Teknoloji çağının en büyük paradokslarından birini yaşıyoruz.
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar birbirleriyle bu kadar kolay iletişim kuramadı.
Bir tuşa basıyoruz.
Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz.
Fotoğraflar paylaşıyoruz.
Mesajlar gönderiyoruz.
Canlı yayınlar açıyoruz.
Binlerce kişiye aynı anda ulaşabiliyoruz.
Ama garip bir şekilde...
Hiçbir dönemde insanlar kendilerini bu kadar yalnız hissetmedi.
Bugün milyonlarca insanın sosyal medya hesabında yüzlerce, hatta binlerce takipçisi var.
Telefon rehberlerinde yüzlerce kayıtlı numara bulunuyor.
Mesaj kutuları dolup taşıyor.
Ancak gece başını yastığa koyduğunda derdini gerçekten paylaşabileceği bir dostu olmayan insanların sayısı da her geçen gün artıyor.
Çünkü teknoloji iletişimi artırdı.
Ama insan ilişkilerini aynı ölçüde güçlendiremedi.
Eskiden insanlar birbirlerini görmek için yola çıkardı.
Şimdi birbirimizi görmek yerine ekranlara bakıyoruz.
Eskiden çocuklar sokakta arkadaş edinirdi.
Şimdi arkadaş listeleri uygulamalarda oluşuyor.
Eskiden mahalle vardı.
Şimdi algoritmalar var.
Bir zamanlar insanlar komşularının kapısını çalmadan eve girmezdi.
Bugün aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin adını bile bilmiyor.
Dijital dünya bize büyük kolaylıklar sağladı.
Ancak beraberinde görünmeyen bir bedel de getirdi.
Gerçek ilişkilerin yerini sanal ilişkiler almaya başladı.
Samimiyet yerini gösterişe bıraktı.
Muhabbet yerini etkileşim sayılarına bıraktı.
İnsanlar artık mutlu olmaktan çok mutlu görünmeye çalışıyor.
Gezmekten çok gezdiğini göstermeye çalışıyor.
Yaşamaktan çok sergilemeye çalışıyor.
Ve bu yarışın sonunda ortaya yorgun, tükenmiş ve yalnız insanlar çıkıyor.
Özellikle gençler bu dönüşümün tam merkezinde bulunuyor.
Sürekli karşılaştırılıyorlar.
Sürekli başkalarının hayatlarını izliyorlar.
Birileri daha güzel.
Birileri daha zengin.
Birileri daha başarılı.
Birileri daha popüler.
Bu durum zamanla görünmeyen bir baskı oluşturuyor.
İnsanlar kendi hayatlarını yaşamaktan çok başkalarının hayatlarına yetişmeye çalışıyor.
Oysa hayat bir yarış değildir.
İnsan olmak bir takipçi sayısından ibaret değildir.
Gerçek dostluklar bir uygulamanın sunucularında değil, hayatın içinde kurulur.
Bir dostun omzuna dokunabilmek...
Bir büyüğün duasını alabilmek...
Bir çocuğun gözlerindeki sevinci görebilmek...
Hiçbir ekranın verebileceği bir duygu değildir.
Belki de modern insanın yeniden hatırlaması gereken şey tam olarak budur.
Teknoloji hayatı kolaylaştırabilir.
Ama insanın kalbini dolduramaz.
Bunu ancak başka insanlar yapabilir.
Bugün sahip olduğumuz en büyük eksiklik internet hızı değildir.
Daha güçlü telefonlar da değildir.
Belki de en büyük eksiklik, birbirimize ayırdığımız zamanın giderek azalmasıdır.
Çünkü insan yalnız yaşayabilen bir varlık değildir.
İnsan, başka insanların varlığıyla anlam kazanır.
Ve bazen bir dostun samimi "Nasılsın?" sorusu, binlerce beğeniden çok daha değerlidir.