Dikiş tutmayan tek damar "ar damarı "..
Bir toplumun çöküşü bazen büyük savaşlarla başlamaz.
Ne tank sesleriyle…
Ne de ekonomik krizlerle…
Bazen bir toplum, sadece utanma duygusunu kaybederek çöker.
Eskiler buna kısa ama ağır bir söz söylerdi:
“Ar damarı çatlamış…”
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda, bu cümlenin ne kadar korkutucu bir gerçekliğe dönüştüğünü görmemek mümkün değil.
Bir zamanlar insanlar yanlış yaptığında yüzü kızarırdı.
Ayıp denen bir kavram vardı.
Bir bakınız etrafınıza hemen hemen her kesimden, her meslek erbabı ve efradından "ar damarı çatlamış" nice insan (!) güruhları göreceksiniz. Velhasıl kelam adeda "Rögar Kapağı" patlamış durumda bir zamanda yaşamaya çalışmaktayız.
Bir zamanlar "Vicdan" geceleri insanı uyutmazdı.
Haksızlık yapan, utanırdı.
Yalan söyleyen, mahcup olurdu.
Emanete ihanet eden toplum içinde başını eğmek zorunda kalırdı.
Şimdi ise bambaşka bir çağın içindeyiz.
Yalan artık maharet gibi sunuluyor. Hatta gözünüzün içine baka baka ve insanların yüzleri kızarmaksızın size yalan değil, kuyruklu yalanlar uydurulmakta...
Yalanlar hakkında yeni atasözleri bile peydah olmuşken "yalan ağzına yuva yapmış" "yalan ağzına salıncak kurmuş" "at yalanı şey yapsınlar inananı" diye liste uzarken, işin acıtıcı tarafı ise bu lakırdıların bile hava su gibi normalleşmesi ve içselleştirilmesidir..
Kandırmak “uyanıklık” sayılıyor.
İnsanların emeğini yemek “başarı hikâyesi” diye anlatılıyor.
Özür dilemek zayıflık, utanmak ise kaybetmek gibi gösteriliyor.
En tehlikelisi de şu:
İnsanlar artık yaptıkları şeyin yanlış olduğunu bile hissetmiyor. Namus, şeref haysiyet, erdem, etik değerler, evrensel doğrular vs vs vs.. Diye uzayıp giden kıymetli varlıklar adeta bozuk para gibi harcanmış durumda.
İşte gerçek kırılma burada başlıyor.
Çünkü ar damarı bir insanın içindeki görünmez ahlaki sigortadır.
O sigorta attığında insan durur, düşünür, kendini sorgular.
Ama o damar çatladığında artık sınırlar ortadan kalkar.
İnsan;
iftirayı normalleştirir,
ihaneti meşrulaştırır,
haksızlığı alışkanlık haline getirir.
Ve bir süre sonra kötülük sıradanlaşır.
Bugün sosyal medyada insanların birbirini linç ederken hiçbir vicdan emaresi göstermemesi…
Birilerinin başkasının acısından “izlenme” devşirmesi…
Yalan haberlerin bile bile servis edilmesi…
Çocukların bile merhametten çok alay etmeyi öğrenmesi…
Belki de bu yüzden tesadüf değildir.
Çünkü utanma duygusu zayıfladığında, insan önce vicdanını kaybeder.
Vicdan gidince merhamet kaybolur.
Merhamet gidince geriye sadece çıkar kalır.
Ve çıkarın kutsandığı yerde artık dostluk da azalır, güven de…
Bugün modern dünyanın en büyük krizlerinden biri ekonomik değil aslında.
İnsanî çürümedir.
Teknoloji büyüyor…
Binalar yükseliyor…
Yapay zekâ gelişiyor…
Ama insanın kalbi küçülüyorsa, medeniyet dediğimiz şey sadece süslü bir vitrinden ibaret kalıyor.
O yüzden mesele sadece “ahlak” meselesi değildir.
Bu aynı zamanda bir gelecek meselesidir.
Çünkü ar damarı çatlamış toplumlarda adalet zayıflar.
Aile yapısı bozulur.
Devlete güven azalır.
İnsan ilişkileri çıkar ortaklığına dönüşür.
Ve sonunda herkes birbirinden şüphe etmeye başlar.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basittir:
İnsan bazen kanundan önce vicdanından korkmalıdır.
Çünkü dünyayı ayakta tutan şey yalnızca kurallar değildir.
İnsanın içindeki o görünmez sınırdır.
O sınır kaybolduğunda, geriye sadece güç savaşı kalır.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Ar damarını kaybeden toplumlar, önce ruhunu…
Sonra da geleceğini kaybeder.
İyi bayramlar...