DİP DALGA

Barış Diye Geldiler, Devleti Çökerttiler!

Barış, demokrasi ve hukuk söylemiyle girilen her ülkede geriye ya iç savaş, ya darbe, ya da çökmüş bir devlet kaldı; 15 Temmuz’da Türkiye’ye reva görülen de tam olarak buydu.

Barış Diye Geldiler, Devleti Çökerttiler!

Dünya artık hukuka göre değil, güce göre işliyor. Daha doğrusu gücün bile kuralsızlaştığı bir çağdayız. Yeni dönemin adı kondu: Haydut hukuku. Hukuk varmış gibi yapılıyor, barış kelimesi dillerden düşmüyor ama haritalara bakıldığında görülen tek şey yıkım.

Venezuela’da Maduro’nun kurduğu düzen bunun en çıplak örneklerinden biridir. Ordu halkı koruyan bir kurum olmaktan çıkarılmış, lidere sadakat üzerinden yeniden dizayn edilmiştir. Hukuk, adalet üretmekten vazgeçmiş; muhalefeti susturmanın aracı hâline gelmiştir. Seçimler yapılmış ama meşruiyet sandıkta bırakılmıştır. Saraylarda lüks yaşanırken halk açlığa terk edilmiş, devlet içten içe çürümüştür.

Bu bir istisna değil, bir modeldir. Aynı model, yıllardır farklı coğrafyalarda farklı isimlerle uygulanıyor.

İran’da 1953’te demokrasi adına seçilmiş Musaddık devrildi, ülke uzun yıllar sürecek bir baskı rejiminin içine itildi. Irak’ta özgürlük ve kitle imha silahları yalanıyla girildi, devlet dağıtıldı; mezhep savaşları ve terör kalıcılaştı. Suriye’de reform ve barış söylemleri, vekâlet savaşlarının örtüsüne dönüştü; şehirler yıkıldı, ülke fiilen çözüldü. Mısır’da sandıktan çıkan irade “istikrar” gerekçesiyle devrildi; darbe meşrulaştırıldı, toplum susturuldu.

Son yıllarda ABD ve İsrail’in “barış” adı altında yürüttüğü süreçler de aynı zincirin devamıdır. Filistin’de barış denildi, işgal derinleştirildi. Normalleşme denildi, hukuksuzluk kalıcılaştırıldı. Güvenlik denildi, Ortadoğu daha güvensiz hâle getirildi. Barış kelimesi artık bu coğrafyada bir umut değil, bir yıkım örtüsüdür.

İşte 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’ye yapılmak istenen tam olarak buydu. Devleti içeriden çökertmek, sandığı anlamsızlaştırmak, halkın iradesini silah zoruyla tasfiye etmek. Orduyu milletin değil, karanlık bir yapının emrine sokmak. Hukuku askıya alıp kontrollü bir kaos üretmek.

O gece hedef bir hükümet değildi. Hedef Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsız karar alma yeteneğiydi. Hedef  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısı, egemenliği ve geleceğiydi.

Başarsalardı ne olurdu? Irak gibi “özgürleştirilmiş” ama parçalanmış bir Türkiye olurdu. Suriye gibi içi boşaltılmış, vekâlet savaşlarının alanına dönmüş bir Türkiye olurdu. Mısır gibi sandığın sadece dekor olduğu bir Türkiye olurdu.

Halk bunu gördü ve tankların önüne geçti. Çünkü halk kendisini yok sayanı korumaz. Kendisini sömüreni savunmaz. İradesini gasp edeni sahiplenmez. Maduro’yu da korumaz, darbeciyi de, barış getirdiğini söyleyip devleti çökerteni de.

Bugün tam da bu yüzden çok daha dikkatli olmak zorundayız. Çünkü aynı senaryo bu kez tankla değil, metinle; mermiyle değil, kelimeyle sahneye sürülüyor. Bugün Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürütülen tartışmalara ve bu komisyonun çığırtkanlığını yapan, Türk ordusunu “kanla beslenen işgalciler” gibi ifadelerle betimleyen, bebek katilliğini meşrulaştırmış bir terör yapısının siyasi uzantısı konumundaki partinin komisyona sunduğu rapora bakıldığında, tehlike çok net biçimde görülüyor. Metnin her satırında “barış” kelimesi özne yapılırken, satır aralarında hedefin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısı olduğu açıkça okunuyor.

Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Barış kelimesi, devletleri yıkmak isteyenlerin en sevdiği ambalajdır. Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da nasıl kullanıldıysa; bugün de aynı akıl devrededir. Üniter devleti tartışmaya açan hiçbir metin masum değildir. Devleti “sorun”, milleti “engel”, orduyu “işgalci” gibi gösteren hiçbir söylem barış üretmez.

Asıl tehlike dışarıdan gelen tehditler değil, içeride meşruiyeti ve devlet fikrini aşındıran bu dilin normalleştirilmesidir. Çünkü içeride adalet zayıfladığında dışarıda düşman cesaretlenir. Hukuk bulanıklaştığında “barış” adı altında dayatmalar kapıya dayanır.

Devlet dostluk edebiyatıyla yönetilmez. Devlet hamasetle ayakta kalmaz. Kartondan kaplan gibi kükreyip ilk rüzgârda yıkılırsınız.

Yeni dünya düzeni açıktır: Güçlü değilseniz ezilirsiniz. Adil değilseniz içeriden çürürsünüz. Meşru değilseniz bir gün mutlaka devrilirsiniz.

15 Temmuz, bu milletin “Irak olmayacağız, Suriye olmayacağız” diye attığı tarihî imzadır. Bugün de aynı uyanıklıkla bakmak zorundayız. Çünkü barış diye gelenlerin, devleti nasıl çökerttiğini bu coğrafya çok iyi bilir.

Allah devletimizin ve milletimizin yardımcısı olsun.

Kaynak: https://strasam.org/yazar/arastirmaci-yazar-oktay-iyisarac/

Yayın Tarihi
04.01.2026
Bu makale 89 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!