarda insanlar yalnızca yardım etmekten vazgeçmez.
Birbirlerine yatırım yapmaktan,
ortaklık kurmaktan,
sivil toplum faaliyetlerine katılmaktan,
hatta kamusal kurumlara güvenmekten bile uzaklaşırlar.
İşte bu nedenle güven de korunması gereken bir kamu değeridir.
Denetim Bir Tercih Değil, Hukuk Devletinin Gereğidir
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 5. maddesi devlete; kişilerin huzurunu, refahını ve güvenliğini sağlama görevi yüklemektedir.
- madde ise dernek kurma özgürlüğünü güvence altına alırken, bu özgürlüğün hukuk düzeni içerisinde kullanılacağını kabul etmektedir.
Özgürlüğün bulunduğu yerde sorumluluk...
Sorumluluğun bulunduğu yerde ise denetim vardır.
Bu nedenle yardım kuruluşlarının şeffaf, hesap verebilir ve etkin denetim mekanizmalarına tabi olması, sivil toplumu zayıflatmaz.
Tam tersine...
Sivil topluma duyulan güveni güçlendirir.
5253 sayılı Dernekler Kanunu da bu anlayış üzerine kurulmuştur.
Çünkü hukuk devleti, iyi niyet varsayımıyla değil; denetlenebilirlik ilkesiyle ayakta kalır.
Modern Devlet Suç İşlenmesini Beklemez!
Geçmişin devlet anlayışı suç işlendikten sonra harekete geçerdi.
Çağdaş kamu yönetimi ise farklı düşünmektedir.
Artık esas olan;
risk gerçekleşmeden önce riski görebilmektir.
İşte buna risk esaslı denetim denir.
Bu anlayışın amacı suçlu aramak değildir.
Suç işlemeyi zorlaştıracak sistemi kurmaktır.
Çünkü güçlü devlet;
kriz yöneten değil,
krizi önleyebilen devlettir.
Hukuk İnsanlara Değil, Sisteme Güvenir
Toplum olarak sık yaptığımız bir hata vardır.
"Falanca dürüst insandır."
"Filanca böyle bir şey yapmaz."
Oysa hukuk böyle düşünmez.
Çünkü hukuk, insanın iyi niyetine değil; insan tabiatına göre tasarlanır.
İnsan hata yapabilir.
Zaaf gösterebilir.
Yetkisini kötüye kullanabilir.
Bu nedenle hukuk;
iyi insan aramaz.
İyi sistem kurar.
Öyle bir sistem ki;
en dürüst insanı da,
en kötü niyetli insanı da,
aynı kurallara,
aynı denetime,
aynı hesap verebilirlik mekanizmasına tabi tutar.
İşte hukuk devletini kişi devletinden ayıran temel çizgi budur.
Ahbap-Çavuş Düzeni Nasıl Doğar?
Türkçede çok eski bir deyim vardır:
"Ahbap-çavuş ilişkisi."
Bu ifade herhangi bir kişi ya da kurumu değil;
kuralların zayıfladığı,
ilişkilerin güçlendiği,
denetimin ikinci plana itildiği yönetim anlayışını anlatır.
Hiçbir sistem bir gecede çökmez.
Önce denetim zayıflar.
Sonra şeffaflık azalır.
Ardından hesap sorulmaz.
En sonunda güven kaybolur.
İşte halk arasında buna "ahbap-çavuş düzeni" denir.
Sorun kişiler değildir.
Sorun, kişilere ihtiyaç duyacak kadar zayıf bırakılmış sistemdir.
Netice itibarıyla;
Belki bugün tartışılan iddiaların tamamı doğrulanacaktır.
Belki bir kısmı yanlış çıkacaktır.
Belki kamuoyunun bugün konuştuğu birçok ayrıntı yargılama sonunda bambaşka bir anlam kazanacaktır.
Bu, bağımsız yargının görev alanıdır.
Fakat değişmeyecek tek gerçek şudur:
Toplumsal güven, mahkeme kararıyla yeniden üretilemez.
Güven yıllar içinde oluşur.
Dakikalar içinde kaybolabilir.
Devlet yalnızca yollar yapan, vergiler toplayan veya suçluları cezalandıran bir organizasyon değildir.
Devlet;
insanların birbirine güvenebilmesini sağlayan görünmez sistemdir.
Şeffaflık,
hesap verebilirlik,
etkin denetim,
ve hukukun herkese eşit uygulanması...
Bunlar yalnızca teknik hukuk kavramları değildir.
Bir toplumun vicdanını ayakta tutan görünmez sütunlardır.
Eğer bu sütunlar zayıflarsa...
Bugün bir yardım kuruluşunda,
yarın başka bir vakıfta,
öbür gün farklı bir kurumda,
aynı tartışmalar yeniden yaşanacaktır.
Çünkü sorun isimler değildir.
Sorun, isimlerden bağımsız çalışabilecek kadar güçlü bir sistem kurulamamış olmasıdır.
Devletin büyüklüğü sahip olduğu bütçeyle değil;
kurduğu güven sistemiyle ölçülür.
Çünkü güçlü devlet, vatandaşından güven isteyen değil;
güven vermeyi başaran devlettir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir toplumun en büyük zenginliği kasasındaki para değil, kalbindeki güvendir.
O güven kaybolduğunda yalnız bugünün bağışları değil;
yarının merhameti, dayanışması ve vicdanı da kaybedilir.
İşte bu yüzden...
Şüyuu gerçekten de çoğu zaman vukuundan beterdir.
Saygılarımla...